Nasılsınız?

Abone Ol

“Nasılsınız” ifadesi bir soru cümleciği gibi görülse de gerçekte kimse kalkıp bu ifadeyi ciddi ciddi cevaplamak için uğraşmaz.

Ya teşekkür eder ya “çok şükür” der veya “eh işte” diye geçiştirir.

Sağlık durumumuzu öğrenmek isteyen bir insanın merakını pek bulmazsınız bu ifadede. Öyle olmasına bu rağmen günlük hayatta en çok kullandığımız, insan ilişkilerinin olmazsa olmazdır bu soru kalıbındaki ilgi cümlesi.

Size bu cümleyle gelen kişi aslında zımni olarak şunu söylemeye çalışıyor: “Sizin sıhhatten iyi olmanız benim için önem arz etmektedir. Siz umurumdasınız, varlığınız hep sürsün.”

Bunu ne kadar çok kişiye içten söylerseniz verdiğiniz selamı ve beklediğiniz güveni temin etmiş olursunuz.

“Nasılsınız”la size yaklaşan kişi kendi ağzınızdan halinizi durup dinlemek istiyor zahir.

Siz de bu sözün altında kalacak değilsiniz elbette. Teşekküre teşekkürle mukabelede bulunduktan sonra, “Siz nasılsınız” diyerek icabet edersiniz.

Kimse, “Siz nasılsınız?” diye soru formunda bir cümle kurup karşısındaki kişinin ne diyeceğini merak etmez. Soruya muhatap olan kişi de, “Acaba ben şimdi ne diyeyim?” şeklinde kararsız kalmaz.

Vereceği cevap bellidir: “Sağ olun ben de iyiyim.” Aslına bakarsanız muhtemelen iki taraf da iyi olmayabilir. Bir sürü derdi vardır kim bilir.

Asıl garip olan ağır hasta olan birine, “Nasılsınız?” diye sormaya kalkmaktır.

Herkes herkesin sağlık durumunu adım atışından nefes alışına, yüzünün renginden neşeli ya da durgun oluşuna bakarak bilgi sahibi olabilir.

“Nasılsınız” dediğimiz kişi sağlıklı halini bize söyleyerek aynı zamanda bizi de mutlu eden kişidir. Biraz daha samimi ve ahbap olduğumuz kişilere bu kalıp ifadeyi değiştirir “n’aber?” diye yaklaşırız. “Nasılsın” ifadesinin informel şeklidir bu.

“Ne haber?” cümlesinin kelimeye tahvil olmuş halidir. “Senin dünyanda neler var, her şey yolundadır umarım” cümlesinin en kullanışlı şeklidir aynı zamanda.

Kimsenin kimseyi bilgilendirmediği, kimsenin kimseyi malumat sahibi kılmadığı, ama çok şeyler söylemiş gibi tesir bıraktığı bu kalıp cümlelerin ne kadar önemli ve ne denli hayati olduğunu şu meşum günlerde daha bir anlıyoruz.

Biri geçerken kafasını uzatıp sadece, “N’aber?” desin ve cevabını almayı bekleyecek kadar vakti olmadığı için bizim ona söylediğimiz, “Senden n’aber?” cümlesini varsın duymasın.

Sevgili okur sana bir şey soracağım doğru cevabını verirsen çok memnun olurum: Nasılsın, iyi misin?

KARANTİNA GÜNLERİNDE NE OKUYALIM?

Ne okursanız okuyun, ama sakın dışarıya çıkmayın.

Sizi dışarıya çıkmaya teşvik ve tahrik edecek romanlardan ve hikâyelerden hatta şiirlerden kaçının.

“Gel dışarıda bir çay içelim” diyenlere elinizdeki kitabı gösterin. Kitabı işaret ederek: “Bundan izin almam lazım” diyerek çağıran kişiyi tiye alın.

T.S. Eliot’un Çorak Ülke’sindeki şu dizeyi hafife almayın: “Aylardan en zalimidir nisan.” Mart ayının kapıdan baktırması yetmiyormuş gibi dünyayı eve kapatmasının yanı sıra Nisan’ın hepimize yaptığı zulmü daha çok kitap okuyarak atlatmaya çalışalım. İlla birkaç tane örnek isterseniz şayet işte size tavsiye kitaplar:

Nekro Porta-(Ölüler Kapısı)-(Roman) Meliha Öz -Şule Yayınları

Kendine Dolanan Sarmaşık-(Hikâye) Emine Altınkaynak-Dergâh Yayınları

Geç Gelen Hüzün-(Şiir) Hüseyin Bektaş-Çıra Edebiyat

Serçelerin Ölümü-(Roman) Kadir Daniş-İz Yayıncılık

Krsital Kentler-(Anlatı) Hasibe Çerko-Hece Yayınları

Bosna’da Baki Kalan-(Gezi-Hatıra) Hüseyin Yorulmaz-Şule Yayınları