Nasıl?

Abone Ol

Zamanın akışı içerisinde her düşünce, her hareket çeşitli mevzilerden geçer. Zaman zaman yükselişler zaman zaman gerileyişler de bu tür olgular için fıtri bir gerekliliktir. Bu nedenle genellikle sistemler, düzenler insanlara benzetilir. Doğarlar, büyürler, gelişirler ve kaçınılmaz sona doğru ilerlerler. Bu tabi seyir içerisinde algılama, düşünme, anlamlandırma ve yaşama biçiminin yıkılışı çok fark etmeden gerçekleşir. Bu yıkılışın çatırtısı çoğu zaman boşluk içinde seyreden müntesipler tarafından hissedilmez çünkü onlar için artık mihenk kendi kabulleri olmuştur ve bu kabulleri hakikat olarak diğerlerine kabul ettirmek için kendi içlerinde büyük bir çekişme içerisine girerler. Bu süreçte bu insanın bir “düzen fikri” arayışına girmesi kendi düzen isteği nedeniyle kaosun da davetçisi olur. Bunda kesin inanç sahibi kimselerin kendi mevcudiyetlerini hakikat olarak görmelerinin payı büyüktür. Bunun için bir tanıma ihtiyaç duymaksızın hainler üreterek ya da ihanetle suçlayarak zahmetsiz bir şekilde kendi hakikatini herkese icbar etme girişiminde bulunurlar ki bu da bilgiden çok hamaset ve duygular vasıtası ile olur. Bu bakımdan yeniden söz söyleyebilme ve eyleyebilme kabiliyeti öncelikli olarak akamete uğratılır.

Bu noktada kendilerine yeni bir meşruiyet kaynağına da ihtiyaç duyarlar, bu noktada hem geçmişi çekip, çekiştirerek onu bozarak ve bu bozuk hali kendi hakikatlerinin temeline koyarak sanki gerçekmiş gibi bir algı yaratmaya çalışırlar ve bu noktada her şeyi tahrif etmekten geri durmazlar. Bu yüzden sürekli gerçekliği ölçülemeyecek hikâyemsi, ağdalı bir anlatım ile bir de kati bir dil ile sanki hakikatin yegâne bekçileriymiş gibi rollere soyunurlar. Ancak dikkatli bir göz bu karikatür tiplerin orijinallerini daha önce gördüğü için bu meşruiyet çabası pek işe yaramaz. Lakin hiçbir şekilde bundan vazgeçmek istemedikleri gibi daha da el büyüterek hareket ederler. Muhakkak ki bu sureci yönetmek hiç kolay olmadığı gibi bir de aşırı mesuliyet gerektirir. Çünkü içinde hareket edilen zamanın içindekilerin birer emanet taşıdıklarını unutmamaları gerekir. Nihayetinde bu bozma girişimi sözde aslı tutmak için yapıldığı söylenirken zaman da göstermiştir ki bir yapı ne kadar sarsılırsa sarsılsın ancak kendi varlığını bozmaya başladığı anda yok oluşun kapılarını aralar.

Şayet farklı bir gelecek kurmak mevzubahis ise işte o vakit mecburen yüklenilen emanetleri geleceğin getirdiği yeni soru ve sorunlara daha iyi mukabelede bulunacak şekilde kurmak ve gelecek nesillere aktarmak gerekiyor. Bu, bugünün emanet sahiplerinin keyfiyetine göre değil bilginin gerektirdiği şekilde olmalıdır. Bunun için gerekli bilgiyi ortaya koymak gerekir. İşte bu noktada geçmiş ve gelecek tahribatçılarının sözde gelenek savunuculuğu ile kendi uydurdukları hurafeler üzerinden giriştikleri söküme dayanabilmek önemli konulardan biri olarak hep yol boyunca var olacaktır. Ya onların şımarıklıkları, arzu ve istekleri ile bir çınar kendine benzemeyen bir şeye dönüşecektir. Hem de bu çınara benzetme iddiası ile dönüştürülecek ya da her kesimin kendi keyfiyetine göre tarif ettiği kaotik bir ucubeye dönüşecektir. Bu yüzden hareket etmek ve hamle yapmak gerekir ki düzen kendi yolunu bulsun, istikbalini ve verdiği ümidi yeşertebilsin. Kendinden kaçtığını düşünen kişi unutmamalı ki karşılaşacağı yine kendisi olacaktır. Eve giden yol basit ve uzun olandır. Hoşça bakın zatınıza…