Nasıl Niyetisyen Olunur?

Abone Ol

Niyet insan eylemlerinin gerçek sebebini ve hedefini ortaya koyan iç hazırlıktır. İradeli yapılan her fiilin mutlaka bir niyeti vardır. Şöyle demek de mümkün: İstikameti olan her yürüyüş ve eylemin niyeti de vardır. Eylemler kimi zaman niyete uygun kimi zaman ise niyet içerisinde başka niyete hizmet eder. Bir konuda samimi olup olmadığınız o konuda neye niyetlendiğinizle doğru orantılıdır. Bazen hiç beklenmedik biçimde insanın niyetiyle eylemi uyuşmaz. İyi bir niyetten iyi olmayan sonuç doğabilir. Fakat ne olursa olsun yine de hepimiz şu hadisin aydınlattığı lambanın altında toplanmayı samimiyetin ölçüsü kabul ederiz: “Ameller niyetlere göredir.”
Dış görünüşüne ya da sergilediği kimi davranışlarına bakarak kişinin asıl maksadı hakkında hüküm yürütmek tek kelime ile işgüzarlık ve de densizliktir. Allah hiçbir kulunun gerçek niyetini dünyada yekdiğerine ifşa etmez. İsteseydi Allah insanın alnına gerçek niyetini yansıtabilirdi. Fiil ve hareketler ne zaman tutum haline gelirse o vakit bir takım niyet belirlemeleri yapabilir belki insan. O da yüzde yüz bir yargı olmayıp sadece temkin sadedindedir. Herkesin yüzü nasıl kendi içine dönükse niyeti de bundan farklı değildir. İnsanın içyüzü içindedir ve o niyetidir.


Modern hayat ve kapitalizm insanı insanın kurdu yapmayı başarmıştır. Bu düzende herkes herkesi kendi yazdığı biçimde okumaktadır. İnsaf payı denilen şeyin uygulama alanı kalmamıştır. İnsanları mümkün mertebe hızlı tasnif etmek, tanımlamak ve de yargılamak bunu yapan kişilerin her konuda haklı olma avantajlarını artırmaktadır. Yeni bir meslek dalıdır artık “niyetisyenlik”. Niyetisyenler en açık niyetleri bile kendilerine göre okur ve niyet sahibinin bu niyetiyle nereye varmak istedikleri konusunda öngörüler ortaya koyarlar. “Bakma sen falancanın öyle konuştuğuna, şöyle davrandığına, aslında o…”, “Onun maksadını ben çok iyi biliyorum”, “Falanca hiç samimi değil, filancanın bütün derdi gösteriş” gibi sözler niyetisyenlerin en tipik niyet okuma biçimleridir.


“Kötü bir niyetim yoktu” diyenlerin bu savunmalarını nasıl karşılamak lazımdır acaba? Kişi kendi içini başkasından daha iyi bileceğine göre genelde buna inanmak durumunda kalırız. Bir niyetin iyi olması sonuçlarının da iyi karşılanacağı anlamına gelmez elbette. Bazı niyetisyen tipleri de böyledir. Aşırı iyimser davranarak her kötü sonucu iyi bir niyete bağlayarak masum kılmaya çalışırlar. Meşhur sözdür, “cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir” diye. Bu her şeye iyi bakmaktan tefrik melekesini kaybetmenin doğuracağı sonuca işarettir. “Şöyle azgınlığı, böyle fenalığı oldu, ama onları bilerek yapmadı, iyi niyetinden yaptı, kalbi temizdi” biçiminde savunmalar tabiri caizse niyeti bozan niyetisyenliktir.


Ne çok dağıldık ne fena savrulduk ve ne kadar parçalandık ki kalbin vebalini kafa, kafanın suçunu dil, dilin mesuliyetini el kabul etmiyor. Herkes namazı, abdesti, orucu bozan şeylerden bahsediyor da kimse niyeti bozan şeyleri merak etmiyor. Niyet bozulursa ne abdest kalır ne namaz. Niyet insan davranışlarında uzun süre öyle kendini saklayabilen bir şey de değildir. Tebdil-i kıyafet yapıp kendini farklı ortamlarda farklı biçimlerde gösterse bile çok çabuk yakayı ele verir. Zira niyetinin bozukluğu kişinin yakasına bulaşır, çenesinden akar.


“İnsanın fikri neyse zikri de odur” sözü çok kullanışlı olduğu için hemen odanın en üst köşesine çerçeve yapılıp asılmaya kalkılır. Oysa bütün büyü, fikri ile zikri arasındaki zengin kafiyeden ibarettir. Kimi zaman insan ağzından çıkanı kulağına işittiremez. Bazen de içindekini anlatmaya kelime bulamayabilir. Dolayısı ile zikrimiz fikrimizi tam karşılamayabilir. İnsan kendisini kendisine bile doğru düzgün anlatmaya güç yetiremezken her insana teker teker kendini anlatabilmesi hiç kolay bir mesele değildir. Niyet insanın içyüzü ise şayet bu niyetin kaza kırım ve otopsisi bu âlemde kolay kolay neticelenmez. En iyisi ahireti beklemek lazım. Hesap günü insanda organların şahitlik etmesini insanın niyetiyle baş başa bırakılmayacağı anlamında okumak lazımdır. Acaba niyetisyenler o gün saklanacak bir mazeret bulabilecekler midir?