Kişinin kendisini tarifinden çok, nasıl davrandığı önemlidir. Aynı şey siyasi partiler için de geçerildir ve hatta siyasi partiler için tariften çok partiyi yönetenlerin davranış ve hareket tarzı önem kazanır. Söz gelimi bir partinin sosyal demokrat olarak tarif ediliyor olması bu tarife uygun hareket etmesini, bu çerçevede ülke sorunlarına çözümler üretmesini beklememize yol açar ama çoğu zaman bunun aksi olabilir. Sözü CHPye getirmek istiyorum.
Anamurda yayın yapan Türkmen FMde Vedat Çelikbaşın hazırlayıp sunduğu "Akdeniz Sohbetleri" programına dün ikinci defa konuk oldum. Hemen belirteyim ki, program benim açımdan çok zevkli geçti. Gündemdeki konuları tartışıyoruz, daha doğrusu Sayın Çelikbaş soruyor biz de yorumluyoruz. Bu arada dinleyicilerden gelen soruları cevaplandırıyoruz. Elbette Türkmen FMnin Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Cemil Sevenin özgürlükçü tutumu, konuşmacıları düşüncelerini açıklamada tamamen serbest bırakması programın zevkli geçmesinde önemli rol oynuyor.
Programda gündemdeki konular yorumlandığı için iki defadır Cumhurbaşkanı seçimi etrafındaki tartışmalar ile nasıl bir Cumhurbaşkanı istediğimiz sorusuna muhatap oluyoruz. Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişebilir. Çünkü kişinin ideolojik ve siyasi tavrı Cumhurbaşkanı olarak görmek istediği kişinin belirlenmesinde önemli rol oynar. Bu da gayet doğaldır. Benim kafamdaki kişi ile bir başkasının kafasındaki kişi farklılık arzeder. Söz gelimi ben Cumhurbaşkanı olacak kişinin Milli Görüş sahibi, bu ülkeyi uşak değil güçlü ve lider ülke yapma sevdalısı olmasını isterim. Ağır sanayini kurmuş, dış ticaret açığı olmayan, olsa bile çok az olmasını isteyen, ülkenin yararını bunda gören bir kişi Cumhurbaşkanı olmalıdır. Tarif ettiğim kişinin Erbakan Hoca olduğu açıktır. Hemen belirteyim ki, dün Erbakan Hocayı siyaset dışı bırakan çevreler bile bugün farklı bir noktadadırlar. Bu bakımdan teklifimin uygulama şansı yüksektir. Elbette, bu anlayışta bir kişinin Cumhurbaşkanı olması sıraladığım hedeflere ulaşmak için yeterli değildir. Aynı duygu ve düşünceleri paylaşan bir başbakan ve hükümete de ihtiyaç vardır.
Gönlümden geçenler bunlar olmakla birlikte Cumhurbaşkanının seçiminde uygulanacak yol Anayasada belirlenmiştir. Seçim bu çerçevede yapılacaktır. Ve sonuç olarak yeni Cumhurbaşkanını Meclis çoğunluğu belirleyecektir. Bu noktada herkesin Anayasa ve yasalara uymak mecburiyeti vardır. Sistemin rayında yürümesi ancak böyle mümkün olur. Aksi halde birileri kendi istedikleri bir kişinin Cumhurbaşkanı seçilmesi için siyaset dışı güçleri olaya müdahaleye zorluyor, gerekirse demokrasinin askıya alınabileceği izlenimi veren açıklamalar ve davranışlar sergiliyorlarsa, bu hareketin sahibi siyasi kadrolar kendilerini istedikleri kadar demokrat olarak tarif etsinler bu tarifleri laftan öte gidemez. Bunun için diyorum ki, partilerin kendilerini nasıl tarif ettiklerinden çok, nasıl davrandıkları önem kazanıyor.
Bu ülkede siyaset yapanlar artık bir şeye karar vermek durumundadırlar.. Bu ülkenin gerçekten demokratik bir ülke olmasını istiyor muyuz istemiyor muyuz
Lafa gelince demokrasiden yana ama uygulamada farklı bir tavır sergileyerek ülkenin demokrat bir yapıya kavuşması mümkün olmaz.
Kaldı ki, Cumhurbaşkanı seçiminin esasları Anayasa ile belirlendiğine göre ülke gündemi aylardan beri bu konu ile meşgul edilerek, ülkenin esas sorunlarının üzerinin örtülmesine sebep olmak, iktidar ile anamuhalefet partisi arasında gizli bir işbirliği olduğunu akla getirebilir. Bu anlaşmanın ille de bir masa etrafına oturarak sağlanmış olması gerekmez. Anlamsız bir horoz dövüşü sahneleniyorsa yapılan aynı kapıya çıkar.
Cumhurbaşkanı seçimi bu ülkenin dış politika ve ekonomideki çıkmazını gizlemeye vesile olmamalıdır. Ne yazık ki, Barzani denen bir adamın ülkemize meydan okuyuşu bile Cumhurbaşkanı seçimi tartışmaları arasında dikkatlerden kaçıyor. Buna kimsenin hakkı yoktur.