Nasıl bir seçimdir bu?

Abone Ol

Fransız Doğacı (Naturaliste) sanat akımının estetik anlayışını roman türünde başarılı bir şekilde yansıtan emile Zola nın bir sözü vardır. Bu sözü, haksız bir şekilde yargılanıp rütbesi sökülerek ordudan ihraç edilen ve cezasını çekmek üzere sömürgelerden birine gönderilen yüzbaşı Dreyfus un itibarının iade edilmesi için muhakemenin yenilenmesi esnasında söyler. Yirmini yüzyılın başlarında bu dava Fransız aydınlarının ve aynı zamanda Fransız kamuoyunun ciddi ve derin bir şekilde özeleştiri yapmalarına da vesile olacaktır. Fransız milleti ve milliyetçiliği, Fransız katolikliğinin Katolik Kilisesi nden kendine özgü özellikler taşıdığı, Yahudilik, Sosyalizm vb. sorunlar da Dreyfus davası dolayısıyla yoğun bir biçimde tartışılacaktır. Aydınlar Yüzyılı (Boğaziçi Yayınları) isimli eserde bütün bunlar genişçe incelenir.

Zola nın sözü mealen şöyledir: "Hakikat yürümektedir." Açık, açık olduğu kadar da basit bir söz gibi görülebilir bu. Fakat üzerinde biraz düşünüldüğünde derin bir anlamı içerdiği kavranacaktır. "Hakikatin" yürümesi demek, öncelikle uzun ve meşakkatli bir süreci işaret etmektedir. Daha önemlisi "hakikat" ne kadar zaman geçmiş olsa ve ne kadar üstü örtülmeye çalışılsa bile, özü hep aynı kalır, değişime uğramaz. Önünde sonunda içerdiği özü, anlamı ya da değeri ortaya koyar, hedefine ulaşır, yani kendini kabul ettirir. Ona karşı yapılacak her mücadele akamete uğrar, önüne dikilen her türden engel ancak belli bir süre direnç gösterebilir ve ilelebet örtülmesi, gizli tutulması mümkün olamaz. Aslında hakikat ayrıca bir mücadeleye ihtiyaç duymaz, aksine ona karşı, onun kendini izhar etmesine karşı mücadele edilir, engeller konulur.

Seçim dolayısıyla yapılan faaliyetlere, propaganda çalışmalarına, tanıtıcı reklâmlara, gerçekleştirilen açık kapalı toplantılara şöyle bir göz atıldığında görülenlerin bir kısmı, özellikle iktidar ve bazı partilerin çabaları adeta açık-seçik, basit gerçekleri gizlemeye yönelik intibaı uyandırıyor. Sokaklara, caddelere, meydanlara asılan veya yapıştırılan pankart ve ilanlarda ifade edilenler bizzat yaşanan somut gerçekleri, en hafif deyimiyle, yalanlamaya yöneliktir.

Yani beyanlar, sözler, vaatler, taahhütler, yapılanlar ya da yapılacağı ifade edilenler hakikatin karartılmasından öteye hiç bir anlam ifade etmemektedirler.

Sözgelimi iktidar partisi istikrarı sağladığını, ekonomiyi düzelttiğini, yoksulluk ve yolsuzluğu ortadan kaldırdığı anlamına gelen beyanları çarşı-pazar, sokak-cadde nereyi bulduysa asmıştır. Oysa gündelik yaşanan hayatın akışında asayişsizlikten, hırsızlığa, trafik kazalarının artmasından haftalardır yanan ormanlara, hergün gelen şehit cenazelerine kadar bir sürü olay insanın yüreğini daraltmaya, toplumu sıkboğaz etmeye devam ediyor.

İstihdamın, üretimin ve tüketimin, yatırımın olmadığı, iç ve dış borçların arttığı, insanların işsizlikten kırıldığı, mahalli ve merkezi yönetimlerin iane ya da sadaka kabilinden yardımına muhtaç ve muztar hale düşünlerin sayılarının günden güne arttığı bir ekonomi nasıl düzeltilmiş sayılıyor Özelleştirme adı altında yapılanın tam anlamıyla kepaze bir yolsuzluk düzeneğine bağlandığını anlamayan kalmış mıdır acaba Soygunsa soygun, sömürüyse sömürü, yağmaysa yağma, vurgunsa vurgun daha nasıl ola ki!

Hakikati örtmek, onun yürüyüşüne engel olmaya çalışmak, herşeyden önce bir ahlâk, bir erdem, bir insanlık ve onur sorunudur. Siyasetten medyaya yaşanan tam da budur.Bu açıdan bu seçim öncelikle ahlâkî ve mânevî bir imtihan anlamını da taşımaktadır.