Nasıl bir dünya istiyoruz?

Abone Ol

Günümüzde dünyamızın durumuna baktığımızda tüm istatistikler bize mevcut dünya düzeninin artık iflas ettiğini göstermektedir. Yedi milyar insanın yaşadığı dünyada mevcut servetin büyük bölümünün küçük bir azınlığın elinde olduğunu görüyoruz. Aç yatanların, açıkta kalanların, çöpe ekmek atanların, çöpten ekmek kapanların, gökdelenlerde kadeh tokuşturanların, suyu ekmeğine katık yapanların aynı dünyanın insanları olduğunu biliyoruz. Nimet ile külfetin adilce paylaşılmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Şiddetin ve baskının normalleştiği, olmadık sebeplerle ülkelerin işgal edildiği bir dünya var karşımızda.

Dünyanın bir avuç azınlığın elinde sömürüldüğünü görmeyen yok. İnsanlığın büyük çoğunluğu bu azınlığın refahı için çalışmaktadır. Yani insanlık bu efendilerin mutfağına azık taşımakla meşgul. Açlıktan ölenler, soğuktan donanlar, susuz kalanlar, yetim düşenler ya da füzelere hedef olanlar bu efendilerin gündemine hiç girmezler. Ancak masa başında hazırlanan raporlarda ya veri olurlar ya da istatistikî bilgi.

Bizi hep fakirlikle korkuttular, Malthus gibi teorisyenler Allah’ın nimetlerinin ileride insan nüfusunu karşılamayacağından bahsetti. Hâlbuki Allah’ın nimetlerinin sonsuz olduğuna inanıyoruz bizler. Ama kitaplarımızda kaynaklar kıt deniyor bize. Neden böyle öğretiyorlar? Çünkü egemen güçlerin sözcüleri, dünyadaki açlık, sefalet ve fakirliğin suçunu faizci kapitalizmin sömürü düzenine değil, Allah’ın kâinatta kurduğu nizama yüklemeye çalışıyorlar da ondan.

Lüks ve konfora dayalı rehavetleri kaybolmasın diye diğer insanların üzerine kötülük yağdıranların bu dünyası sürdürülebilir değil artık. Bu dünya bu yükü kaldıramayacak duruma geldi. Bu yüzden yeni bir dünyanın ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Bu sisteme dair herkesin içinde büyüyen bir itiraz var ama herkes bir yerlerden sesin yükselmesini bekliyor. Bu ses tüm insanlığı bu dünyanın zindanlarından kurtarabilir. Biz Müslümanların sorumluluğu sesimizi yükseltmeyi ve yeni bir dünya kurmayı gerektirir.

Sorumluluğu üzerine alması gereken Müslümanlardan kastımız iktidarın nimetlerine teşne olanlar değil, milli ve manevi sembolleri ihalelerde bir adım öne geçmek için hoyratça kullananlar değil, koltuk ve makam kapmak için iktidarın gücünü kendilerine basamak yapanlar elbette değil. Bizim kastımız insanlığın saadeti için yükü omuzlayanlardır, çileye talip olanlardır. Bizim kastımız kamu hakkına girme korkusundan yüreği titreyenlerdir, tüm acıları kendi acısı bilip, tüm dertlere talip olanlardır. İşte bunlar yeni bir dünya kurma arzusuyla yanıp tutuşanlardır. Biz Mili Görüş sahipleri de bu ideali hep yüreğimizde taşıyoruz.

Peki, bizler nasıl bir dünya arzuluyoruz? Elbette kuracağımız dünyada hak ve adalet esas olmalıdır. Yeni bir dünya kurmayı istiyorsak bu dünya, adil paylaşımın olduğu bir dünya olmalıdır. Açları değil, açlığı; ötekiyi değil ötekileştirmeyi kendine dert edinen bir dünya olmalıdır. Rengi renkten, teni tenden, derdi dertten ayırmayan bir dünya olmalıdır. Tabi ki bu dünya fakirliğin istatistiklere veri yapıldığı bir dünya değil, zenginliğin ve nimetlerin adilce paylaşıldığı bir dünya olmalıdır.

Evet, bizler Allah’ın nimetlerini adil bir şekilde paylaşmak istiyoruz. Bunun için sofrasındaki iki hurmadan birini paylaşan bir peygamberin rehberliğinde yeni bir dünya kuracağımıza inanıyoruz.