Napolyon?un yerli çocukları!

Abone Ol

Yaşar Nuri Öztürk yine bir konuşmuş pir konuşmuş. Onun

gibiler için şöyle söylenir: Samate dehren nataka küfren. Bir dehr ( asır)

sustu, dehri gibi konuştu! Adam yine olaylara baygın ve dürbünün tersiyle

bakıyor. Tersinden habbeyi kubbe olarak görüyor. Adam İslam dünyasının Mustafa

Kemal e ihanet ettiğini söylüyor. Şu mantığı bakın! Bir ümmet, bir İslam

dünyası bir adama ve bir tek kişiye ihanet ediyor! Bu nasıl bir ihanet Bir

ihtimal, Müslümanlar Allah a sırtını döndü denebilir. Yani ümmetin tek bir

şeye nankörlüğü olabilir. Allah ın nimetine. Bir de Hazreti Peygamberin

getirdiği mesaja nankörlük ettiği söylenebilir. Lakin ümmet, ümmeti merhumedir,

dalalet üzerine ittifak etmez. Mustafa Kemal netice itibarıyla, İslam dünyasını

bağlayan bir maddi veya makama haiz değildir ki İslam dünyası ona ihanet etsin.

Ümmetçi değil, ulusalcı bir liderdir öyle ise ümmet ona nasıl ihanet

etmektedir Mustafa Kemal in ümmeti bağlayan yönü nedir Yoksa Yaşar Nuri nin

bildiği ve bizim bilmediğimiz bir yönü mü var Sözgelimi gizli halife midir

Lakin hilafette gizlilik olmaz. Bir adamın büyüklüğü ne olursa olsun bir millet

bir adama ihanet edebilir mi Yoksa olsa olsa tersi mi söz konusu olabilir

Böyle bir ülkede  cinnet geçirmemek işten

bile değil! İlim kisvesi altında modern hurafeler üretiliyor, çok alıcısı da

bulunuyor. Akıl tutulmuş veya tatile çıkmış. Ulusalcı basın da matah bir şeymiş

gibi Yaşar Nuri Öztürk ün sözlerine mal bulmuş mağribi gibi dört elle

sarılıyor. Adam ateh getirdiyse bile hepiniz de mi akıl sağlığınızı

kaybettiniz Bu toplu cinnet hali niye Bir ordunun zaferi ve şerefi bir ferde

ve tek bir komutana mal edilemez. 28 Şubat sürecindeki gibi ordu milleti

doğurdu derseniz her şey mümkündür!

*

 Bediüzzaman  Mustafa Kemal e yazmış olduğu bir mektup

Güntay Şimşek tarafından ortaya çıkartılıp Haber Türk gazetesinde yayınlandı.

Bu mektupta ilginç bir yön var. M. Kemal e hitaben şöyle bir ifade yer alıyor ,

Napolyon a değil belki Selahaddin-i Eyyübi gibi İslam kahramanlarına tabi

olmanız gerekir. Bu cümle çok önemli zira Salahaddin Eyyübi  Müslümanların birliğini ve dirliğini temsil

ediyor. Bediüzzaman Yavuz ve Salahaddin Eyyübi ye  gönderme yaparken nazarına bu noktayı alıyor.

Aksine, Napolyon ise parçalamayı ve uluslaştırmayı hedef almıştır. Mısır a

geldiğinde ilk yaptığı şey Mısır Mısırlılarındır fitnesini yaymak olmuştur.

Bu kara propagandasıyla diğer Müslüman unsurlarla Mısır yerlileri arasını açmak

ve işgali kolaylaştırmak istemiştir. Bu böl yönet sloganıdır. Urabi Paşa da

bunu fiiliyata dökmek isteyince Mısır İngilizlerin pençesine düşmüştür.

Türkiye Türklerindir anlayışı da inkılâplarla birlikte başlamıştır. Bunun

diğer unsurları tahrik edecek şekilde kullanılmasına karşı çıkanlara da suret-i

haktan bir yargı ile vatan haini damgası yemişlerdir.  İslam dünyası bugün Napolyon un yerli

çocuklarıyla veya çığırıyla Salahaddin Eyyyübi nin torunları ve çığırı arasında

bir kapışma yaşamaktadır. Bu uluslaşma ile İttihat-ı İslam anlayışı arasında

bir kapışmadır.

*

Bunun son vuruşmasını Mısır da görmekteyiz. Napolyon dan

sonra ilk kez  Batı nın ve İsrail in

desteğini arkasına alan askeri rejim ve Sisi camilere aleni olarak saldırmakta

ve yakıp yıkmaktadır. Rabia ve Fetih camileri örnektir. Bu Napolyon dan başkasının

cesaret edebildiği bir şey değildir. İşgalciler Mısır ve Tunus gibi ülkelerdeki

camilere atlarıyla birlikte girmişler ve oralarını ahır haline getirmişlerdir.

Mısırlı yazar Hilmu Kaud Dipçik/postal ulaması başlıklı makalesinde Mısır da

Sisi nin uçaklarla ve tanklarla Napolyon işgalinden beri yapılmayanı yaptığını;

camilere saldırdığını hatırlatmaktadır. Buna mukabil,  toplumları kutuplaştırarak durumdan vazife

çıkarmak isteyen Mısır cuntası baltacılara kiliseleri de yaktırmakta ve bunu da

İslami kesimlere mal etmektedir. Şarl Mısri gibi kimi fanatik Kıptilere göre,

saldırıya maruz kalan kiliselerin sayısı 86 civarındadır. Lakin eldeki objektif

verilere göre bilinen sayı 12 civarındadır. Kıptiler abartmayı seviyorlar.

Şarl  Mısri daha da ileri giderek

Hıristiyanların Amr bin As dan beri böyle sistematik bir saldırıya maruz

kalmadıklarını ileri sürmektedir. Hilmi Kaud un Napolyon dan beri Müslümanların

böyle saldırıya maruz kalmadıklarını söylemesine mukabil, Şarl Mısri de

kendilerinin Amr İbni l As dan beri böyle barbar saldırıya uğramadıklarını

ileri sürüyor. Hangisi doğru Doğru olan şudur: Kıptiler  Batı ve darbecilerden aldıkları destekle Amr

İbni l As dan bugüne; Napolyon dönemi de dâhil bu kadar pervasız ve bu kadar

saldırgan ve cüretkâr olmamışlardı. Çoğunluğa karşı askerleri tahrik ediyorlar.  Askerler üzerinden çoğunluğun müktesep

haklarına el koyuyorlar. Çoğunluk hakları üzerine veto hakkına haizler.

Çoğunluk ve hakları üzerinde Demokles in kılıcı gibi duruyorlar. İslam dünyası

yerli Napolyon lardan kurtulmadıkça azınlık ve yabancı tasallutundan da

kurtulamayacaktır.