Gündem

Nafileler nafile mi

Nafileler nafile mi?

Abone Ol

İnsan olmak için elbette İslâm olmak şarttır. Bunu sadece geçmiş günler için değil, şimdi ve gelecek günler için de söylüyoruz. Muhatabından karşılık beklemeden iyilik yapmak tarihin hangi döneminde başladı? "Ben rahmet peygamberiyim" diyen Efendimiz (sav); tüm insanlık en temel değerlerden ve haklardan bile yoksunken, anne babaya iyilikten, komşulara yardım etmeye, akrabaya bakmaktan, tebessüm etmeye, yetimlere sahip çıkmaktan selamlaşmaya kadar bütün insani değerleri tüm dünyaya öğreten değil midir?

Nafileleri ihmal nedenlerimiz

Günah kirliliği: Bilhassa küçük günahları ayıp bile addetmeyen bir anlayışın göreceği ilk ceza, nafile zevkinden mahrum edilmektir. Sevrî hazretleri: "İşlediğim bir günahtan ötürü beş ay gece namazına kalkamadım." dediğinde, günahının ne olduğu sorulmuş o da şöyle demiş: "Ağlayan bir adam görmüştüm. Kendi kendime, riyakârlığından ötürü ağlıyor, demiştim."

Vakit imhacılığı: Çok ucuz şeylere en değerli varlığımız olan vakti harcadıktan sonra geriye kalan vaktimiz nafilelere yetmez oldu.

Bidat tahribatı: Kimi zaman iyi niyetlerle başlayan bidatlerin zamanla nafilelerin, belki de farzların yerini doldurması, insanların onlarla avunması...

Mubahlara boğulma: Çok yemek, çok içmek, çok uyumak, çok gülmek, çok konuşmak..

Nimet şımarıklığı: Artık bir afete dönüşen ve ehil olup olmadığına bakılmadan her dileyenin elinde bolca bulunan nimetler, bir yandan şükürleri layıkıyla yapılamadığından vebale dönüşmekte bir yandan da o nimetler, en azından nafile ibadetlerden alıkoymaktadır. Her şeye bir "sonra" mazereti uydurma hastalığı: Ve tabii olarak nafileler de "sonra"ya kalanlardan oldu.

Derin gaflet: İş, aş, evlilik, sağlık, gezi gibi birkaç kelimeye sıkışmış sadece toprağın üstünü gören kısır bir hayat anlayışı. Sürünün bir parçası olma anlayışı ile yaşama dalgınlığı. Gömülen ölülerin bile tefekküre sevk edemediği bir vurdum duymazlık. Dünya hayatının fani olduğunu sonuna kadar haykıran bunca afete rağmen, terlik kayışının ayağın derisine yakın olduğu kadar insana yakın duran ölümü görmezden gelme. Kabir ve azabı, mahşer, sırat, cennet, cehennem... Gibi kelimeleri telaffuzda bile sathilik.

Sünnet ve hadis kelimelerini, dileyenin ağzında bir sakız gibi evirip çevrildiği bir ortamda, çoğu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hadisleri ile bildirilmiş olan nafilelerin ikinci plana atılmasına ve adeta emeklilere mahsus bir ibadet haline sokulmasına neden oldu.

Bütün teknolojik ve modern imkânlara rağmen insan neslini kasıp kavuran bir hayat yoğunluğu içerisinde ezilen, kendi sağlığına bile vakit ayıramadığını zanneden ve böyle bir hayatı da alternatifsiz gören hayat anlayışında, en iyi görülen müminler bile ancak, farz ibadetlere bir vakit bulabilmektedirler.

Müslümanlara örnek olacak yerlerde duran ve genellikle "dini" kimliği bulunan insanların, ibadet soğukluğu, diğer müminlerin kendilerini, -ümmetin selefi salihinine kıyas etmeleri gerekirken- onlara kıyas edip, yaptıkları farzları yeter görmeleri.

Şimdi ne yapalım?

Bizden öncekileri kurtaran Kur‘an‘a ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Sünnetine dönelim. Küçük büyük ayırmadan günahlardan kurtulalım. Mubahları, azdıracak kadar değil, yetecek kadar kullanalım. Günlük meşgalemizle, ruhumuzun ihtiyaçları arasında denge kuralım.

Salihlerle beraber olmaya gayret edelim. Bize iyi bir örnek olamayan çevreden uzak duralım. Sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin siretini, selef-i salihinin hayatını öğrenmeye çalışalım.

Zaman kötüleşip, fitnesi arttıkça ibadetimiz artsın. İbadeti yapmanın zorlaştığı bir zamanda şu hadisi hiç unutmayalım:

"Fitne zamanında ibadet etmek bana hicret etmek gibidir." (Müslim)

"Boşa onu"

Ebu Hüreyre radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur" dedi: "Her kim bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilan ederim. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden, -benim katımda daha sevimli herhangi bir şeyle-  bana yakınlık kazanamaz. (Farzlardan sonra) Kulum bana nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne dilerse, onu mutlaka veririm; bana sığınırsa onu korurum." (Buhari)

Nafileleri ihmal edince;

Gıdasız kalan ruhlarımız bunaldı. Sıkıntı ve stres, cedelleşme, bıkkınlık, gelecek kaygısı, yalnızlık korkusu, beğenmeme gibi dertlerle baş başa kaldık. "Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır." [Cin,17] "Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur." [Taha,124]

Farzların ihmaline yol açılmış oldu. Ezan sesi uyandıramaz oldu. Günahlara karşı cüret arttı. Bedenlerimiz uyuşup tembelleşti. Uyurgezerlik yayıldı. İlahi yardımı göremez olduk. Müslümanlıkla bağımız neredeyse günübirlik Müslümanlık düzeyine düştü. Heybetimiz kayboldu. Kendi gözümüzde de, dışımızdakilerin gözünde de küçüldük. Din ağır gelmeye başladı. Bizden önceki nesillerin katlanabildiği şeyler bizim için katlanılamaz oldu. Küçük bir baskı ve eziyet ağlaşmalara neden oldu. "Benim Rabbim Allah‘tır" diyen bir insana yaraşmayan eziklik kompleksinde neredeyse kaybolduk.

Hz. Peygamber‘in gözüyle nafile ibadetler

Nübüvvet evinin damadı Ali bin Ebu Talib radıyallahu anh anlatıyor:

Fatıma radıyallahu anha elindeki değirmen taşından duyduğu rahatsızlıktan şikayet ediyordu. O vakitlerde de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem‘e esirler gelmişti. Fatıma radıyallahu anha babasına gidip istekte bulunmayı dilemiş ama onu bulamayınca Aişe radıyallahu anha‘ya durumu anlatmıştı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gelince, Aişe radıyallahu anha Fatıma‘nın geldiğini haber vermiş.

Ali radıyallahu anh diyor ki: Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza geldi. Biz döşeklerimize yatmıştık. Hemen kalkmaya davrandık. "Yerlerinizde kalın" buyurdu. Ve aramıza oturdu. Hatta göğsümün üzerinde ayağının soğukluğunu hissettim.

Sonra şöyle buyurdu: "Size istediğinizden daha hayırlısını öğreteyim mi? Döşeklerinize yattığınız vakit otuz dört defa ‘Allah-u Ekber‘ otuz üç defa ‘Sübhanallah‘ otuz üç defa ‘Elhamdülillah‘ deyin. Bu sizin için hizmetçiden daha yararlıdır." [Müslim, 2727]

Nafile olarak kolayca yapabileceğimiz ve bizi Rabbimize yaklaştıracak ibadetlerden bazıları

Tevbe etmek, istiğfar etmek.

Umre yapmak.

Kur‘an okumak, onu tefekkür etmek, okunup öğrenilmesine çalışmak.

Zikir yapmak.

Müstakil bir ibadet olarak mükemmel bir abdest almak. Abdestten sonra iki rekat namaz kılmak.

Bir ders halkasına müdavim olmak.

Misvak kullanmak.

Dua etmek.

Namazları vaktinde ve cemaatle kılmak.

Cuma günü Kehf suresini okumak.

Kuba mescidinde namaz kılmak.

Birinci safta namaza gayret etmek.

Duha namazını kılmak.

Farzlardan önceki ve sonraki sünnet namazları kaçırmamak.

Evde nafile namaz kılmak.

Sabah namazından sonra işrak vaktine kadar mescidde beklemek.

Farz namazlardan sonra zikir yapmak. Allah Teala‘yı çokça hamd ile anmak. (bilhassa yeme, içme ve uyku gibi nimetleri taddıktan sonra.)

Bolca sadaka vermek.

Mescid yapmak veya yapımına, bakımına, temizliğine katılmak.

Selamı yaymak.

Yoldan eziyet veren şeyleri almak.

Anne babaya, görev olmadan da iyilikler yapmak.

Helal kazanmak için daha fazla çalışmak.

Miskinler, yetimler ve dullarla ilgilenmek.

Allah için, mümin kardeşlerini, külfete sokmadan ziyaret etmek.

Hasta ziyareti.

Sıla-ı rahim.

Dargınların arasını sulh etmek.

Musafaha etmek.

Salihlerle oturmak.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize salavat getirmek.

Allah‘a davet çalışmalarına katılmak.

Teheccüd namazını kılmaya çalışmak. Pazartesi ve Perşembe günleri oruçlu olmak.

Sadaka-ı cariye yapmak. Misafire ikramda bulunmak. Arkasından mümin kardeşine dua etmek...