İnsan; doğar, yaşar ve ölür. Kiminin uzun, kiminin kısa süren bir hayat macerası ve bunun sonunda ise kiminin kolay, kiminin zor vereceği bir hesabı olur.
İnsan, dününü hatırlayamadığı, yarınından emin olamadığı bir dünyada, bugününü de heba ederek yaratılıştaki güzellikleri ve sırları fark edemeyerek yürür de yürür. Göz açıp kapayıncaya kadar süren, bir solukta geçen bir hayatın ardından ve sürekli dönüp duran bir dünyanın peşinden, yetişemeyeceğini bile bile döner durur.
Kısım kısımdır insan. Kendi yağında kavrulmayı seçer bir kısmı. “Neden?” diye sorma ihtiyacı duymadan, “Ne için?” sorusunun cevabından korkarak kokularıyla yüzleşmektense başını kumdan kaldırmamayı seçer.
Garanticidir bir kısmı. Unutkan olduğunu da unutup unutulacak şeyleri garantiye almak komikliği ile uğraşır. “Dün ne yedin?” sorusunun cevabını bile bir müddet düşünmeden hatırlayamazken yıllar sonrasının planını yapmaktan, yanında bir dirhemini dahi götüremeyeceği para ve malı yığmak için yaşamaktan geri durmaz.
Sadece yaşar bir kısmı. Yaşamayı sadece nefes alıp vermek zannederek ruhunu doyurmadan, yüreğini doldurmadan ve gönüllere dokunmadan yaşar. An an geriye doğru ilerleyen pimi çekilmiş bir bomba gibi sıfırı göstereceği ana değin, gün doldurarak yaşar. Çiçekleri görmez, kuşları işitmez, bulutları yorgan yapmaz kendine...
Bütün bu kendi hayatının kölesi olmuş insanların arasında ise hemen kendini belli eden nadir insanlar vardır. Ömründe hiçbir insanı gerçekten sevmemiş yaratıklar arasında, sokaktaki tanımadığı bir çocuğun başını okşayabilecek kadar temiz olduğu için kalpleri, hemen fark edilirler.
İste o nadir insanlar, dünle uğraşmadan, yarınla boğuşmadan bugünü yaşarlar. Zaten bir soluktan ibaret olan bu dünyanın soluğunun kıymetini bilir, doğru zamanların, doğru mekânların nefesini alırlar.
Nadir insanlar, hayatın hızına kendini değil, kendi hızına hayatı kaptırırlar. Hızla akıp giden hayatın, koşturmaca içinde geçen yaşantıların karşısına dikilip “Durun ey kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diye haykırabilirler.
Nadir insanlar “Neden?” sorusunu sorup duyacağı cevaba da kendini hazırlayabilirler. Ve her şeyden evvel, kim tarafından yaratıldığının el kadar bebelerin bile bildiği bu dünyada, “Neden yaratıldım?” deme yürekliliğini gösterebilirler.
Nadir insanlar başını gökyüzüne çevirip baktığında, her bir gezegeni, ışıl ışıl parlayan yıldızları, ayı, güneşi ve gözünün görebildiği her galaksiyi seyre daldığında, yaratılmış her şeyin bir görevi olduğunu bilerek “Benim görevim ne?” telaşına girebilirler.
Nadir insanlar dertlidir. Doğru çizilmemiş sistem derttir onlara. Doğru yerinden başlanmamış her cümle tasadır. Gülmeyen her çocuk, uçamayan her kuş, çaresiz her baba, hangi coğrafyada olursa olsun ağlayan her anne yüreklerini incitir.
Nadir insanlar hissedebilir. Konuşmadan anlaşıp görmeden sevebilir. Söylenmeyen sözlerin yazarını, okunmayan cümlelerin gizli öznesini derinden okuyabilir. Didelerin ardındaki yaşları görebilir. Kıtalar ötesinde gördüğü zulümle inleyen bir bebek, gecelerini kâbusa çevirebilir.
Nadir insanlar, “Hayat gayen nedir?” diye sorar etrafında toplanan insanlara. Gayesi olmayanın esamesi okunmayacağını bilir. Gayesi olmayanla iş tutulmayacağını bilir. Ve “Ya senin gayen nedir?” diye soranlara, “Cahitçe bir yaşam!” diyebilir.
Nadir insanlar dünyadan ne kapabilirim derdi ile değil, dünyaya ne katabilirim derdi ile günlerini geçirir. Tüketildikçe tüketilen bir zamanda üretmeye meyillidir.
Nadir insanlar sever. Dünyalık ve geçici sevgilerle değil, ahiretini aydınlayacak, cennetine ışık olacak sevgilerle sever.
İz bırakır nadir insanlar. Yürüdükçe, koştukça ayak izlerinden takip edilen, soluklandıkları her durakta yürek atışlarından rehber edinilen bir sevdaları vardır.
Misyon sahibidir nadir insanlar. “Dava!” dendiği anda yürekleri titrer. Dava adamı olabilmenin, dava delisi olabilmenin, bir davaya sevdalanabilmenin ayrıcalık olduğunu bilirler.
Nadir insanlar dünyanın bir imtihan yeri olduğunu bilir ve karşısına çıkan her soruna imtihan gözüyle bakar. Bu dünyada ne kadar sabrederse ahirette o kadar karşılığını göreceğini bilir.
Nadir insanlar korkar. Gıybetten, dedikodudan, hasetten, kinden, nefretten, kul hakkı yemekten korkar. Kılınmamış değil, vaktinde kılınmamış bir namazdan, hakkı verilmemiş bir secdeden korkar. Kıyamette herkesin herkesten hakkını alacağı an, dualarına almadığı mazlumların bakışlarından korkar.
Nadir insanlar emanetçi olduğunu bilir. Elindeki servetinin, evindeki yavrularının, mal ve eşyalarının hatta yaşadığı tabiatın bile kendine emanet olarak verildiğini bilir. Sahibi olmadığı hiçbir şey için haddinden fazla kaygılanmama ile emanetlere iyi bakabilmek arasındaki ince çizgiyi ayırt edebilir.
Nadir insanlar her anı dolu dolu yaşamaya çabalar. Aldığı her nefesin hesabını vereceğini bilerek, hesabını verebileceği eylemlerle hayatını doldurur.
Nadir insanlar güler ve güldürür. Bir ortamda sadece bir saat bile dursa, günler sonra hatıra geldiği zaman yüzlerde bir tebessüm belirecek kadar güler yüzlüdür. Eşi, dostu, ailesi, yakınları ve sevdikleri tarafından anı anılınca bile yürekleri güldürür. Nadir insanlar narindir, naiftir, incedir, hassas ve düşüncelidir. Parmak ile gösterilir. Derinden sevilir… Hâsılı önemlidir nadir insan olmak, nadir insan tanımak ve o şekilde anılmak…