Müzik deyip geçmeyin

Abone Ol

Öğrencilik yıllarında eğitim-öğretim bağlamında gördüğümüz dersler, bazan ya da genellikle dersi okutan hoca ile özdeşleşmektedir. Bir kısım öğretmen ise hiçbir iz bırakamadıkları için hatırlanmamaktadır bile...

Bir müzik hocamız vardı. Allah selâmet versin, vefat ettiyse Allah rahmet eylesin. Derste neler öğrettiğini, nasıl bir yöntemle ders işlediğimizi hiç hatırlamıyorum, hatırladığım şey öğrenciyi sınıfın huzuruna kaldırarak yaptığı sözlü sınavlar Sınıfı geçmek zorundasınız. Böyle bir durumda dersi önemsememek gibi bir lüksünüz olamaz. Geçmek için de "geçer" bir not almanız gerekir.

Derste eğitim öğretim adına doğru dürüst bir süreç yaşanmadığı için tahtaya kalkan öğrenci sorulara istenilen cevabı veremiyor, hocanın istediği şarkıyı notalarına uygun bir şekilde okuyamıyor, dolayısıyla düşük not alarak yerine oturmak zorunda kalıyordu.

Böyle anormal bir durum karşısında, öğrenci notumu nasıl düzeltirim diyerek telâşa kapılıyordu. Çünkü karneye zayıf gelmesi başaramamaktan değil, yapılacak şeylerin öğretilmemesinden ve yöntem hatasından kaynaklanmaktaydı. Büyük bir kısmımız için müzik dersi korkulu bir rüya halini gelmişti.

Zaman süratli bir şekilde geçiyordu. Yıl sonuna doğru tansiyonlar iyice yükseliyor, ne yapmalı da müzik dersinin notunu geçer hale getirebilmeliydik düşüncesi hepimizi kıskacına alıyordu. Çalışmak yeterli olmuyordu, elbette burada müzik kabiliyeti de önemli rol oynuyordu.

İşte tam bu sırada öğrenci zekâsı devreye giriyordu. Çözüm üretmenin yollarını aranıyor ve buluyordu da... Dersi notu zayıf olan öğrencilerin yerine, derste başarılı olan, müzikle başı hoş olan, müzik becerisi yüksek olan arkadaşlar devreye sokuluyordu. Nasıl mı Anlatayım.

Hoca oldukça yaşlı olduğu için öğrencileri tanımıyordu. Not defterine bakarak zayıf olan öğrencileri tahtaya çağırıyor, çalışıp çalışmadıklarını kontrol etmek ve bir şans daha vermek istiyordu yıl sonlarında...

Notu iyi olan öğrenci zayıf durumda olan öğrencinin ceketini giyerek, ya da hoca tanıyabilir diye kendi ceketini ters çevirerek tahtaya kalkıyor, sesini biraz değiştirip orta seviyede bir başarıyı hedefleyerek istenilen şarkıyı notayla okuyordu. Bütün sınıf pür dikkat, hocanın ne yapacağını, ne diyeceğini merakla bekliyordu. Öğrenci kemali ciddiyetle sınav sürecini tamamlıyor ve hoca, "Aferin evlâdım! Daha önce iyi okumadığın şarkıyı şimdi başarılı bir şekilde okudun, iki (veya üç), otur" diyordu. Üç dört öğrenci, birçok arkadaşının notunu kılık kıyafet değiştirerek bu şekilde geçer hale getiriyordu.

Geçen haftaki yazımda resim dersiyle ilgili resim hocamızın tavrını ve öğrenci olarak bizim neler yaptığımızı anlatmıştım. Hocanın resim aşkı, işinde verimli olma arzusu bize evde resim çalıştırıyordu. Ya müzik hocamız İşte size iki örnek sunuyorum, biri ibretlik, biri örneklik

***

Ne kadar çok isterdim iyi bir müzik eğitim almayı Eğitim ve öğretim döneminde iyi bir müzik hocasıyla karşılaşmayı Anlattığım resim hocası gibi idealist, dersini seven, işini bilen, dersine çalıştıran bir müzik hocasıyla birlikte olmayı Çünkü her insan güzel sesi sever, güzel sesten hoşlanır, kendi sesi güzel olmasa da... Güzel sesi olanların derslerde ortaya çıkartılması, onore edilmesi; güzel sese sahip olmayanların seslerinin "terbiye" edilmesi ne kadar güzel bir gayrettir müzik eğitim ve öğretimi adına...

Anlattığım hadise, ruhun gıdası olan müzik eğitiminin "beceriksiz" bir hocanın elinde ne hallere düştüğünün ibretlik bir tesbitidir. Oysa müzik oldukça önemlidir. Bu sebeple bir insan için iyi bir müzik eğitimi şarttır. Bu dersin en güzel şekilde, insanın fıtratına uygun bir yaklaşım biçimiyle verilmesi birçok güzelliğin kazanıma sebep olur hiç kuşkusuz...

Okullarda verilecek iyi bir müzik eğitimi, ülkemizde müzik adına yapılan şaklabanlıkları da ortadan siler süpürür. İyiyi bilmezseniz, doğruyu eğriyi ayırt edecek bir kabiliyete sahip değilseniz, elbette başkalarının elinde oyuncak olursunuz. Müzik diye müzikten nefret eder hale gelirsiniz. Günümüzde öyle değil mi

Vaktinde önemsenmesi gerekenleri önemsemeyenler, daha sonra işlerin kötü gittiğinden, toplumun yozlaştığından, kültürün, sanatın, medeniyetin insanların semtine uğramadığından şikâyet etmeye başlıyorlar.

Edepsizlerin edepsizliği yüzünden, başarısızlığı başarı diye lanse edersen ortalığı edepsizlerin edepsizliği, müzik bilmezlerin seslerinin akortsuzluğu kaplar. Daha okul ortamında iken, hayatın alavere ve dalaverelerini öğrenen, hakkın, hukukun ayaklar altına alındığını gören bir eğitim anlayışıyla iyilik adına topluma ne verilebilir ki

Müziğimi istiyorum. Müzik dersinde yapılması gerekenlerin niçin yapılmadığının hesabının verilmesini sorguluyorum.