Mutluluk ve lezzet

Abone Ol

İnsanın idrak (algı) güçleri bedensel ve psikolojik olarak ikiye ayrılır. Bunun bir sonucu olarak “dokunma, tatma, koklama, duyma ve görme” duyularıyla ulaşılan algıların yanı sıra, “hayal gücü, tefekkür, akletme” gibi psikolojik algılar da devrede olur. Bu algılara bağlı olarak, insan idrakinde birçok hazzın (lezzet) ortaya çıktığını söylemek mümkündür.

Bedensel algıların en bayağısı dokunma ve tat alma duyusudur. Dolayısıyla bunlardan alınan haz da bayağıdır. “İşitme” ve “görme” algıları ise bedensel algıların en mükemmeli olduğu gibi bunlardan alınan lezzet de aynı oranda mükemmeldir. Çünkü “işitme” ve “görme” algıları sadece bedensel değil aynı zamanda psikolojiktir.

Hiç kuşkusuz en mükemmel lezzet, âşığın derunî bir aşkla “mükemmel mâşuk”u algılamasıdır. Bu algı aynı zamanda fiilî ve kesintisizdir. Bu arada belirtmek gerekir ki en değerli lezzet, aklıyla mutlak iyiyi algılayan kişinin duyduğu hazdır. Çünkü bu durumda psikolojik haz, metafizik bir boyut kazanmaktadır.

İnsan için en mükemmel lezzet “Yaratıcı”nın akılla idrakidir. Yaratıcı’nın gönülle yani kalple idraki ise bahs-i diğerdir. Fazileti, insanlardan uzaklaşarak dağ başlarına veya çöllere kaçmakta, ya da diyar diyar dolaşmakta arayanlar, iffet, adalet, yardım etmek, yiğitlik ve cömertlik gibi değerleri elde edemezler.

Bu faziletler ancak halkla birlikte şehir hayatında kazanılabilir. Bir faziletin “fazilet” olabilmesi de, zıddı ile bir arada bulunmasına ve insanın bu iki zıtlık arasında iyiyi tercih edebilme iradesini gösterebilmesine bağlıdır.

Bunun için haz ve mutlulukta “insan iradesi”nin mutlaka devrede olması gerekir. Hayattan kopuk, münzevî bir şekilde sürekli “züht hayatı” yaşayanların veya yaşadığını söyleyenlerin “faziletlilik” bağlamında derecelerinin yüksek olduğunu söylemek çok güçtür.

Maddî ve bedenî hazlardan uzak durmak suretiyle mutluluğun elde edileceğini savunmak fıtrî hayata ve ahlâka uygun değildir, aksine bu hal “zorlama” bir yorum olur. Çünkü mutluluğun “test” edilebilir ve doğal bir ortamda yaşanıyor olması gerekir. İnsan aklı “nefis”ten ziyade yetkinliklerden etkilenir. Bu yüzden duyularla algılanır olanlar, varlığın yetkinliği sayılan suretlerdir.

“Lezzet doğal hale dönmektir” denirse, o zaman insanın dünyaya gelmesinin, birçok zihinsel ve bedensel faaliyette bulunmasının ne esprisi kalır ki Onun için böyle bir anlayış, doğal ve psikolojik olaylar için geçerli değildir. Çünkü lezzet, ilâhî olaylarda, ilâhî maksadın gerçekleşmesini sağlayan çok önemli bir husustur.

Doğal olaylarda ise lezzetin, doğal maksada hizmet ettiğini bilmek gerekir, çünkü dünyada lezzet, canlılar için bir tuzaktır. Hakiki lezzet, insanlığın ve diğer canlıların yaratılışının gayesi olan temel amaçlardadır. Gerçekte bunların en üstün olanı “ilâhî lezzetler”dir; bütün gayelerin varıp ulaştığı en son gaye de budur.

Anlık veya sanal mutluluklar insan için fazla bir anlam ifade etmezler. Onun için gerçek mutluluğa veya hazza ulaşmanın şartı “kalıcı” olmasıdır. Bu durumda hazları etkin ve edilgen olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Bu ayırım, temelde hazların oluş ve bozuluş âlemindeki durumlarına göre tespit edilir.

Hazzın bir bedensel bir de mânevî boyutu vardır. Bu bağlamda, etken hazza erkeğin, edilgen hazza ise dişinin aldığı haz örnek verilebilir. Etkin hazlar kalıcıdır; aklî ve ilâhî oldukları için de gelip geçici, hayvanî, şehevî ve hemen acıya dönüşen edilgen hazlardan üstündür.

Mutluluk etken lezzettir. Etken mutlulukta “verme” özelliği aranırken, edilgen mutlulukta “alma” özelliği ön plandadır. Mutlu kişi, duyduğu hazzı ve mutluluğu, görünür hale getirmek ve yerinde kullanmak suretiyle ortaya koyabilir. Bir ressamın veya müzisyenin durumunda olduğu gibi. Onlar sanatlarını icra ederek ve insanlığın hizmetine sunarak mutlu olurlar.

Gerçek anlamda müslümanın hayat felsefesi olan “Dünyada rahat yoktur” düsturu, tabiat âlemini “acılar âlemi”, akıl âlemini ise “lezzetler âlemi” şeklinde ifadelendirmeye imkân vermektedir. İnsanın bütün eylemlerindeki temel maksadı huzur bulmaktır, çünkü her eylem eden huzura ermek ve bir menzile varmak için hareket eder.

Gerçek mutluluk, bedensel hazlara ihtiyaç duymaz. Yüce ruhlar, sadece mânevî ve aklî hazlar arcılığı ile huzur bulurlar. Dolayısıyla bedensel hazlarla değil, etkin mânevî ve aklî hazlarla hakiki mutluluğa erişilebilir.