Mutluluk ve iyilik

Abone Ol

Hiç kuşkusuz “gerçek mutluluk” Allah’a ve O’na yakın olan meleklere mahsustur. Ancak insanın, mutluluk konusunda beslenme, aile hayatı, ticaret, güven, güvensizlik vb. hususlar söz konusu olmadığı için meleklerle mukayese edilmemesi gerekir.

İnsan için “iyilik” en son gaye, “mutluluk” ise onu elde etmek için bir süreçtir. Bu durumda mutluluk bir tür iyiliktir. Elbette “insan”ın mutluluğu ile “hayvan”ın mutluluğu aynı değildir. Dolayısıyla mutluluk, bir şeyin mükemmelliğinde ve kendine has olan “kemal”indedir.

Mutluluk, elde etmek isteyenin durumuna göre değiştiği için izâfîdir; iyilik ise mutlaktır ve üzerinde herhangi bir ihtilâf söz konusu değildir.İnsan, ruh ve bedenden meydana geldiği için, hem “melekler”e mahsus ruhanî faziletleri hem de “hayvanlar”a ait olan cismanî faziletleri bünyesinde barındırmaktadır.

İnsan, cismanî haldeyken dar ve geniş çevresini düzenlemekle memurdur, burada ne zaman kemale erip gerekli yetkinliğe erişirse, o zaman yüce âleme yönelir ve artık orada bedenle elde edilebilecek hiçbir mutluluğa ihtiyaç duymaz. Bu durumda, insanlardan mutlu olanlar için iki tür mertebe vardır: Cismanî mutluluk ya da ruhanî mutluluk!

İnsan bedensel mutluluğu elde etse de yüce âlemi merak eder, ona ait olan durumları sorup soruşturur; arzular veya yüce âleme bağlı olarak ruhanî bir mutluluk içindeyse bedene dair durumları arar ve araştırır, ondaki ilâhî hikmeti idrak etmeye gayret eder!

Peki, haz ve acı mutluluğun neresindedir Anlaşılabilirlik açısından haz ve elem kavramlarının, psikoloji ve ahlâk açısından ele alınması gerekir. Bu durumda hazzı, “fazilete / mutluluğa ulaşma süreci” olarak tanımlamak mümkündür. Haz, canlı için yönlendirici bir amaçtır, canlı amacını gerçekleştirdiği an haz ile doyum noktasına ulaşarak tatmin olur.

Canlı için yetkinlik, varlığın kendisine ulaşmak için ona doğru hareket ettiği amaç ve elde etmek istediği sevgilidir. Varlık ona ulaşınca onunla kemale erer, artık ondan başka bir şey aramaz, onunla dinginliğe kavuşur ve başka bir eylemde de bulunmaz.

Haz, bünyesinde acıları da barındırır. Belki de hazzı haz yapan bu acılardır. Her canlı türünün ulaşabildiği en son kemal düzeyi, onun için bir amaç sayılmaktadır. Bir canlı amacını gerçekleştirdiği an kemale erip, kendinden beklenen aslî fonksiyonu yerine getirdiği için, bu hal, başlı başına bir haz anlamına gelmektedir.

Bu durumda yetkinliği göreli (izâfî) ve mutlak olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. İzâfî yetkinlik hem kendisi hem başkası için aranır ve çeşitli açılardan farklı hazların ortaya çıkmasını sağlar. Mutlak yetkinlik ise bunun aksine yalnız kendisi için aranır ve bu da sadece “mutlak varlık”a özgüdür.

Hakiki ve mutlak yetkinlik, herkesin ebedî olarak iştiyak duyduğu varlık, kendi kendisinin mâşuku olan “mutlak iyi”dir. Herkes ona âşıktır, o ise kendisinden başkasına âşık değildir; O, şanı yüce olan Allah’tır. Demek ki mutlak ve hakiki lezzet, hakiki ve mutlak lezzet duyan, mutlak olan iyidir.

Bu durumda izâfî ve mutlak kemal bağlamında “izâfî haz” ve “mutlak haz” ayırımı ortaya çıkmaktadır. Hazzın, “bir şeyin kendi türüne ait yetkinliğe ulaşması” veya “arzulayanın arzusuna kavuşması” şeklinde de tarif edilebilir. “Her varlığın aradığı, kendi kemalidir veya kendi kemalinin bulunduğu şeydir!” Bu bağlamda ifade edecek olursak, insanın yetkinliği tefekkür etmesi; arının yetkinliği ise “bal yapması”dır.

Her canlı kendi yetkinliği hususunda kemale erdiğinde nihaî yetkinliğine ulaşmış ve “kendini” gerçekleştirmiş olur. Bunun yanı sıra canlı varlıklar aradıkları yetkinliğe doğru “doğal” veya “iradeli” olarak cezbedilirler. Ünlü düşünür İbn Miskeveyh (ö. 421/1030), bu konuda üç ayrı hazzın ortaya çıktığı belirtir:

1. Doğal haz: Canlının aradığı yetkinlik doğal, duyusal ve gerçek bir yetkinlik ise canlıyı ona yönelten cezbediciye “hakiki şehvet” (arzu), ondan alınan lezzete ise “doğal lezzet” adı verilir. Meselâ bir öğrencinin önemli bir sınavını başarıyla geçmesinin ardından elde ettiği haz doğal bir hazdır.

2. Doğal olmayan haz: Canlının aradığı gerçek değil de sanal bir yetkinlik olursa, bu durumda cezbedene “yalancı şehvet”, ondan alınan lezzete de “doğal olmayan lezzet” denir. Yine bir öğrencinin önemli bir sınavını geçtiğini hayal ederek bunun neticesinde haz duyması bu tür hazza örnek olarak verilebilir.

3. Hakiki haz: “Şayet aranan haz mânevî ve akledilir türden ise onun kemali hakikidir. Cezbedenin kendine çekişi, a) aşırı derecede olduğunda aşk; b) orta derecede ise sevgi; c) düşük seviyede ise istek adını almaktadır.

Netice olarak kemal yoksa lezzet yoktur; lezzet yoksa aşk, sevgi, istek ve şehvet yoktur. Bunlar yoksa hareket yoktur, hareket yoksa oluş ve bozuluş yoktur. Bunların olmadığı yerde de hayat yoktur. Oysa hayatın devamı için bunların her birine ihtiyaç vardır. Hayat, “iyiliğe” vâsıl olabilmek için “mutluluk basamakları”nı tırmanma gayretidir.