İnsanın, kendi doğasından kaynaklanan sebepler toplum
içinde yaşamasını sağlar. Toplum içinde yaşamak insan için avantajdır. Ancak bu
avantajın hayatın her safhasında bir garantisi de yoktur. İnsanın geleceği de
kendi tercihiyle şekillenir. İnsan ne kadar hür olursa bilgiyi edinir ve bu
bilgiyi de doğru yönde kullandığında bu yol onu mutluluğa ulaştırır. Bu
mutluluk yolunda aklın da iyi ile kötünün ayrımında olması, daima da iyi olanı
tercih etmesi gerekir. Ancak dünyevi ihtiraslar, arzular insanın yoldan
çıkmasına neden olur. İnsanı geleceğinde bireysel tercihler kadar yaşadığı
toplumun durumu, yapısı da son derece önemlidir.
Mahatma Gandi, Mutluluk düşündüğünüz, söylediğiniz ve
yaptığınız şeyin uyum içinde olduğu zamandır demiş. Bu bir bakıma mutluluğun
tarifidir de denilebilir. Mutluluğun mahiyetine bakıldığında sonuçta her insan
tabiatı gereği mutluluğu düşünür ve mutlu olmak ister. Fakat mutlu olmak
isterken de yanlış tercihlere yönelmemesi gerekir. Bu bakımdan iyi davranışlar
yerine kötülüklere meyledilmemelidir. Başka bir ifadeyle kötülükler insana iyi
olanı sunmaz, iyi olanı göstermez. Ancak kötü olandan ibret alındığında iyi
yola girilir. İyi ile kötü arasında, imkânlarla birlikte aklın varlığıyla
insanın elindedir.
İnsan gelecek üzerine planlar kurar. Gelecekte iyi bir
hayat arzular. Bunun için imkânlar olmalıdır. İmkânları fırsatlar ortaya
çıkarsa da insanın eline geçecek fırsatlar ne yapılmak istendiğiyle
ölçülebilir. Gidilecek yol, çizilecek yöntem imkânları oluşturur. Çaba, emek ve
amaç insanı gideceği yere büyük ölçüde götürebilir. Fakat en önemli amil
hayatın faniliğidir. Dolayısıyla insan gelecek düşüncesinde hayatın bu yanını
yani geçiciliğini de mutlak surette düşünmelidir. Fanilikten bakiliğe geçiş
yani berzah âlemi ve sonrasını düşünmelidir.
Hayatta her şey vardır. İnsanı merkeze alan bir hayat! Bu
durumda mutluluğu düşünmek gerekiyorsa ahlak insana gerçek mutluluğu göstermek
için vardır. Ahlaklı olmayı istemek, bunu bir hayat tarzı olarak benimsemek ve
yaşamak insanı mutluluğa götürür. Her ne kadar çevrede ahlaksızlıklar,
kötülükler ve çeşitli fenalıklardan rahatsız olunsa da bunun acısı bir şekilde
geçer. Ahlaklı kimseler bunca mutsuzluklar içinde yine de mutlu olurlar. Çünkü
önemli olan bütün olumsuzlukları görmek kadar bunları bertaraf etmek de bir
yönteme bağlıdır. Hani deriz ya, Allah de yeter! , Eyvallah!...
gibi Tutunmaktır önemli olan.
Mutluluk bireysel tercihlere bağlı olmasına karşılık
gerçek mutluluğa ulaşmada özelde çevre genelde toplum çok önemlidir. Çünkü
insan çevre ve toplum içinde var olduğuna göre toplumun yaşayışı insanı da
önemli ölçüde etkiler. Gerçeği düşünen toplum erdemli toplumdur. Böyle bir
düşünce yapısını şehir medeniyetlerinde görmek mümkündür. Toplum da kendi
düşünce yapısına göre bir devlet içinde yaşamak ister. Tarih içindeki
tartışmaların, karışıklıkların, isyanların, savaşların temel nedeninde bu
sosyal, dini ve siyasi düşünce yapısının kökleri vardır. Buna göre bireyin
yaşantısında toplum ve devlet önemli rol oynar Birey bunlardan bağımsız
değildir. Bu bakımdan mutlak m mutlu bir gelecek birey, toplum ve devletin
erdemli bir hayat içinde olması gerekir.
Farabi ye göre mutluluk, Bütün iyilikler ve amaçlar
arasında sadece kendisi için istenen tek iyilik ve biricik amaçtır. Mutluluk
gerçekte akılla elde edilebilir. Bunun içinde insan birçok alanda yetkin
olmalıdır. Mevlana Celaleddin-i Rumi nin dediği gibi, Hamdım, Piştim, Yandım
Elhamdülillah!
Gerçek mutluluk; maddi hayatı manevi bir dünya hayatı
içinde görerek eritmekle mümkündür. İnsan bilgi, ahlak ve estetikle genel
olarak doğru olanı görme yeteneğiyle donatılmıştır. Yaratıklar içinde insanın
özelliği de budur. Bu yetenekle donatılan insan mutluluğu istemek için
iradesini göstermesi gerekecektir. İnsan ilk gençlik yıllarından itibaren ömrü
boyunca tecrübe sahibi olur. Özgür hareket etmesiyle de ancak doğru ve iyi bir
hayata ulaşabilir. İnsan daima iyi olmak ister, tercih eder yönelir, elde eder
ve yetkinleşir. İnsan davranışlar iyi olanı amaçlar. Yani insanlık İnsanlık
öldümü derken de bu düşünce amaçlanmaktadır.
Yaşar Aydınlı nın mutlulukla ilgili şu görüşlerine ne
denir ki; Mutluluk en son yetkinlik ve en yüksek iyidir. Bütün iyiler ve
yetkinlikler kendileri dışında bir şeye ulaşmak için istenir ama mutluluk
kendisi için talep edilir.
Biz insanlar her şeyi iyi yapmak isteriz. İyi yaptığımız
oranda da mutlu oluruz. Fakat mutluluğu sadece kendimiz için isteriz. Mutluluğa
ulaştığımız anda da artık yapacak bir şey kalmaz. Mutluluğa götüren her
davranış ve düşünce iyidir. Ancak bu yolda kötü fiiller de bulunur. Birey
başkalarına ihtiyaç duymadan kendi başına var oluyorsa ve bunu da devam
ettirebiliyorsa bu birey mutlu demektir. Başkalarına bağlılık ve ihtiyaç,
engeller, maniler mutluluk düzeyini azaltır. Zor kazanılan mutluluk sonunda
insana haz verse de ihtiyaç duymadan kazanılan mutluluk gibi olmaz. Tek başına
varılan, elde edilen mutlulukta Allah a daha çok yakınlaşmadan söz edilebilir.
İnsan maddi varlığı terk etmeden kendini ne kadar soyutlayabilirse o kadar
mutlu olur. Zira gereksinimi azalan insan az şeyle iktifa eden insan dünya
meşgalelerinden, mallarından uzaklaştıkça Allah a daha çok yaklaşır. Menkıbe
gibi gelse de gerçekte İslam tarihinde bunun örnekleri pek çoktur. Bu durumda
insanın bağımsızlığı da artar. Sezai Karakoç, Tanrı ya teslim olmayan eşyayı
teslim alamaz diyor. Eşyanın tesiri altında olan eşyaya teslim olan kendini
manevi alana bırakmakta çok zorlanır. Bu açıdan birey dünyevi iyiliklerin
peşinde koşması ve buna göre düşünmesi, yaşaması maddi bir hayata bakış açısını
gösterir. Yapılan iyilikler de mutlak surette yaratıcı Rabbimiz tefekkür
edilerek yapılmalıdır. Bu dünyada yaşanılan ve yaşanılacak olan mutluluklar
sınırlıdır. İdeal düzeyde bir mutluluk ancak ölümden sonra gerçekleşir.
Mutluluklar iradi bir iyiliktir. Zorlama ile olmayacak
olan bu mutluluk gönüllülük ilkesince gerçekleştirilebilir. Mutluluğu istemek
onun mahiyetini de, doğasını da bilmek demektir. Mutluluğa ulaşmak için pratik
hayat tecrübesini de en iyi yaşamaktır.
Bozuk şehirlere mensup insanlar yaşadıkları gibi
inanırlar ve onları tasavvur ederler. Mutluluğun ne olduğunu tasarlar ve
inanırlar. Böyle bir hayata bakış açısı insana gerçek manada mutluluk vermez.
Mutluluğu doğru bir şekilde bulmak ve yaşamak için fikri güç ahlaki erdemle
desteklenmelidir. Aksi durumda kötü düşüncelere de hizmet edilmiş olur.
Mutluluk nefsin
kötülüklerinden arınması ile mümkün olur. Kendi mutluluğunu sağlamak, insanın
en yüce ahlaki amacı olmalıdır.