Türkiye günlerdir CHP’deki mutlak butlan davasını konuşuyordu.
Mahkeme kararını verdi.
Şimdi ise verilen kararın siyasi sonuçları tartışılıyor.
CHP’de yönetim nasıl şekillenecek?
Siyasi dengeler nasıl etkilenecek?
Önümüzdeki süreçte neler yaşanacak?
Televizyon ekranlarında ve gazete manşetlerinde günlerdir bu soruların cevapları aranıyor.
Oysa aynı günlerde Türk dünyasını, KKTC’yi ve Türkiye’nin dış politikadaki konumunu ilgilendiren çok önemli gelişmeler yaşanıyor.
Fakat ne hikmetse bu konular kamuoyunun gündeminde hak ettiği yeri bulamıyor.
Bazen bir ülkeye en büyük zarar yanlış kararlar değil, toplumun dikkatinin sürekli başka yönlere çevrilmesidir.
Çünkü insanlar bir yandan CHP’deki mutlak butlan tartışmalarını izlerken, diğer yandan Türk Cumhuriyetleri Rum Kesimi ile ilişkilerini derinleştiriyor, KKTC ise hâlâ tanınmayı bekliyor.
İşte bu yüzden bazı gündemler sadece konuşulanlar açısından değil, konuşturmadıkları açısından da önemlidir.
Türk Devletleri Teşkilatı zirveleri düzenleniyor.
Kürsülerde kardeşlik nutukları atılıyor.
“Bir millet, altı devlet” deniliyor.
Ortak tarih, ortak kültür ve ortak gelecek vurguları yapılıyor.
Ancak iş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelince ortada büyük bir sessizlik ve daha da önemlisi büyük bir çelişki ortaya çıkıyor.
Geçmişte Türk Devletleri Teşkilatı toplantılarında KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın aile fotoğrafında yer almaması da hafızalardaki yerini koruyor.
Bugün ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis Kazakistan’da devlet törenleriyle karşılanıyor, anlaşmalar imzalıyor ve ilişkilerini daha da derinleştiriyor.
İşte insanın canını acıtan çelişki tam da burada ortaya çıkıyor.
Türk dünyasının bir parçası olan KKTC hak ettiği desteği ve sahiplenmeyi göremezken, Rum yönetiminin liderine kırmızı halılar seriliyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu nasıl Türk kardeşliği?
Bu nasıl dayanışma?
Bu nasıl ortak dava?
Bir tarafta Türk dünyasının parçası olan KKTC yıllardır tanınmayı bekliyor.
Diğer tarafta Türk Cumhuriyetleri, KKTC’yi tanımak bir yana, Rum yönetimiyle diplomatik ilişkilerini daha da geliştiriyor.
Daha da acı olan şu:
Bu tablo yaşanırken Ankara’dan ciddi bir tepki duyulmuyor.
Sanki ortada olağanüstü bir durum yokmuş gibi davranılıyor.
Bugün KKTC’yi tanımayanlar yarın hangi ortak davadan bahsedecekler?
Kürsüde kardeşlik konuşup masada Rum tarafıyla stratejik ortaklık kuranlar hangi birlikten söz edecekler?
Türk Devletleri Teşkilatı’nın anlamı nedir?
Ortak alfabe mi?
Ortak fotoğraf mı?
Ortak protokol mü?
Yoksa zor günlerde birbirinin yanında durmak mı?
Eğer mesele sadece ekonomik çıkar ise o zaman açık konuşalım.
Kardeşlik söylemlerini bir kenara bırakalım.
Çünkü kardeşlik, menfaatin bittiği yerde de devam ediyorsa kardeşliktir.
Aksi halde bunun adı diplomasi olur, çıkar ortaklığı olur; ama kardeşlik olmaz.
Burada eleştirilmesi gereken sadece Türk Cumhuriyetleri değildir.
Ankara da kendine dönüp bakmalıdır.
Yıllardır “Türk dünyasının lider ülkesi” olunduğu anlatılıyor.
Peki sonuç nerede?
Türk Cumhuriyetleri KKTC’yi tanımıyor.
Rum yönetimiyle ilişkilerini büyütüyor.
Avrupa Birliği ile uyumlu hareket ediyor.
Ve buna rağmen Türk dünyası masalları anlatılmaya devam ediliyor.
Aslında bugün yaşananları değerlendirirken geçmişi de unutmamak gerekiyor.
2004 yılındaki Annan Planı sürecinde çözüm adına çeşitli tavizler ve toprak düzenlemeleri uzun uzun tartışılmıştı.
Kıbrıs Türkü ise aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ ambargolar altında yaşam mücadelesi veriyor.
Uluslararası alanda yalnız bırakılıyor.
Spor, ticaret ve diplomasi alanlarında çeşitli engellerle karşılaşıyor.
Böyle bir ortamda Türk Cumhuriyetlerinden beklenen şey, Rum yönetimiyle yeni ortaklıklar kurmak değil; en azından KKTC’ye sahip çıkmaktır.
Bir başka soru da Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi için sorulmalıdır.
Türk dünyasının ortak aklı olarak tanıtılan bu yapı bugün nerededir?
KKTC yalnız bırakılırken…
Rum liderler Türk Cumhuriyetlerinin başkentlerinde devlet törenleriyle karşılanırken…
Türk dünyasının vicdanı olması gereken Aksakallar Konseyi neden sessizdir?
Konseyin başında Binali Yıldırım bulunuyor.
Peki Sayın Yıldırım bu gelişmeler karşısında ne düşünüyor?
Türk dünyasının ortak davası olarak anlatılan KKTC konusunda bir rahatsızlık var mı?
Varsa neden duyulmuyor?
Bugün birçok insanın aklındaki soru tam da budur:
KKTC yalnızlaşırken Türk Devletleri Teşkilatı nerede?
Aksakallar Konseyi nerede?
Ve Türk dünyasının ortak vicdanı olması gerekenler neden susuyor?
Son olarak şu soruyu da sormak gerekiyor:
Gerçekten merak ediyorum…
Eğer Ankara istemese, eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda net ve kararlı bir tavır ortaya koysa, Türk Cumhuriyetleri bugün Rum Kesimi ile bu kadar rahat ve açık ilişkiler geliştirebilir miydi?
KKTC’yi tanımayan devletlerin Güney Kıbrıs’la büyükelçilikler açması, stratejik anlaşmalar imzalaması ve Rum liderlere devlet nişanları takması tesadüf müdür?
Yoksa Ankara’nın sessizliğinden alınan bir cesaret midir?
Çünkü uluslararası siyasette güçlü devletlerin sessizliği çoğu zaman zımni onay olarak okunur.
Fakat ortada ne sert bir tepki görüyoruz ne de caydırıcı bir duruş.
Bir başka dikkat çekici sessizlik de Milliyetçi Hareket Partisi cephesinde yaşanıyor.
Yıllardır Türk dünyası, Kıbrıs davası ve milli meseleler söz konusu olduğunda en sert açıklamaları yapan Sayın Devlet Bahçeli’den de bu konuda güçlü bir çıkış duyulmuyor.
Her konuda görüş açıklayan, en küçük siyasi gelişmeye dair değerlendirmelerde bulunan Bahçeli’nin; Türk Cumhuriyetlerinin Rum Kesimi ile geliştirdiği bu ilişkilere karşı sessiz kalması dikkat çekiyor.
Bugün bazı çevrelerde, geçmişte “bebek katili” denilen PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın süreçlerde bir “barış koordinatörü” gibi anılabilmesinin tartışıldığı bir dönemde, KKTC’nin yalnızlaştırılması karşısında milliyetçi çevrelerden güçlü bir itirazın yükselmemesi düşündürücüdür.
Madem Türk dünyası bu kadar önemlidir…
Madem Kıbrıs milli davadır…
Madem Türk devletlerinin birlikteliği stratejik bir hedeftir…
O halde Kazakistan’da Rum liderlere kırmızı halılar serilirken, KKTC görmezden gelinirken bu sessizlik neden?
KKTC hâlâ tanınmıyorsa, Rum Kesimi Türk Cumhuriyetlerinin başkentlerinde bu kadar rahat hareket edebiliyorsa, ortada cevap bekleyen ciddi sorular var demektir.
Ve o soruların muhatabı sadece Astana değildir…
Ankara da bu sorulara cevap vermek zorundadır.
Türk dünyası fotoğraf karelerinde değil, KKTC konusunda gösterilecek cesarette belli olacaktır.