Mutfak enflasyonu 28 ayın zirvesinde(!)

Abone Ol

Her ay yayınlanan ekonomik durum ya da açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarını belirleyen araştırma sonuçları bu defa da istenmeyen bir seviyede. Medyada, Türk-İş tarafından yayımlanan açlık ve yoksulluk sınırı raporuna göre dört kişilik ailenin yoksulluk sınırında yaşayabilmesi için aylık 3.5 asgari ücret alması gerekiyor. Yani yaklaşık 10 bin lira aylık gelire sahip olmaları halinde bile yoksulluk sınırından kurtulmaları mümkün olmuyor. Hemen belirteyim ki, bunları felaket tellallığı yapmak için gündeme getiriyor, Türk-İş’in raporuna sahip çıkıyor değilim. Aslında her ay benzer açlık ve yoksulluk sınırını belirleyen raporların yayınlanması ve bunları gündeme getiriyor olmaktan da mutluluk duyuyor değilim. Aksine üzülüyorum. Çünkü açıklanan rakamlar gerçekten rahatsız edici boyutlarda. İlan edilen rakamlar üzerinde biraz düşündüğümüz takdirde yeni işe başlamış bir gencimiz bir işe sahip olmasına rağmen yoksulluktan kurtulması mümkün olmuyor. Çünkü 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı uygulanmakta olan asgari ücretin 3.5 katı olduğuna göre asgari ücretle çalışan bir gencimiz de daha hayata adımını attığı andan itibaren yoksulluğa mahkum edilmiş oluyor.

Yoksulluk sınırında geliri olan bir genç nasıl evlenecek, yuva kuracak, bir takım hayallerini nasıl gerçekleştirecek. Söz gelimi bir ev sahibi olabilmek için 20 sene çalışmak zorunda kalacaksa o gencin kendine ait bir yaşam tarzı oluşturması nasıl mümkün olacak.

Bu değerlendirmenin ardından raporda yer alan bazı tespitleri aktarmak istiyorum:

Rapora göre yıllık gıda enflasyonu yüzde 24.6 olarak kaydedilirken 28 ayın en yüksek gıda enflasyonu izlenmiş durumda. Gıda fiyatları Eylül’de bir önceki aya göre yüzde 4.18 artarken, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 3 bin 49 TL, yoksulluk sınırı 9 bin 932 TL’ye yükselmiş ve açlık sınırı ile asgari ücret arasındaki makas iyice açılmış durumda. Böyle olunca ister istemez asgari ücret kadar ya da altında aylık gelire sahip bir aile nasıl geçinecek, açlık sınırından nasıl kurtulacak? Bu soru üzerinde durup düşündüğümüzde sanıyorum ülkemizin ana sorunu ekonomi, fertler arasındaki gelir adaletsizliği oluyor.

Kısacası, toplumumuzun büyük bir kesimi yetersiz bir gelire sahip ve aile fertlerinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için insanlar tüketici kredisi ve kredi kartı ile hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Çalışıyorlar ama aldıklarını ödeyemiyor, icra takibine düşüyorlar. Çünkü 3 milyon 645 kişinin ülkemizde icra takibinde olduğu haberleri medyaya yansıyor. Böylesine bir boyuta ulaşmış geçim sıkıntısı ile mücadele eden insanlarımızın bir de salgın ile mücadele etmek zorunda kalmaları ister istemez toplumdaki sıkıntıları artırıyor. Artırmanın ötesinde insanların ruh sağlığı giderek bozluyor. Her gün gazete sayfalarına yansıyan cinayet ve saldırı, cami avlusuna bırakılan bebek haberleri toplumumuzda ciddi bir ruhsal sıkıntının olduğunu göstermez mi? Bir takım istenmeyen olayları erkek saldırganlığı ile izah etmek mümkün olsa da sanıyorum pek çok insan işlediği cinayetten zevk alıyor olamaz. Toplumda başta ekonomik tablolar olmak üzere bozulmaya başladığında pek çok denge de kendiliğinden bozulmaya başlıyor. Trafikte seyrederken, direksiyon başındaki pek çok insanın her an patlamaya hazır bomba görüntüsü vermesi, böyle bir tavır sergilemesi de sanıyorum üzerinde durulmaya değerdir. Sorunları görmezden gelmek, dile getirenleri yalancılıkla suçlamak sorunları halletse bir şey demeye gerek yok ama sorunlar görmezden gelindikçe, üstü örtülmeye çalışıldıkça, bunun da ötesinde sorunları çözme durumunda olanların bu sorumluluğu başkalarına atarak kurtulmaya çalışmaları işleri giderek içinden çıkılmaz hale getiriyor.