Müsveddelere inat "aydın" olmak

Abone Ol

İslam davasına ömrünü vermiş, görüntüde şiirlerini ve

eserlerini dillerinden düşürmeyen birileri gibi meseleyi konjonktürel ve

pragmatik bir düzlemde değil de, bir dava idealizmi ile ele almış, sanatını

bu mübarek davanın emrine adamış bir büyük düşünür ve aydın, Sezai Karakoç,

konuşuyor ve haklı eleştirilerde bulundu. Gidişatın hayra doğru olmadığını,

İslam coğrafyası üzerinde yeni tezgahların olduğunu ve Müslümanların

birbirlerine kırdırılmaya çalışıldığını söyledi ve siyasi iktidarın yanlış

politikalarla bu sürece alet olduğu minvalinde konuştu.

Karakoç, bu toprağın gerçek manada yerli ve mili

Müslüman aydınlarından birisi olarak üstüne düşeni yerine getirdi diye bazı

kendini bilmez tepkilere de muhatap oldu. Dünyayı algı düzeyleri partizanlığını

yaptıkları şahıs veya kurumlarla sınırlı olan ve hiçbir meseleyi sağlıklı bir

kafayla sorgulama yetisine sahip olmayan birtakım kimseler, ömrünü İslam

davasına adamış olan bu insanla ilgili terbiyesizlikte sınır tanımayan yorumlar

yapabildiler.

Üstad denilen zat diyenden, siyasetle uğraşacağına

sadece şiir yazsın diyene ve aydın vasfını sorgulayana kadar çok sayıda

çöp hükmündeki yorum, Karakoç un açıklamalarını yayınlayan internet

sitelerinde yer aldı maalesef. Siyasi iktidarı, yani gücü körü körüne savunmayı

ve hakkında en ufak bir eleştiriye tahammül göstermemeyi marifet bilen güruh,

meseleleri biraz sorgulayanlara yaptıkları terbiyesizliğin benzerini Sezai

Karakoç a bile yapabildiler.

Gerçek bir Müslüman aydın olan ve doğru bildiği uğruna ne

güç, ne de imkansızlık tanıyan bu insanın aydın vasfını sorgulayan tipler

için makbul aydın (!) tipi liberal bozuntusu ve gayri milliliği bayrak haline

getirmiş paçavra ideolojililerdir olsa olsa. Bu halkın, bu toprakları zalime ve

gavura teslim etmemek uğruna verdiği İslam mücadelesinin sembolü haline gelen

İstiklal Marşı ve bu topraklardaki İslam sancağı olan Türk bayrağı bile bazı

tiplerin kanına dokunuyor ve bu tipler el üstünde tutulup akil insan (!) diye

topluma kakalanıyorlarken, elbette Sezai Karakoç doğruları söylediği için

hakarete uğrayacaktır. Eşyanın tabiatı her zaman bunu gerektirmiştir ve bugün

de doğru söyleyenin kovulması hadisesi yine doğrulanmıştır.

Karakoç siyasetle ilgili konuşmasın, sadece şiir yazsın

diyen zevat, Sezai Karakoç u aşk şiirleri yazan biri sanıyorlar herhalde.

Bilgi ve görgü düzeyleri daha fazlasını kaldırmayacağından bu durum da normal

aslında. Sanatıyla davasını savunan ve bir bakıma cihat yapan bir aydına

sadece şiir yazsın diyerek aklınca hakaret eden kimselerle aynı havayı

soluyoruz maalesef.

Karakoç, siyasetçileri ve izlenen politikaları

eleştiriyor ama asıl değindiği nokta aydınların aldanmaması . Aydınlar

aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler diyor üstad ve ekliyor, fakat

aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz . Türkiye deki en temel sorunlarından birisini

tespit ediyor; zihin, fikri ve vicdanı mühürlenmiş aydınların (!) güç ve

otorite aşkları, gücün karşısında gerçeğin, hakkın yanında yer almamalarının ne

menem bir şey olduğunu belirtiyor.

Bu eleştiriler, ki kamuoyuna çözüm diye takdim edilen

sürecin Türkiye nin parçalanmasına sebep olacağı tespitinde bulunuyor mesela,

karşısında eleştirilerin muhataplarından ses gelmemesi ilginç. Kendilerine

yönelen en ufak söze bile anında cevap verenlerin sessizliği vereek cevapları

olmayışından mı, yoksa bu eleştirileri doğru kabul ettiklerinden midir acaba

İkisi de değil muhtemelen.

Sezai Karakoç, gerçek bir Müslüman aydın olarak ateşten

gömleği giyiyor ve doğru bildiğini haykırıyor. Tarih boyunca olduğu gibi bugün

de densizler, kendini bilmezler ve terbiyesizler çıkıyor ve hakarete varan

sözlerle O nu eleştiriyorlar. Şu anda topluma pazarlanmaya çalışılan

müsveddelere inat, aydının aslının nasıl olması gerektiğini gösteriyor.