Müstemleke tipi kalkınma

Abone Ol

Öncelikle konunun anlaşılması için müstemleke sözcüğünün anlamından yazıya başlayalım. Müstemleke; “Bir devletin kendi ülkesinin sınırları dışında egemenlik kurarak yönettiği ekonomik veya siyasal çıkarlar sağladığı ülke, sömürülen ülke”. Bu tip kalkınmayı seçen iktidarlar dışa bağımlı hale gelirler. Eğer bir kalkınma, dışa bağımlılığı artırıyorsa, o sömürge tipi kalkınma olduğunu rahatça söyleyebiliriz.  Ülkemizde yaşanmakta olan kalkınma modeli tam da böyle bir modeldir.  Kısaca izah etmek gerekirse; asfalt, beton döker, gökdelen dikersiniz. Yol, köprü, tünel, metro, hastane, okul yapar, her ile bir üniversite açarsınız. Art arda yüzme havuzları, stadyumlar, kapalı spor salonları inşa edersiniz. Toplu açılışlar yaparsınız. Bunlar önemlidir ve yapılması gerekiyor. Yaparsınız yapmasına ama bütün bunları üreterek değil; açık bütçeyle ve borçlanarak yaparsınız. Üstelik garantili yap-işlet-devret modeliyle ihaleye çıkarsanız; çokuluslu şirketlerin kıskacına girer;  kârlılıkta ilk on sırayı, özel sektör almaz, para satan bankalar alır. İşsizlik artar, devlet olarak istihdam seferberliği yapmak durumunda kalırsınız. İşte bu tür borçlanarak kalkınma müstemleke tipi kalkınmadır.

Üretime yönelik politikalar üretmediğiniz için; bu arada tarım ve hayvancılık dibe vurur. Ülke gıda sektöründe dahi dışarıya bağımlı hale gelir. Tohumu İsrail’den satın alırsınız. Aslında üreterek, hayvancılığı ve tarımı teşvik ederek, elde ettiğiniz vergilerle pekâlâ bütün bunlar yapılabilir. Ürettiğiniz sürece borç almanıza gerek kalmaz. 

AB uyum yasalarıyla ülke hem maddi hem de manevi zarara uğratılmıştır. Zaten sanayiniz montaj sanayidir, teknolojimiz transfer edilmiş; kendimize ait değildir. Ülkede en çok kazananlar, yasal tefeciler olan bankalar ve onlarla işbirliği yapan varlık şirketleridir. Zenginlerle yoksullar arasındaki fark giderek artar. Asgari ücret açlık sınırının altında. İktidar açılışlardan açılışa koşarak, toplu açılışlarla halkın gazını alır. Ama bunca açılışlara rağmen, işsizlik artar. Çünkü açılışı yapılan bir fabrika değildir. Millet; “Bunca açılış yapıyorsunuz ben hâlâ neden işsizim” diye sormaz. Küreselleşmeyi benimseyen hükümetler, özellikle bu kalkınma yolunu seçerler. Çünkü sömürge tipi kalkınma, halk nezdinde  hem itibar ve hem de seçim kazandırmaktadır. Ama gerçek şudur ki özel sektörün yurtdışından sağladığı kredi borcu incelendiğinde, 2016 yılsonu uzun vadeli kredi borcunun 437 milyon dolar artarak 203,0 milyar dolar, kısa vadeli kredi borcunun (ticari krediler hariç) ise 649 milyon dolar artarak 14,9 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Ya devletin borcu?!

Türkiye’de uygulanan ekonomi modeli, borca dayalı kalkınma modelidir. Türkiye bu modeli 1980 yılında benimsedi ve uyguladı. ABD olsun IMF olsun, AB olsun bizden istedikleri kalkınma şekli budur. Bu kuruluşların dayattıkları modellerle kalkınmak mümkün değildir. Bu modelle büyümeyi sağlayabilirsiniz, ama kalkınmayı asla. Yeri gelmişken, ‘büyüme’ ile ‘kalkınma’ arasındaki farkı da vurgulayalım. Büyüme, GSMH’nın artış oranıdır. Bu, hangi yolla sağlanırsa sağlansın, büyümüş olursunuz. Kalkınma, büyüme ile ilişkilidir. Merhum Erbakan Hoca; “Önce ahlak ve maneviyat” dediyse arkasından, “Ağır sanayi, fabrika yapan fabrika” derdi. Bunları söylemekle kalmadı. Görev aldığı koalisyon hükümetlerinde ağır sanayi fabrikaları  kurdu. 1977’de Ağır Sanayi adını verdiği hacimli bir kitapla da, ne yapılması gerektiğini izah etti. Sanayisini kurmayan, devrinin sanayi kalkınmasını yakalayamamış milletlerin siyasi istiklallerini de devam ettiremeyeceğini her vesile ile söylerdi. Söyledi söylemesine ama nedense hiç anlaşılamadı. Anlaşıldığı gün Türkiye’nin gerçek anlamda kalkınacağı gün olacaktır.