Müstekbirlere Yaltaklanmayalım!

Abone Ol

Kitaplığı gözden geçirirken gözüme üç kitap takıldı. Eski Milli Gazete yazarı olan şimdilerde başka sularda yelken açmış bir yazarın üç kitabı. Kitapları Saadet Partisi’nin İkinci Olağan Kongresi'nde Ankara’dan almışım. Kitaba o zaman düştüğüm not bu. Kongreler benim için kitaplığımdaki eksik kitapları tamamlamak için fırsat günleriydi. Kongrelerde bazen kitap yazarları ile de denk gelirdik. Tabi o zamanlar insanlar daha konfor alanlarına çekilmemişti. Çok eski tarihten bahseder gibi oldu. Ama bir on-on beş sene öncesi işaret ettiğim zamanlar.

Eski Milli Gazete yazarının kitaplarının yazarı tanıtım bölümünde birçok mecrada yazmış olmasına rağmen vurgusu “Milli Gazete yazarı” olması üzerine. Hazır elimize geçmiş iken kitapları yeniden okuyalım bakalım dedim. Neleri kaleme almış gazeteci yazarımız? Hangi konuları ele almış? Kimlere yer vermiş? Hangi olaylara not düşmüş?

Milli Gazete’de yazarken önceliğinin hep ümmet ve ümmet coğrafyası olduğuna tanıklık ettik. Belki birçok okurumuz Müslüman coğrafyalarda yaşananları ilk elden bilgi olarak onun sayesinde öğrendi vakti zamanında. Yazdıkları gençleri heyecana getirirdi. Onun olduğu yerde haktan, adaletten başka bir konu olmaz; zalimlere ve zulümlere karşı en dik duruştan başka bir şey beklenilmezdi. Lise zamanlarında Erbakan Hoca’mız hakkında yazdığı şiirler vardı, kızlara okuduğu.

Kitapları okurken bir nostalji olmadı değil. Aslında konular hâlâ çözülmemiş olsalar da, kitapların bıraktığı etki biraz romantizm oldu. Kitaplarında Batı’nın soykırımcı tarihinden, Batılıların Afrika’yı, Amerika’yı ve dünyanın diğer coğrafyalarını nasıl sömürge haline getirdiğinden, sömürgecilik, neo-sömürgecilik dönemlerinden, başta Filistin olmak üzere gitmiş olduğu mazlum ve mağdur coğrafyalardan, oraların güzel ve eşsiz geçmişlerinden, dünyanın diğer coğrafyalarında yaşayanlar için İstanbul’un hâlâ “halifenin şehri” olarak anıldığından, mazlum coğrafyadaki sömürüye karşı elinden geldiğince mücadele veren direniş hareketlerinden bahsediyor.

İnternetin çok yaygın olmadığı zamanlarda verdiği bilgiler gerçekten bizler için önemli ve değerli bilgilerdi. İnsanların günümüz kadar kolay bir şekilde irtibata, iletişime geçemediği zamanlarda Somali’deki durumdan ve oradaki Müslümanların faaliyetlerinden haberdar olmak ve bunu geniş kitlelere mal etmek güzel bir cihat faaliyeti idi. İnsanların günlük hayat telaşından başını kaldıramadığı zamanlarda Arjantin’deki Müslüman nüfusundan, oradaki Osmanlılardan bahsetmek eşsiz değerde bilgilerdi. Biz bunları gazetemiz sayesinde takip ediyorduk.

Yazarın okuduğum diğer kitapları ve elimdeki üç kitabı da güzeli işaret eden, Müslüman’ca duruş üzerine örneklik içeren kitaplardı. Milli Gazete’de yazdığı dönemlerde kimseden kalemini esirgemeyen bir duruşun fotoğrafıydı. Tabi üzerinden zaman geçti. Farklı sularda yelken açtı, yine dilinde “İslam Birliği, direniş, çeşitli coğrafyalar” var. Ama…

Uzun süredir takipten çıkmıştım yazdıklarını, kitapları sebebiyle güzel bir hatırlatma olduğu için acaba en son gazete köşesinde ne yazıyor diye arama motorunda ismini arattırdım. En son yayımlanan yazısını okumaya başlayınca “ben bunu bir yerden hatırlıyorum” düşüncesi uyandı. Haksız bir düşünce de değilmiş; eski Milli Gazete yazarı yeni gazetesindeki son köşe yazısında, 2005 senesinde Milli Gazete’de yayımlanan yazısını köşesine taşımış. Köşe yazısının üçte ikisini Milli Gazete’de yayımladığı köşesi oluşturuyor. Yazar kendisine yine Milli Gazete’den dayanak getiriyor. Bu durumun yorumunu da siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum. Son yazdıklarını göz geçirirken onun gibi İslam, mukaddesat savunucu birisi Kur’an-ı Kerim’in yakılmasına ses etmeyen İsveç’in NATO üyesi olarak kabul edilmesine onay verilmesi hakkında kalem oynatmamış, not düşmemiş. Eski halini bilince arama yaparken zihnimin kenarındaki beklentim İsveç konusuydu.

Şu bir gerçektir ki; ülkemizde siyasi alanda kendinize alan açmak istiyorsanız Milli Görüş/Saadet Partisi’nden, basın dünyasında da Milli Gazete’den yolunuz geçmeli. Hiç olmazsa, “Ben zamanında Milli Gazete’ye selam verdim” diyebilmelisiniz.

Eski o üç kitap bende bu düşünceleri ve duyguları uyandırdı. Bu yazımızı eski yazarımızın kitabından bir sözle bitirmek istiyorum: “Müstekbirlere yaltaklanmayalım!”