Hazreti Peygamber (s.a.v)‘e yazdığı şiirlerle bilinen Mustafa Necati Bursalı Hocaefendi Hakka yürüdü. 60‘ın üzerinde eser kaleme alan Bursalı‘nın cenazesi yarın öğle namazını müteakip İstanbul Sarıyer‘de bulunan Yeniköy Bağlar mevkiindeki Cevahirler Camii‘nde kılınacak öğle namazının ardından Yeniköy Mezarlığı‘na defnedilecek.
Bursalı hayatı boyunca Kutlu insan Hz. Peygamber‘in hayatından, insanlığa sunduğu güzelliklerden söz etti. Çeşitli dillere de çevrilen eserlerinin en büyük özelliği güzel insanları anlatması. Bursalı çalışmalarını tüm hastalıklara ve sıkıntılara rağmen sürdürdü. Pek çok hastalığın üstesinden gelen ve mütevazı şartlarda yeni eserler yazmaya devam eden Mustafa Necati Bursalı son yıllarında hastalıklardan dolayı çok sevdiği hat çalışmalarını yapamıyordu.
Yakın Tarihin Din Mazlumları, Beni Mevlâya Bırak, Yüreğime Kor Düştü, Selâm Sana Sultanım, Yine Gel şiir kitaplarının da aralarında olduğu 60 kitap bıraktı geriye. Uzun yıllar sıkıntısını çektiği hastalıklarla ilgili ise şunları söylemişti: "Hastalıklar ölüm sebebi değildir. Ancak eceli gelenler ölür. Benim başımda ölümümü bekleyen nice sağlam insanlar senelerce önce ebediyete kanat açtı. Hayatı yaratan Allah Teâlâ olduğu gibi, ölümü yaratan da yine O‘dur. O halde ne gam!"
23 sene dört ay aynı camide imam hatiplik yapan ve orada da, yazılarımda da, insanlara İslamiyetin güzelliğini, saadetin ancak burada bulunabileceğini anlatan Bursalı, gençliğin felaket çukurundan saadet caddesine çıkması için çaba harcadı. İnsanlara günlük hayatımızda bizi bunaltan pek çok şeyin çözümünün peygamber ve ailesini örnek almakta ve İslam‘ı yaşamakta olduğunu anlatmaya çalıştı.
2002‘de gazetemizde yayınlanan söyleşisinde hastalıkla iç içe bir ömür, size ne öğretti? sorusuna şu cevabı vermişti: Hayatımızın bir başkasının elinde olduğunu. Çok kere "benim gözüm, benim kulağım, benim gönlüm, benim elim" deyip duruyoruz. Halbuki gözümüzün nurunu Cenâb-ı Hakk söndürecek olsa, bize kim bir göz bağışlayabilir? İşte hastalıklar insanda olan âfiyet nimetinin daima hatırlanmasını sağlıyor ve kulu Hâlikına daha çok bağlıyor. Hiç bir eksiği olmayan, her nimete mazhar olan kimseler çok defa hüsranın yaylasına çadır kurup mezarlarda geçecek günleri unutuveriyorlar. Halbuki insan sabaha çıktığında akşama ereceğini bilemez. Hattâ bir dakika sonra başına ne gelecek, onu bile tahmin edemez. İki Cihanın Saâdet Güneşi Efendimiz (Aleyhisselâtu Vesselâm), Abdullah b. Ömer‘e şöyle dedi: "Sabaha çıktığın vakit akşama çıkacağını düşünme, akşama çıktığın vakit de sabahlayacağını hatırına getirme. Hayatından ölümün ve sıhhatinden hastalığın için -zaman- ayır. Yâ Abdullah! Yarın adının ne olacağını bilemezsin!" Evet, günümüzdeki bütün kavgalar, gürültüler ölümün unutulmasından, hesap gününün hesaba alınmamasından ileri gelmektedir. Şunu da ifade edeyim ki, hastalıklar ölüm sebebi değildir. Ancak eceli gelenler ölür. Benim başımda ölümümü bekleyen nice sağlam insanlar senelerce önce ebediyete kanat açtı. Hayatı yaratan Allah Teâlâ olduğu gibi, ölümü yaratan da yine O‘dur. O halde ne gam!..
Milli Gazete / Kültür Servisi
Fotoğraflar/ Milli Gazete Arşiv