Bir zamanlar
Mustafa Kutlu nun çayını içen herkes Mustafa Kutlu nun paltosundan çıktık
diyordu. Kutlu nun paltosunda herhangi bir değişiklik yok.
Palto aynı palto.
Ne değişti ki şimdilerde herkes çıktığı paltoyu anmaz
oldu.
Edebiyatçılarımızda son zamanlardaki özgüven patlaması
ilk önce kadirşinaslık denilen mefhumu berhava etti.
Şimdi herkes kendi kıyafetine meftun, bedenine hayran ve
egosunun hizmetkârı.
Paltoyu inkâr eden elbette içindekini de unutur.
Paltoyu inkâr eden kendi montunu ya da yağmurluğunu
kutsar.
Mustafa Kutlu nun gönlü ile tanışan birinin onu unutması
ya da onun yazdıklarını anlamaması mümkün değildir.
Ben kendimi Mustafa ağabeyin yazdıkları kadar
yazmadıklarından da müstefit olmuş biri sayıyorum.
Kendini kirli piyasa ve kara siyasadan korumasını
bilmiştir.
Onun paltosunun altında yer bulanlar da çay içip simit
yiyerek sohbetin tadına varabilenlerdir.
Bu yüzden Mustafa Kutlu gibilerinin her zaman anlatacak
ve yazacak hikâyesi vardır.
Teknolojinin ve modern hayatın içerisinde sesine benzer
ses, bakışına aşina bakış arayan bizler her şeyi o kadar yavan yaşıyor ve
ayağımıza kadar gelen hayatı öyle ıskalıyoruz ki ne anlatacak bir hikâyemiz ne
de hikâyeden çıkıp gelen bir anımız var.
Paltomuzdan evvel paltoyu da ısıtan insan sıcaklığını
kaybettik.
FETHİ GEMUHLUĞLU NU ARARKEN
Kendisini görmek nasip olmadı. Ama sanki görmenin de
ötesine geçerek sohbetlerinde bulunup edep ve erkân tahsil etmiş gibiyim.
Şairlerin en çok şiir ithaf ettiği şahsiyetlerdendi.
Yazmayı değil sohbeti öncelemişti.
Sohbeti hem muhabbet hem de konuştuğu kişiyi sahiplenme
şeklinde yaşayıp yaşatırdı.
İlk gençlik heyecanımıza sığmayacak denli münzevi idi
Fethi Gemuhluoğlu ismi.
Kafayı doğrultmayı bir türlü başaramadığımız şu eğreti
dünyada durmaksızın kalbi işaret ediyordu.
Aşkı saklandığı yerden çıkarabilmişsek bu biraz da Fethi
ağabey sayesindedir.
Anadolu deyince şimdilerde aslanların kaplanların
zihinlere yığınak yaptığına bakmayın, bu toprakların ruhunu genç dimağların
elinde Anadolu mayasıyla yoğurup büyük kentlere taşıyan Fethi ağabeyden başkası
değildir.
Sohbeti bilmeyen sahipliği de, ashabı da, sahabeyi de
bilmez elbette.
Yazılı kültürün çıkmaz sokaklarında yolunu kaybetmiş,
adresi cebinde şaşkınlardanız.
Gençlerimize bir sürü ıvır zıvırı öğretmek için servetler
harcarken her biri birer fakülte olan Fethi Gemuhluoğlu gibi şahsiyetleri
nisyana terk ediyoruz.
Kasap olma, cellât olma, dellal olma. Elbet bunları
yapacak birileri var; ama sen olma derken işaret ettiği kalbin güzergâhını
çiziyor gibidir.
Şiddet sarmalından geçtiğimiz şu günlerde bize sevgiyi ve
aşkı, köylülüğe doymadığımız zamanlarda bize şehirli olmayı, herkesin birbirine
sırt dönüp dostluk ve kardeşlik tanımları yaptığı bir zamanda dost ol kişidir
ki öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan bir gecede peygamber-i ekber in
yatağına yatar diyerek asıl kaynağı gösteren bu büyük gönüllü insanı yeniden
tanımamız gerekiyor.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi bu hassasiyete
bağlı kalarak 20-21 Kasım günlerinde Fethi Gemuhluoğlu Dostluk Günleri
düzenliyor. Sultanahmet Kızlarağası Medresesi nde düzenlenecek etkinliklerde
Gemuhluoğlu çeşitli yönleriyle anlatılıp, genç kuşakların dikkatine sunulacak.
Anmak bir tür anlamak; anlamak ise kaybettiğini kendi içinde aramaktır ne de
olsa. Dostun ve dostluğun kıymetini bilenlere hatırlatılır.