Mustafa Kemal Paşa, Sultana Ben senin kulunum dedi (2)

Abone Ol

Sultan Vahideddin ile Mustafa Kemal Paşa arasında yapılan gizli görüşmelerin neticesinde alınan ya da alınması muhtemel olan bir karar gereği, aralarında paslaştıkları ve bu arada filizlenmekte olan Anadolu harekâtına zaman kazandırdıkları gerçeği, bu telgrafın izlediği üslup ve sonundaki imza olarak kullanılan “kulunuz” kelimesi içerisinde bir yitik hazine misali keşfedilmeyi beklemiyor mu .. Lütfen empati yapın ve kendinizi M. Kemal Paşa’nın yerine koyun. Sizi Anadolu’ya millî bir mücadele başlatmak için gönderen adam, bir süre sonra geri çağırıyor. Sizin yapmayı planladığınız işler yarıda kalıyor ve siz de bu baskıdan kurtulmak için sizi satan bu adama istifa mektubu gönderiyorsunuz. Peki, bu psikoloji içerisinde yazdığınız mektubun sonuna sadece isim mi yazarsınız Yoksa hâlâ bağlılığınızı ifade eden ve aslında alt mesajlarında da bir anlaşma yatan “kulunuz” kelimesini mi kullanırsınız

Paşa bu istifa kararını tek başına almaz. Sevdiği ve fikirlerine güvendiği dostları ile istişare yaparak onların da görüşleri doğrultusunda bu istifa kararını aldı. Bu konuda Kâzım Karabekir, Mustafa Kemal Paşa’ya istifa etmesi halinde bile kendisine biat edeceğini ve daima kumandanı olarak göreceğini söyler ve Mustafa Kemal Paşa’yı bu konuda rahatlatır.

İstanbul’a telgraf çektikten hemen sonra, bir telgraf daha çeker. Bu telgrafın adresi; Anadolu coğrafyasında bulunan tüm askerî birliklerdir.  Telgraf metni şöyledir;

Bu da çok enteresan bir telgraftır. Anadolu’da bulunan hemen hemen tüm askerî birliklere, Paşa bir telgrafla istifa ettiğini ve artık hiç birinin resmen komutanı olmadığını bildirir ve hepsini içine alacak bir şekilde; “Bundan sonra kutsal gayemiz için” diyerek bütün birliklerin Anadolu’ya bu kutsal gaye uğrunda gönderildiğini ifade eder. Peki, bu kumandanlar padişahtan gizli mi Anadolu’ya tayin edildiler Elbette ki hayır. Bu mümkün değildir. Yalnızca Osmanlı’da değil hiçbir protokolde Devlet başkanının haberi ve bilgisi olmaksızın bu tür büyük birliklere kumandan tayin edilemez. Başka bir husus telgrafın ihtiva ettiği anlam. Paşa, kumandan arkadaşlarına, kendisini istifaya zorlayan padişah ya da hükümet aleyhine bırakın herhangi bir cümleyi, imada dahi bulunmamıştır. Fakat en can alıcı ipucu ise Paşa’nın telgrafın sonuna attığı imzadadır. Ordudan istifa etmiştir. Etmeseydi kovulacaktı ve bunu da bilmekteydi. O halde hükümete ve Sultan’a karşı müthiş bir öfke beslemesi gerekirken çok sakin bir şekilde; “Padişahın Fahri Yaveri” sıfatını halâ kullanmaktadır. Sultan Vahideddin Han, 1 Kasım 1922 ‘de T.B.M.M.’nin Saltanatın kaldırılmasına binaen çıkarttığı bir kanundan sonra Refet Bele ile görüşmesinin ardından memleketi terk etme kararı alır ve General Harrıngton’a, kendisinin Türkiye’den çıkartılması hususunda bir dilekçe yazar ve altına Saltanat kaldırıldığı için padişahlığı ile ilgili herhangi bir sıfatı yazmaz sadece halâ üzerinde bulundurduğu, Halifelik sıfatına istinaden “Halife-i Müslimin” sıfatını kullanır. İste böyle olur bu iş. Yani Mustafa Kemal Paşa’nın istifası bir sürpriz olsaydı ve bu sürpriz Paşa’nın beklemediği bir anda meydana gelseydi, paşa çok öfkelenir ve “Lanet olsun” der, padişaha ait hiçbir sıfatı kullanmazdı. Sultan Vahideddin Han öyle yaptı. Kendi üzerinden kanun ile alınan bir sıfatı kullanmadı. Paşa, eğer bu gelişmeden daha önce haberdar olmasaydı ve İstanbul’da yaptıkları planın bir parçası olmaksızın aniden böyle bir karara muhatap olsaydı o da yaverlik sıfatını kullanmazdı. Bu hadiseler böyle apaçık bir şekilde ortalık yerde dururken niçin görülmez ve yanlış insanların elinde bambaşka şekiller alır anlamak çok zor…

28 Aralık 1919 tarihinde hiç beklenmeyen bir gelişme yaşandı. İstanbul’da Harbiye Nezareti, Mustafa Kemal Paşa’nın savaş meydanlarında hakkıyla kazandığı ve her birinde alın teri olan nişanları, madalyaları ve fahri yaverlik unvanları mahkeme kararı olmaksızın alındığı için tekrar Paşa’ya geri verilmesi noktasında bir karar aldı. Padişah da onayladı.  Paşa, o günlerde artık Ankara’daydı. Erzurum ve Sivas Kongreleri yapılmış, kongrelerden padişaha sadakat mesajları gönderilmişti. Paşa, Sultan Vahideddin’in, İstanbul’da 12 Ocak’ta yapılan yeni Meclis-i Mebusan’ın açılış merasimine rahatsızlığı sebebiyle katılmamış olmasından duyduğu üzüntüyü bile telgrafla bildirmişti hükümdara. Ankara’dan yolladığı telgrafta “Allah mübarek vücudunuzu her çeşit belalardan korusun” demiş, Vahideddin Han, bu nezaketi karşılıksız bırakmamış Paşa’nın telgrafından duyduğu memnuniyeti Ankara’ya cevabî bir telgrafla ifade etmişti. Evet, yanlış okumuyorsunuz. 9 Temmuzda pek sevdiği askerlik mesleğinden istifa eden Mustafa Kemal Paşa, 12 Ocak’ta İstanbul’a meclisin açılış törenine katılamadığı için padişahtan özür diliyor, Padişah da aynı nezaketle Ankara’ya cevap veriyor. Bize öğretilen İnkılâp Tarihi bilgilerinden ne kadar farklıymış değil mi farklılık bu kadar değil. Durun daha neler okuyacaksınız…

Protokole titizlikle uyuluyordu. Hükümdarın tahta çıkış yıldönümleri Anadolu’da da kutlanıyor, Mustafa Kemal, sivil ve askerî yetkililerin tebriklerini padişah adına kabul ediyor, 17 Eylül 1919’da Eskişehir Valisi Hilmi Bey’e çektiği ihtar telgrafında Anadolu hareketinin maksadını anlatırken; “Doğudan batıya ve güneyden kuzeye doğru Canab-ı Hakk’a tam bir tevekkül ile yalnız Hilafet ve Saltanat makamını ve milletle devletin istiklalini sonsuza kadar muhafaza etmekten başka bir şeyi düşünmeyen ve sel gibi akan milletin arzusuna siz mi mukavemet edeceksiniz ” diyordu.2

Şimdi bilgileri bir defa daha zihin dünyamızda şekillendirmeye çalışalım. Mustafa Kemal Paşa, 9 Temmuz 1919 tarihinde askerlik mesleğinden istifa etti. Ağustos 1919’da Sultan adına tebrikleri kabul etti, (ama hangi sıfatla ) 17 Eylül 1919’da devletin atadığı Eskişehir Valisine ihtarda bulundu, (yine aynı soru, hangi sıfatla ) 28 Aralık 1919’da bakanlık tüm nişan, madalya ve unvanlarını geri iade etti. İyi ama neden 12 Ocak’ta İstanbul’daki Meclis’in açılış törenine rahatsızlığına binaen katılamayacağını ve üzgün olduğunu bir telgrafla bildirdi, aynı nezaket dairesi içerisinde Sultan’dan mukabele gördü. Fakat hep aynı soruyu sormak mecburiyetindeyiz; İstanbul’a hangi sıfatla gidecekti…

Bu yakınlaşma, bu nezaket, bu şekilde birbirini ezmeden devam eden ikili ilişki, bizlere ne anlatıyor…

Aslında Paşa’nın askerlikten istifa etmesi, psikolojik olarak çok ciddî irdelenmeye muhtaç bir hadisedir.  Paşa, İstanbul’la uzun süren telgraflaşma sürecinden ve arkadaşlarıyla yaptığı sohbetlerden sonra vermiştir bu kararı. Ama en güvendiği dostlarından hiç beklemediği tepkiler alacaktır. Mustafa Kemal, tereddüt ediyordu. Aslında kendine güveni sarsılmıştı ve hızla bir ruhsal çöküntüye sürükleniyordu. Çünkü üniformadan ayrılırsa, halkın kendisini desteklemekten vazgeçeceği korkusuna kapılmıştı. Ama sonunda istemeye istemeye arkadaşlarının telkinine uydu, Harbiye Nezareti ile Padişah’a hem görevinden hem de ordudan ayrıldığını bildirdi. Ertesi gün morali son derece bozuk halde Kurmay Başkanı Albay Kazım (Dirik) Bey’le oturmuş, istifa telgraflarına gelen cevapları gözden geçiriyorlardı. Son telgrafı da okudu Mustafa Kemal, sesindeki titremeyi güçlükle bastırmaya çalışarak bir kahve istedi. Ve o sırada Albay Kazım ayağa kalktı:

…Paşam bir istirhamım var.

…Söyle

…Ordudan istifa ettiğinize göre artık yanınızda kalamam. Kazım Paşa’ya gidip bana başka bir askeri görev vermesini rica edeceğim.” 

Oysa daha bir gün önce “Sonuna kadar sizinleyim” güvencesi vermişti. Mustafa Kemal’in yüzü bembeyaz olurken, ekledi:

…Bu evrakı kime devretmemi istersiniz Paşa, Öylesine sarsıldı ki, bir an ne söyleyeceğini bilemedi, kekeledi:

 “Yaa... Öyle mi efendim Peki efendim... Evrakı Hüsrev Bey’e devredebilirsiniz... Buyurun gidebilirsiniz...” dedi.

Kazım Bey, sert adımlarla odadan çıktı. Tarihçiler “kabadayı gibi”, “afili”, “çalımlı” sıfatlarını sıralıyorlar odadan çıkışını kâğıda dökerken. Sonrasını Rauf Bey, anılarında şöyle anlatıyor:

“Mustafa Kemal’i 1909’dan beri tanırım. Nice mihnetli anlarına şahit olmuşumdur. Ama o gün, orada, Kurmay Başkanı’nın evrakını toplayıp karşısına dikildiği ve o sözleri söylediği andaki ruh düşkünlüğünü hiçbir zaman görmedim.”

Paşa’ya, hayatının en koyu karamsarlığını yaşatan Kazım Bey’in şokunun sarsıntısını atlatmadan telaşla yaveri Cevat Abbas girdi odaya: “…Kumandan Paşa geliyorlar. Arkalarında bir bölük süvari var.”

Mustafa Kemal, Harbiye Nezareti’nin kendisinden boşalan yeri Kazım Paşa’ya (Karabekir) teklif ettiğini biliyor, bunu kabul etmesinden ve onu tutuklamaya gelmiş olmasından çekiniyordu. Sararmıştı. Sinirlerinin son halkaları da pes etmek üzereydi. Yerinden kalktı, odanın ortasına ilerledi. Ayaktaydı. Gözlerini kapıya dikti. Beynini soru işaretleri kemiriyordu.

Kazım Paşa kapıda göründü. Arkasında subaylar dizilmişti. Yüz hatlarından bir şey anlamak mümkün değildi. Bina önünde de süvari bölüğü saf tutmuştu. Karabekir ilerledi, yaklaştı, durdu. Hazırola geçti, selam verdi ve;

…Emrinizdeyim Paşam dedi,

…Ben, subaylarım, erlerim, kolordum, hepimiz emrindeyiz. Emrinizdeyiz.

Biraz durup sözünü tamamladı:

…Size makam arabanızı ve süvari muhafız kıtanızı getirdim.

Mustafa Kemal heyecandan sendeledi. Bir kâbustan uyanmış gibi gözlerini ovuşturdu. Kazım Paşa’yı kucaklayıp iki yanağından öptü. Karabekir, sadece makam aracını ve süvari muhafız kıtasını getirmemişti; az önce pervasızca çekip giden Kurmay Başkanı Albay Kazım Dirik Bey’i de yeniden emrine vermişti. Mustafa Kemal acı bir tebessümle baktı onun yüzüne.3 Kendine güveni tekrar geldi. Artık daha dik ve sert adımlar atabilecekti. Attı da…

Bu hadisede gözlerden kaçan bir detay var; Mustafa Kemal Paşa, demek ki o günler çok da kuvvetli değilmiş ve demek ki Vahideddin Han, isteseymiş eğer, o anlarda göndereceği kansız bir paşa ile Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklayabilir ve Millî Mücadeleyi daha başlamadan oracık da bitirebilirmiş. Paşa’nın yaşadığı korkunun ve geçirdiği kısmî travmanın  başka bir izahı olabilir mi ... Muhabbetle…

“ASKERLİK MESLEĞİNE BUGÜN VEDA ETTİM

(Kutsal gaye uğrunda Milletle sonsuz kadar…)

15., 3., 20., 19., 12. ve 14. Kolordu Kumandanlıklarına;

Kutsal vatanı ve Milleti parçalamak tehlikesinden kurtarmak ve Yunan ve Ermeni emellerine kurban etmemek için açılan Millî Mücadele uğrunda milletle beraber sonsuza kadar çalışmaya mukaddesatım üzerine söz vermiş olduğum için, pek aşığı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra kutsal gayemiz için her türlü fedakârlıkla çalışmak üzere milletin sinesinde mücadele eden bir fert olarak bulunmakta olduğumu tüm Müdafa-i Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerine ve Vali ve Kaymakamlıklarına ve Askerlik Şubeleri vasıtasıyla Vatanın en ücra köşelerine kadar tebliği ve anlatılmasına aracılığınızı ve vatanseverce yardımlarınızı özellikle rica ederim. 

3. (9) Ordu Müfettişi, Padişahın Fahri Yaveri

Tuğgeneral Mustafa Kemal.”1

DİPNOTLAR

1) Behçet Kemal Çağlar, Atatürk Denizinden Damlalar, Sf; 96-98,  Ak Yayınları, İstanbul, 1967.

2) Atatürk’le iligili Arşiv Belgeleri’nden 73 ve 80 numaralı belgelerden alıntı yaparak Murat Bardakçı, a.g.e., Sf; 146-147

3) Erdal Şafak,15 Mayıs 2005 Sabah Gazetesi