Müşriklerin özelliklerine dair!

Abone Ol

Sözlükte “ortak koşan” anlamına gelen müşrik kelimesi terim olarak “Allah’ın varlığını kabul ettiği halde O’na ortak koşan; birden fazla varlığa inanan” demektir. Müşrik olmanın temelinde “kişisel menfaat” vardır. Müşrik “korku” dışında hiçbir güç tanımadığı için menfaatini önceleyerek hareket eder. Dolayısıyla Kur’an’da müşriklerden söz edilirken bazı hususların belirgin bir şekilde öne çıktığı görülür. Bunlardan bazılarını,- çevremizde olup bitenlere daha doğru anlam verebilmek için- hatırlamakta fayda vardır.

Müşriklerin en belirgin özelliklerinden biri keşke diyecek işler yapmalarıdır. Mâlûm olduğu üzere bu söylem, nefsine göre hareket ettiği için sürekli yanlış yapan insanın vasfıdır. Müşrikler ahirete ve Peygambere inanmadıkları için, öte dünyada hesaba çekilirken bu davranışlarından dolayı pişmanlık duyarak, “Keşke zamanında ona inansaydık” diye yakınacaklardır (Hicr 15/2).

Müşrikler şımarıktır. Hz. Peygamber’i yalanlamak için, “Madem peygambersin, o halde bize bunu kanıtlamak için mucize göster. Bizi tehdit edip durduğun şu ilâhî azabı getir!” diyerek ilâhî iradenin kendi nefislerine göre hareket etmesini isteme şımarıklığını gösterirler! Oysa onların mucize istemeleri bahanedir. Onlara her türlü mucize gösterilse de, gökyüzüne çıkmaları dahi sağlansa yine de inanmazlar, “Gözlerimiz büyülendi” derler. Cinlerle irtibatı olduğunu iddia eden yalancılarla peygamberi bir tutarlar. Halbuki cinlerin ilâhî âlemden herhangi bir bilgi almaları mümkün değildir (Hicr 15/3-13).

Müşrikler keyiflerine düşkündür. Dünyada, yalan dolanla elde ettikleri geçici maddî saltanatlarının keyfini sürerler ve hayatın bundan ibaret olduğunu sanırlar.

Müşrikler kendileri dışındakiler yalancılıkla suçlarlar. Hatta Peygamberi “şairlik, kâhinlik ve mecnunluk”la suçlayıp yalanlarını örtbas etmeye çalışırlar.

Müşrikler inkârcı ve nankördürler. Bu sebeple hepsi de birbirine benzer, hepsinin de tavrı inkârcıdır. Kendilerine bahşedilen bunca nimeti görmeyip inkârlarını sürdürürler. Meselâ Eyke (Medyen yakınlarında bir bölge) halkı da, kendilerini gönderilen Şuayb peygamberi inkâr etmişlerdi; onlar da tıpkı Mekkeli müşrikler gibi davranıp ilâhî cezaya müstahak olmuşlardı.

Allah, müşrikleri işledikleri suçlar karşısında cezasız bırakmadı. Meselâ Hicr (Mekke-Şam yolu üzerinde) halkını da, kendilerine gönderilen Sâlih peygamberi inkâr ettikleri için feci bir çığlıkla helâk etmişti.

Müşrikler yaptıklarının hep yanlarına kâr kalacağını düşünürler. Nankörlüklerine karşı Allah’ın cezalandırmasından, yerin dibine geçirmesinden, başlarına taşlar savuran kasırgalar göndermesinden yahut çaresizlik içinde yalvardıkları o denizin karanlıklarına, amansız fırtınaların ağına tekrar düşürmesinden nasıl emin olabilirler ki Allah, şirk koşmak suretiyle müstahak oldukları cezayı verecek olsa onları kim koruyabilir ki

Müşrikler kindar ve hasetçidir. Hiçbir uyarıya kulak asmazlar. Ancak kin ve hasetlerinin cezasını mutlaka çekerler: Lût kavminin, tıpkı Mekke müşrikleri gibi, inat ve ısrarla inkârlarından dolayı helâk edilmeye müstahak oldukları gibi.

Müşrikler ibret almazlar. Bu yüzden de inatçı ve kibirlidirler, tıpkı şeytanın Hz. Âdem karşısında sergilediği kibir gibi! Hac sûresinin 55. âyetinde, “Zaten müşrikler sana inzâl etmekte olduğumuz Kur’an’ın ilâhî vahiy olduğundan hep şüphe duyacak, canları çıkıp Allah’ın huzuruna varıncaya kadar bu inatçı ve inkârcı tavırlarını sürdüreceklerdir” buyurulması gibi.

Müşrikler gafildirler, imtihan edildiklerinin farkında bile değillerdir. Bolluk ve bereket içinde olmaları onların gözlerini bürür. Onun için Allah, onların bolluk ve servet içerisinde olmalarına da aldırmayınız buyurur. Çünkü onlar sahip oldukları dünya nimetleriyle imtihan edilmektedirler.

Müşrikler ahde vefa göstermezler ve hatta saldırgandırlar. Meselâ Tebük Seferi’ne çıkan müminlerin arkasından düşmanca planlar yaptıkları gibi! Bu yüzden Allah, size ihanet edip anlaşmayı bozan müşriklerle savaşmaktan çekinmeyiniz ve zaferin sayısal çoklukla değil, iman ve kararlılıkla kazanıldığını, Allah’ın size birçok defa bu şekilde zafer nasip ettiğini unutmayınız buyurur!

Müşrikler alay etmeyi severler; bu yüzden de peygamberlerle ve insanlarla alay ederler. Varsın müşrikler sizinle alay etmeye, “Madem peygambersin, o halde bize mûcize göster” demeye devam etsinler. Eninde sonunda rabbin sana zaferi nasip edecek, onları da dünyada ve âhirette rezil rüsvâ edecektir. Sen rabbine ibadet etmeye devam et, son nefesine kadar O’nun yolunda, O’na kullukta sebat et! (Hicr 15 / 92-99).

Bütün bunlardan sonra “mümin”in müşrikler karşısındaki tavrı net olmalıdır. Çünkü Allah’ın insana verdiği hidayet, onların sahip olduğu her şeyden daha üstündür. Onların ısrarla inkârları karşısında yılgınlık göstermeden, üzüntüye kapılmadan, çevremizdeki müminlere kol kanat gererek, “Hayır, ben sizin attığınız bütün bu iftiralardan uzağım!” diyebilmek gerekir.

Müşriklerin söyledikleri sözlerden üzüntü duymak doğru değildir. İnsanın içi daralsa da, onların sözlerine aldırmaması gerekir! Tıpkı Allah’ın, Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber’in peygamberliğini yalanlamalarına üzülmemesini istemesi gibi! Çünkü Allah onların yaptıklarını yanlarına bırakmayacak, onlardan hesap sorup, yatıklarının karşılığını verecektir.

Ziyâ Paşa “Terkibibend”inde, “Ümmîd-i vefâ eyleme her şahs-ı degalde / Çok hacıların çıktı haçı zîr-i begalde” der (“Vefasız, hilekâr adama ümit edip çok güvenme! Çünkü çok hacıların koltuklarının altındaki haç göründü ihrama büründüklerinde!”).