Müsrif-Müflis İktidar, Denk Bütçe Ve Erbakan

Abone Ol

Önce devletin ajansı Anadolu Ajansı’nın dün abonelerine geçtiği bir haberden birkaç cümleyi takdirlerinize sunmak istiyorum;

Devlet, ocak-eylül döneminde yaklaşık 313 milyar 504,7 milyon lira gelir elde etti, 325 milyar 434,4 milyon lira harcama yaptı.

Yılın 9 ayında en büyük bütçe kalemini 124 milyar 959,4 milyon lira ile cari transferler oluşturdu.

Bunun, 23 milyar 375 milyon 141 bin lirası devlet sosyal güvenlik katkısı, 19 milyar 664 milyon lirası sosyal güvenlik açık finansmanı, 4 milyar 620 milyon 555 bin lirası da sosyal güvenliği olmayanların sağlık primi için kullanıldı.

Devletin KİT’lere görev zararı olarak 500,4 milyon lira yardım sağladığı 9 aylık dönemde, SGK’ya devlet primi olarak 14 milyar 116 milyon lira aktarıldı.

313 milyar 504 milyon 464 bin liralık gelir elde edilen ocak-eylül döneminde, bunun 258 milyar 650 milyon 662 bin liralık bölümünü vergi gelirleri oluşturdu.

Bu rakamlar, gördüğünüz gibi bir idarenin, bir iktidarın iflası anlamına geliyor.

***

Peki, Milli Görüş lideri, önceki Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan nasıl yapmıştı

Erbakan denilince ilk akla gelen hiç kuşkusuz, “denk bütçe.”

Erbakan Hoca’nın iktidar olduğu dönemlerde üzerinde en fazla durduğu, büyük hassasiyet gösterdiği konulardan biriydi denk bütçe. Ve bu alanda dev adımlar atıldı.

Nasıl mı

Ekonomiyi güçlendirmenin önemli bir öncelik olduğuna vurgu yapan Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 1997 yılı bütçesini denk bütçe olarak yapmaya muvaffak oldu.

Erbakan Hoca, 1977 bütçesini Ocak ve Şubat aylarında denk bütçe olarak yürüttü.

Halktan alınan vergilerin ve milli imkanların, haksız rant ekonomisi ile ufak bir zümreye aktarılmasına ömrünün sonuna kadar karşı çıktı.

Milyonların ezilmesi, fakirleşmesi ve milli ekonominin tahrip olması politikasına son verdi.

Erbakan’ın icraatı, rant ekonomisinin önünde önemli bir alternatif sundu.

Hepsinden önemlisi de şuydu; Ya, demek ki böyle bir şey yapılabiliyormuş, denk bütçe yapma imkanı varmış.

***

Peki ya Refahyol Hükümeti döneminde hangi icraatlara imza atıldı

Tarımsal desteklemeye ayrılan fon yüzde 150 artırıldı. Buğday, fındık, pancar, tütün ve tüm taban  fiyatlarda yüzde 312’ye varan artışlar yapıldı. Çiftçinin yüzü güldü

Bir yıl boyunca başta temel tüketim maddeleri olmak üzere hiçbir şeye zam yapılmadı.

İşçiyi, memuru, emekliyi enflasyona karşı korumak için Eşel-Mobil sistemi oluşturuldu.

Kamu İktisadi Kuruluşları’nın açıkları kapatılarak KİT’ler kâra geçirildi.

Yüzde 76 seviyesine yükselen repo faizleri Şubat 1997’de yüzde 50’lere indi.

Yüzde 170 seviyesinde devralınan Hazine borçları faizleri, yüzde 80’lere düşürüldü.

Döviz rezervlerinde 1 milyar dolar artış oldu

Enflasyon sekiz ayda yüzde 100’lerden yüzde 75’lere düşürüldü.

Memura yüzde 130 zam yapıldı.

Asgari ücrete yüzde 102 oranında zam yapıldı

Sanayi üretimi yüzde 30’dan yüzde 90’a çıkarıldı

Memur emeklilerine yüzde 116 reel zam yapıldı.

İşçi emeklilerine yüzde 121 reel zam yapıldı.

Bağ-Kur emeklilerine yüzde 221 reel maaş zam verildi.

***

Erbakan Hoca işte bunu gösterdi.

Haaa, Havuz Sistemi mi

Yazının başlangıcında yer alan gider-gelir dengesindeki kalemlere bakarsanız, Havuz Sistemi’nin ülkeye her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu görürsünüz, vesselam…

Mesaj Hattı…

Muhterem Adnan Bey,

Öncelikle selam ve muhabbetlerimi arz ediyorum. Yazılarınızı ilgi ve dikkatle takip ediyorum. Milli Gazete’yi elime aldığımda önce zat-ı alinizin sütununu arıyorum.

Olaylara isabetli bakış açınız ve tahliliniz bir de üslubunuz bize şevk ve heyecan veriyor.

Rabbim kaleminize kuvvet versin.

Umduğunuza nail, korktuğunuzdan emin eylesin. Selam ve dua ile... (Yrd. Doç. Dr. H. Murat Kumbasar- Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku ABD)

Demirel’den İnciler…

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Demokrasi ve Kalkınma Müzesi’, “Baba”nın memleketi İslamköy’de açıldı.

Hey gidi heyyy!

Nam-ı diğer “Morrison” Süleyman… Öylesine daldım, gittim… Ve “Baba”nın sözleri geldi, aklıma;

“Ege bir Türk gölü değildir. Ege bir Yunan gölü de değildir. Ege zaten bir göl de değildir!”

“Demokrasilerde çare tükenmez.”

“Yollar yürümekle aşınmaz.”

“Türkiye büyük bir devletin adıdır.”

“Benzin vardı da biz mi içtik ”

“70 sente muhtacız!”

“Ben altı kere gittiysem yedi kere geldim”

“Bana, milliyetçiler adam öldürüyor’ dedirtemezsiniz.”

“Ben bir gün bile evimde otururken Çankaya’ya çıkayım diyerek çıkmadım.”

“Derin devlet, normal devletin raydan çıkmış halidir.”

“Dün dündür, bugün bugündür.”

“Enkaz devraldık.”

“Fırat’ın kenarındaki bir kuzudan ben sorumluyum.”

“Binaenaleyh Türkiye’nin altı çürüktür, Türkiye’nin altı çürüktür diye bırakıp gidecek değiliz, bununla yaşamasını öğreneceğiz.”

“Verdimse ben verdim, ne olmuş ”

“Mal bulamayan bana başvursun.”

“İlle başı bağlı okumak istiyorsan, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan’da falan öyle yerler vardır, oraya gidin. Orada okuyun.”

“İşte çağdaş Türkiye!” 28 Şubat sürecinde, Beethoven’ın 9. Senfonisi’nin çalındığı bir Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konseri sonrasında sahneye çıkan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başlıktaki cümleyi sarf etmişti, orkestrayı göstererek. Herkes ayağa kalkıp alkışlamıştı, Demirel’i...

Tüm bunlardan sonra lütfen şu dört kelimeyi etmeme izin verin;

- Ne hazin bir son!

NOT:  Bugün 27 Ekim 2014, Pazartesi… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!