Müslümcü Olmak

Abone Ol

İnsanın insanlığını hatırında tutması bakımından müzik dinliyor olması doğasının gereğidir. Müziği hayatımızdan silemeyiz çünkü müzikte hatır vardır. Bu hatır hem hatırlamak ve hem de yeryüzünde bir yer edinmek babındadır. Hatırdan hatıralara geçmeden tarihin düz anlatımına bakmamız ihtiyaç gereğidir. Müzik insana verilmiş hava gibi, su gibi, gıda gibi asli ihtiyaçlardandır. Hayatında herhangi bir müziğe hiç yer vermemiş bir insan sanıyorum yeryüzünde yoktur. İnsan doğumundan ölümüne kadar müziğe ihtiyaç duyar. İnsana bu dünyada müzik verilmeseydi insan bu dünyanın sessizliğinde kalben, ruhen ve reel anlamıyla sağırlaşabilirdi. Müzik, sesin çeşitli disiplinlerle insan ruhunun gizli yerlerine dokunan/dokunacak geniş ifade gücüyle var olmuştur. İfadenin geniş olması insanın sadece hareketli ya da sadece hüzün veren tarza teşne olmamasından kaynaklanıyor. Bu anlamda ben bir türküperest olarak, geçmişte, arabesk müzik dinlemişliğim de var.

Arabesk kelimesi Türkçeye Fransızcadan geçmiş bir kelime. Müzikte, Arap müziğini andıran, genellikle karamsarlığı konu edinen bir müzik türü anlamına geliyor. Mimaride girişik, kavisli bezeme; resimde ise renklerin kavisli girişik kullanımı. Ülkemizde arabesk denince daha çok müzikteki anlamı akla geliyor. Yani arabesk isyankâr müzik demek oluyor. Oysa arabesk müzik sadece isyankâr değil aynı zamanda kahırlı bir müziktir. Arabesk müzik, yeri geldiğinde neşeli bir müziktir. Ama devletin arabeski kabullenmeyip üzerine tarçın ektirmesiyle bir zamanlar “neşeli arabesk” uydurması yapılması bu kastımızın dışındadır. Devletin müziğe müdahalesi sadece Cumhuriyet döneminde olmamıştır; II. Mahmut, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırırken Mehterhane’yi de kapatmış yerine ilk Batı müziği okulu sayılabilecek Mızıkay-ı Humayun’u kurdurtmuştur. Cumhuriyet döneminde ise, 1926 yılında Türk müziği eğitimi yasaklanmış, 1976 yılına kadar hiçbir resmî kurumda klâsik Türk müziği ya da Türk halk müziği öğretilememiştir. Yani Cumhuriyet ideolojisi türküye karşı gelmiş hatta türküyü ve türkü söylemeyi gericilik olarak görmüştür. Resmi ideoloji, milletin asli müziği olan türküyü gericilik unsuru saymıştır. Aynen bunun gibi arabesk de ilk yıllarında devlet tarafından yok sayılmış, kurumlara (TRT’ye) sokulmamıştır. Buradan şu sonuç çıkıyor; devlet, milletin benimsediği müziği benimsemiyor. Bu meyanda, daha arabeskin ilk yaygınlık kazandığı 1970’li yıllarda devletle birlikte merkez medya tarafından da horlanan sanatçılar, bir ikiyüzlülük olarak, aynı kesimler tarafından 2000’li yıllardan sonra el üstünde tutulmaktadır. Bunun en tipik örneği arabesk müziğin baba’sı Müslüm Gürses’in vefatının merkez medyada manşetlerden görülmesi’dir.

Benim için, Müslüm Gürses’in ölümü (3 Mart 2013) bir anlamda gençlik yıllarımın ölümü oldu. İlk gençlik yıllarım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden akıp gitti. Çünkü 1990’lı yıllarda uzunca bir zaman arabesk müzik dinlemiştim. Lise yıllarımda Müslümcüydüm. O yıllarda Müslümcü olmak ayrıcalıktı. Bütün kasetleri vardı bende. Bir de Ferdi Tayfur. Ferdi Tayfur’un da bütün kasetleri vardı müzik raflarımda. Orhan Gencebay ve Hakkı Bulut’un ise birkaç kaseti mevcuttu. Müslümcü olmak ayrıcalıktı; çünkü Müslümcü olmak düzene itiraz etmek anlamı taşıyordu. Çünkü Müslümcü olmak zenginlere, bankerlere, züppelere kısacası burjuvaya meydan okumak demekti. Çünkü Müslümcü olmak ağalara, mersedese binenlere, el kadar bir iç çamaşırına milyarları harcayan ama yoksullara gelince cimriyül âlâ cimri olan trikoculara itiraz etmek demekti. Çünkü Müslümcü olmak âşık olduğumuz kızın gaddar babasına isyan etmek demekti.

Müslüm Gürses üzerine yazılan özellikle akademik yazılarda Gürses müziğinin dinleyici kitlesi üzerinde hatırı sayılır bir şekilde durulmuştur. Bu yazılarda Gürses dinleyicileri genellikle ilginç bir ayin yapan tuhaf topluluk görüntüsü olarak görülmüştür. Bu yargı, konserlerinde gençlerin kendilerini jiletlemesi sonucu oluşmuş bir yargıdır. Yalnız burada unutulan bir nokta var; Müslüm Gürses dinleyicileri sadece o tuhaf topluluklardan ibaret değil. Müslüm Gürses, sesi ve müziğiyle geniş halk kitleleri tarafından dinlenilen önemli bir külttür. Evet, Müslüm Gürses dinleyicileri genelde içer ama bu içenleri içip içip etrafına saldıran ayyaşlardan ayırmamız gerek. Gerçekten arabesk müzikle kafayı bulanlar genelde saldırgan olmazlar. Ne yaparlarsa kendi kendilerine yaparlar. Bunu onaylıyor muyuz Hayır; bu sadece bir tespittir.

İnsan gençliğini hatırladığında gençliğinin materyalleri de aklına gelirmiş. O zaman dinleyelim Müslüm Gürses’ten;

“Beni taa kalbimden vurdu gidişin

Bütün umutlarım ağır yaralı

Aklımdan çıkmıyor veda edişin

Bütün duygularım ağır yaralı

Dünyamı başıma yıkmışçasına

Bağrıma kurşunlar sıkmışçasına

Sanki bir savaştan çıkmışçasına

Bütün duygularım ağır yaralı

Bütün anılarım ağır yaralı

Yaralı yaralı bütün umutlarım ağır yaralı

Yaralı yaralı bütün duygularım ağır yaralı…”