Müslümanların yardımlaşmaları

Abone Ol

Emperyalizme ve egemenlere karşı Müslümanların

direnmelerinin en önemli edimi yardımlaşma ve dayanışmalarıdır. Müslüman olma

bilinci açısından da önemlidir bu. Çünkü yardımlaşma bir ibadettir. Başta

zekât, fitre ve sadaka yardımlaşmanın ölçülerini belirliyor.

Dünyada kazanılanlar dünyada kalıyor. Bir insan Öte’ye

malın kendisini değil, bu mallardan olan kazanımlarını hayır yolunda

harcadığında onun karşılığını götürüyor. Biliniyor ki zekât zorunlu

ibadetlerdendir. Kişinin kazancında fakir, yoksul, çaresiz insanların hakkı

vardır. Bunu İslâm devletini yönetenler, devlet adına yürütürler. Zekât

vermeyenlere karşı direnilir. Ya da bireyler bunu kendiliğinden yaparlar.

Dünyada insanları sömüren, onların haklarına ve

geleceklerine el koyan güçler, yeryüzündeki bütün gelirlere, insan emeğine, hakkına

el koyarlar ve gasp ederler. Buna hakları yoktur. Yeryüzü insanlığın ortak

malıdır. Ondan hakkıyla, adil yararlanmak durumundadır. Devleti yönetenler bunu

tanzim ederler.

Günümüzde, insanlık İslâm devleti yönetiminden mahrumdur.

Müslüman halkları ve milletini yönetenler ve devletlerin yönetimleri laik,

seküler. Hem demokrasi adına, hem de krallıklar adına yönetenler o kurumların

ruhu gereği davranırlar. Krallar, sınırları belirlenmiş olan coğrafyayı kendi

mülkleri olarak görür, sadece kendisini, çevresini ve birlikte yürüdüğü

kimseleri gözetirler. Mülk onların, halk da onların kölesi konumunda.

Demokrasi adına yönetilen toplumlarda da yönetimi

ellerinde bulunduranlar onlardan farklı değildirler. Onlar devletlerin

imkânlarını kullanırlar, medyayı ve belirleyici kurumları denetimlerinde

tutarlar, istedikleri gibi yönetirler. Ne zaman ki halkın gözünde düşerler o

zaman yerlerine yenileri gelir. Üst egemenler de onları kendi çıkarları

doğrultusunda tutar ya da varlıklarını sürdürmelerine yardımcı olurlar.

Günümüz yönetimlerinin kahir ekseriyeti böyledir.

Dolayısıyla, insanlar bu dönemde mazlum konumundadırlar. Onların bu durumları

kendilerini çaresiz kılmakta.

Müslümanlar bu dönemde yardımlaşmalarını

kurumsallaştırdılar. Türkiye’deki Müslümanlar bunun öncülüğünü yapıyorlar.

Geçen yüz yılın çeyreğinden sonra dayanışma hem ülke sınırları içinde hem de

dışına taştı. Çeçenistan, Afganistan, Bosna savaşları sırasında ciddi bir hamle

oldu yardımlaşma. Bu, hem dünya egemenlerini, hem de içeridekilerini rahatsız

etti. Özellikle bu Bosna savaşı ile bu daha belirginleşti. Müslümanların

dayanışmalarının önü kesilmek adına türlü oyunlar oynandı. 28 Şubat darbesinin

arkasında yatan temel gerekçelerden biri de budur. Müslümanların

yardımlaşmalarına ön ayak olan önderler, kurumlar, şirketler, topluluklar baskı

altına alındı. “Yeşil sermaye” adı altında bulunanlar kuşatma altına alındılar.

Müslümanların dayanışmaları etkisizleştirildi. Yardımda bulunan öncüler

karalandılar.

Mavi Marmara olayı ile yardımlaşma kurumları terörist

olarak nitelendirildiler.

Bu dönemde, bu faaliyet alanlarını istismar edenler oldu.

Çıkarcılar her zaman tetikte dururlar. Onlar için sınır yoktur. Bunlar gerekçe

gösterilerek Müslümanların yardımlaşma kanalları kesilmeye çalışıldı. Büyük

ölçüde de başarılı olundu.

Daha da önemlisi, halkın bir bütün olarak kalkınması

engellendi. Sadece belirli çevrelere izin verildi. Türkiye’nin güç ve

imkânlarından yararlanan sınırlı ve belli bir kesim gözetildi. İmkânlar

toplumun genelinden esirgendi.

İktidarların değişmesi bu sonucu değiştirmedi maalesef.

Onlar da kendilerine çıkar sağlayacak farklı bir çevre oluşturdular. Bu

imkânlardan yararlananlar “beyaz”, yararlanmayanlar da “zenci” diye

nitelendirildiler. Bugün bu bile kendilerine göre daha zarif ifade edilmek adına

“siyahî” olarak tanımlanıyorlar. Sonuçta toplumun çok büyük bir kesimi bu

konumda. Yardım sağlayanlar da onlar. Onlar güçsüzleştirilince yardımlaşma da

zayıfladı.

Egemenler Müslümanların yaşadıkları coğrafyayı

denetimlerine alıyorlar iyice. Biraz olsun bir kıpırdama vardı, bunun da önüne

geçiliyor.

Krallıkla yönetilen coğrafyalarda ne yazık yardımlaşma

bilinci yok. Bu yoksunluk Müslümanların gücünü zayıflatıyor. En önemli

özelliklerini kullanamıyorlar.

Yardımlaşma bilinci, Müslümanların yeniden güç kazanmaları

ve onların yeniden İslâmi öz ve duyguyla beslemesinden geçiyor. Bunun için de

sahih önderlerin öne çıkması gerekiyor.