Suriye halkı 50 senedir, ülke nüfusunun yüzde 7’sini oluşturan küçük bir azınlığın baskıcı yönetimi altında. 1963’ten beri ülkeye çöreklenen Sosyalist Baas Partisi tarafından yönetilen Suriye, 1970’te Esat ailesinin eline geçti. Hafız Esat, yönetimde bulunduğu 30 yıl içinde pek çok katliama imza attı. Şubat 1982’de bir gecede Hama şehrini yerle bir ederek 70 bin Müslümanı katletti. 2000 yılında ölen Hafız Esat despotluk ve acımasızlığı ile tarihe geçti.
Babasının ölümünden sonra yönetime gelen Beşşar Esat daha ılımlı bir politika izleyerek işe başladı. Bunda öğrenimini Avrupa’da yapmış olmasının rolü olduğu söylenir. Babasına oranla halka daha yakın duran oğul Esat, 2010’da Afrika’yı etkileyen halk ayaklanmalarından sonra, iktidarını korumak adına politikalarında değişiklik yaptı ve silahını halka çevirmeye başladı. Afrika’daki dalgalanmaların 2011 Mart’ında Suriye’ye de sıçramasından sonra, Esat tam anlamıyla halk ile karşı karşıya geldi.
Suriye’deki tek parti yönetimi halkın taleplerine cevap vermekten uzaktı. Bu, Suriye yönetimi ile halk arasında kıyasıya bir iç savaşın başlamasına yol açtı. 2 seneye yakın süredir Suriye’de her gün insan ölüyor. Ölenlerin sayısının 10 binlere ulaştığı haberleri geliyor.
Suriye’de Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat akidesinden beslenen büyük bir İslâmî potansiyel var. Zâlim rejime muhalefet eden Müslüman halk İslâmî hassasiyetleri olan manevî liderlerle birlikte hareket ediyor. 50 senedir devam eden zulüm, baskı ve katliamlardan bunalan halk Suriye İslâm inkılâbı için seferber olmuş durumda. Şu anda, emperyalist odaklar Suriye halkı üzerinde etkili olamıyorlar. Suriye halkı, huzur ve barışın sağlandığı, ülkenin geleceğini kendilerinin belirlediği özgür bir yönetim şeklinin özlemini çekiyor. Dış etkilere kapalı olan bugünkü mücadelenin Suriye halkı için, kurtuluşun önünü açacaktır, diye düşünüyorum.
EMPERYALİZM PUSUDA
Siyonistlerin inançları gereği ulaşmak istedikleri Arzı Mev’ud idealini hesaba katmadan Suriye’de yaşanan olayları sağlıklı değerlendirebilmek mümkün değildir. “Su uyur, düşman uyumaz.” Kimse, Siyonistlerin ideallerinden vazgeçeceği yanılgısına kapılmasın.
Millî Görüş’ün muhterem lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan, bugün yaşanan olayları yaklaşık 10 sene önce haber vermişti: “Haçlı - Siyonist ittifâkı, Arzı Mev’ud’u İsrail’e katma planı çerçevesinde Suriye’nin derhal işgal edilmesini istiyor.”
Türkiye - Suriye ilişkilerinin çok iyi düzeyde olduğunun gözlendiği bir zamanda söylenen bu sözler, bazılarının “komplo teorisi” diyerek küçümsemesine yol açmıştı. Fakat, Irak ve Suriye tehlikesini gördükten sonra hepsi sus pus oldular.
Emperyalistler, şimdi Suriye’deki gelişmeleri kendi lehlerine çevirebilmek için pusuda bekliyorlar. NATO, BM ve ABD Suriye ile yakından ilgileniyor. ABD’nin hesabının Beşşar Esat’ın gitmesi olmadığı açık. Eğer, öyle olsaydı, aylar önce muhaliflere silah desteği yapar, Esat’ı düşürebilirdi. ABD, Suriye’nin kendi kontrolüne gireceği zamanı kollamaktadır. Bu iş için ırk, mezhep, bölgesel farklılık gibi ayrılık unsurlarını körükleyerek Suriye’deki halk direnişini parçalamanın yollarını aramaktadır.
Allah’a şükür, bugün için Suriye halkı Esat rejimine karşı kenetlenmiştir. Suriye İslâm İnkılâbının Manevî Lideri ve Şam `limler Birliği Başkanı Usame er-Rifâi Hoca’nın konuyla ilgili açıklaması şöyledir: “Suriye inkılâbının arkasında ne Amerika, ne Avrupa, ne de herhangi bir ülke vardır. Bu inkılâbın sebebi ise, insanların 50 yıldır yaşadıkları zulümdür. Bu mücadelenin yegâne amacı Allah’ın rızasını kazanmaktır.” (Hüküm, Ocak, 2013)
Bu birlik ve samimiyetin devam etmesi için dua ediyoruz.
BATICI ÇÖZÜMLER HUZUR GETİRMEZ
Suriye için çözüm dışta değil, içte ve iç dinamiklerde aranmalıdır. NATO, AB ve ABD’nin himmeti ile Suriye’ye barış gelmez. En son AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy “Esat’ın gitme vakti geldi. Suriye krizine çözüm bulunmalı” diyerek, çözüm için BM’yi adres göstermiştir.
ABD Dış İşleri eski Bakanı Henry Kissinger “Her şey planlandığı gibi giderse, Ortadoğu’nun yarısı İsrail’in olacaktır” demektedir. Batılı siyasiler, Türkiye’yi yanlarına alabilmek için her fırsatta Türkiye’ye gaz vermeye devam ediyorlar.
TBMM’de, Türkiye ordusunun yabancı ülkelerde savaşabilmesi için tezkere çıkarılması, Hükümet’in savaş biletini aldığı görüntüsünü vermektedir. Hele, bir yetkilinin “3 saatte Şam’da oluruz” hamaseti yapması endişe vericidir.
Malatya Kürecik’te NATO üssü kurulması, Suriye sınırına Patriot füzeleri yerleştirilmesi, “Türkiye önce Suriye’ye saldırsın, sonra da NATO ülkeyi Afganistan ve Irak’a çevirsin” şeklinde bir planın uygulanmakta olduğunu düşündürmektedir.
Kısaca, Türkiye ve İslam dünyası Batılıların her türlü planını boşa çıkarmalıdır. Bu da Suriye’nin mazlum halkının yanında yer almakla gerçekleşir. Suriye’nin geleceğini, 50 yıldır zulüm gören, ezilen, evleri ateşe verilen, ölen, mücadele eden halk belirlemelidir.
Türkiye ve İslam dünyası, “Müminler birbirinin kardeşidir.” (Hucurat, 13) ayeti ve “Mümin kardeşine zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, düşmana teslim etmez.” (Buhari) Hadis-i Şerifi’nin gereğini yerine getirmeli ve bütün güçleri ile Suriye’deki mazlum kardeşlerini desteklemelidir. Bu birliktelik, bütün kurumlarıyla İslâm Birliği’nin temelini oluşturmaya vesile olmalıdır.
Batılılar, İslâm topraklarına ayak bastırılmamalıdır. Bu konuda Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak şöyle uyarıyor: “Batı ayak bastığı yeri sömürmek amacıyla geliyor, yakıyor, yıkıyor. Irak’ta olduğu gibi.” Suriye 2. bir Irak olmamalı.