Müslümanlar geçen yüzyılın başında, yabancılaşmaya, bozulmaya karşı büyük bir direnç gösterdiler. Bütün zorluklara, engellere ve kuşatılmışlıklara rağmen kendilerini korudular. Roman, batıdan gelen bir tür, yerli roman yazıcılarının da batıcı olması insanımızı romana karşı temkinli olmaya itti. Felsefe hayatın içinde doğal haliyle vardı, fakat yabancılaştırma bilimi olarak oluşturulunca ona karşı da mesafeli durdu. Felsefe ile dinsizlik birbirinin özdeşi olarak görüldü. Halk nazarında felsefeciler ateistti, dinsizdi. Sinema tür olarak tamamen kendi dışındaydı. Batıdan gelen her türe karşı temkinli, mesafeli ve duyarlıydı. Bu bir çözüm değildi. Milletin üzerine abandırılan yabancılığın bütün kurumlarıyla gelmesi millette bir karşı duruşu gerekli kıldı. Bunun için de onların silâhlarıyla karşı koymak gibi. Milletimiz kendi özüne ve ruhuna uygun olanını hemen benimsiyor ve özümsüyor.
İmam Hatip okullarında kültür derslerinin okutulması, felsefenin de bir ders olması bir ufuk açtı. Öyle ki, Müslümanların Hicretin yüzüncü yılından itibaren felsefeyi içine alması, dönüştürmesi büyük felsefeciler yetiştirmesi yeni bir dönem oluşturdu. Batı, Orta çağ karanlığını yaşarken Müslümanlar ıpışıldı.
Roman Tanzimat la birlikte geldi, öykünmeciydi. Romanlar bizi anlatmaktan da çok uzaktı. Şiir bizimdi, bizim geleneğimizin tarzıydı. Öykü ve roman batıdan gelince ona sıcak durmadı. Çünkü aileyi, mahremiyeti ortadan kaldıran bu türe sıcak olamazdı.
Siyasa da öyle. Batılı anlamda yapılan siyasa bu milletin değerleriyle birebir örtüşmediğinden hep mesafeli durdu. Ama, siyasa yapanların içinde kendisine en yakın olanını ilginç bir tanımlamayla "ehven-i şer", yani kötülerin iyisini tercih etti. Düşünce anlamında, edebiyat sanat, felsefe ve siyasada bu milleti temsil eden ve özruhundan doğan öncülerini bulunca durum değişti. Mehmed Âkif ile başlayan bu süreç büyük bir direniş alanı oldu batıcılar ve batılılar karşısında. Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören ve daha niceleri. Romanda, öyküde, şiirde, felsefede, düşüncede önemli bir süreçti. Dergiler çıktı. Gazeteler yayıma başladı. Yazarlar yetişti.
Siyasada Milli Görüş hareketi önemli bir hamle oldu. Bir put haline getirilen Batı Bilimi, teknolojisi, bunları temsil edenlerin batıcılar olması karşıtlar oluşturdu. Gericilik ve ilericilik kavramları da bu düzlemde ele alındı. Onların bakışıyla İslâm ı ve Müslümanları temsil edenler gericiydi. Erbakan Hoca nın onların birkaç adım önüne geçmesi, Ağır sanayi, sanayileşme, Müslüman bilimi konularındaki çıkışı onların elindeki malzemeleri aldı. Dolayısıyla milletimiz siyasaya güven duymaya başladı. Batılılaşma ve batıcılık cenderelerine sıkıştırılmış olan milletimiz soluk aldı. Bilime de, sanayiye de, teknolojiye de sahip çıkmaya başladı. Hem Müslüman ca bir yaşama biçimi hem de bilimin ve teknolojinin nimetlerinden yararlanmaya baktı.
Zaten batılıları ve azınlıkta olan batıcıları tedirgin eden durum da buydu. Millet hızla kendi kökleri üzerinde durdu. Büyük mücadele ve kavga bunun üzerinde verilmektedir.
Öyle ise ne yapılmalı
Stratejistler yeni bir yöntem buldular. "Av yerli tazıyla avlanır" ya da "Derenin kuşu derenin taşıyla vurulur" yöntemine başvuruldu.
Bugün yazarlarımız, şairlerimiz belli bir kuşaktan sonrakiler İslâm düşüncesi ve sanatı tezinden, duygusundan, bilincinden uzaklaştılar. Sadece benlerini önemsediler. Küçük gruplar halinde birbirlerini meşhur etmenin atraksiyonlarını yaptılar yapıyorlar. İnsanlığın, coğrafyanın veya uygarlığımız sınırlarında yaşayanların acıları onları hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
Müslümanlar arasında Özal ile birlikte seküler ve liberal siyasa öne çıkarılarak idealizm ve medeniyet düşüncesi yok edildi. Buna globalizm , dünya gerçekleri , ortak akıl , ortak duruş gibi bizi tanımlamayan bir yapılanmaya girildi. Egemen güçlerin parasal destek verdiği kurumlar oluşturuldu. Bunun en somut örneği Soros vakıası ve faciasıdır. Bu milletin kendi elleriyle kurduğu oluşturduğu kurumlar şimdi onlar tarafından finanse edilip yönlendirilmektedirler. Siyasal iktidarın küçük hesaplı nimetleri ağızlarının tadını oluşturdu.
Büyük bir savruluş yaşanıyor. Bir çok değer artık değer olmaktan ötedir, uzaktır. Ne yazık ki bu böyle.