Müslümanların dünyevileşmesi (2)

Abone Ol

Müslüman ın ekonomik gücü, hayır hasenat kapılarını

aralamalıdır. Aksi takdirde elde edilen kazancın hiçbir anlamı olmayacaktır.

Fakat ne acıdır ki, bugün kendilerini dava adamı olarak gören kimseler dahi

seküler rüzgârının önünde sürüklenmekten kurtulamadılar. Daha evvel hak ve

adalet, erdem ve fazilet kavramlarını dillerinden düşürmeyen ablalarımız

ağabeylerimiz inandıkları değerlerden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Para

kazanmak ve ticari faaliyetler yürütmek insanlarımızın birincil hedefi haline

geldi. Bir ekmeği üç kişiye üleştiren ve kendinden çok mümin kardeşini düşünen,

paylaşımcı, adil Müslüman prototipi yok artık. Bunun yerine mal biriktiren ve

malının çokluğu ile övünen seküler bireyler var.

Maddi birikim yapmak hayatın birincil gayesi haline

geldi, insanlar bütün enerjilerini fabrikalar kurmak, büyük iş merkezleri açmak

ve mülk edinmek için harcıyorlar.

İslam Müslümanların hayatında belirleyici olması

gerekirken ikinci plana itildi, siyaset, liberalizm, sekülerizm ise merkezi

noktada yer almaya başladı. Günümüzde popüler olan belirleyici oluyor. İslami

kavramlar zayıflatıldıkça, din adına mitos ve hurafeler dinleşmeye ve

hayatımıza girmeye başladı. İslam ın özünden uzaklaşan fertler, kültürel

yozlaşmanın içine doğru sürüklendiler fakat bir çıkış yolu arama cesareti

gösteremediler. Liberal düşünce Müslümanları kolay kolay çıkamayacakları bir

uçuruma sürükledi. Bu yapı içinde her şey aslından uzaklaştı, başkalaştı.

Dünyevileşmenin ruhlarımızı ve bedenlerimizi esir aldığı

bir çağda hala bir İslam toplumu projesi peşinde olmanın çok da rağbet edilen

bir şey olmadığını sezinleyebiliyoruz. Teknolojinin gölgesinde yaşayan, az

çalışıp çok şey kazanma hevesi taşıyan, üşengeç ve kararsız bir neslin

insanlığa verebilecekleri neleri olabilir ki Hedefleri olmayan ve hayatı

günübirlik yaşayan genç bir kuşağa sahibiz.

Bu çocuklar kendi içsel seyahatlerini gerçekleştirmekten

acizler, dışarıdan verileni analiz etmeden alıyor ve benimsiyorlar.

Seküler sistem İslam toplumlarının omurgası olan aileyi

zayıflatmak için bütün kurum ve kuruluşlarını aktive etmiştir. Bu yapı

içerisinde toplumsal olan değil bireysel olan öncelenmiş ve fertlerin dayanışma

duyguları zayıflatılmıştır. Kadınların anne ve eş kimliği dışlanmış, çalışan

kimliği ön planda tutulmuştur. Toplumumuzun ahlak ve maneviyat eksenli bir

yapıya geçebilmesi için ailenin yeniden ıslah edilmesi şarttır.

Resulullah ın öngördüğü aile ve toplumu yeniden inşa

edebilmemiz için, öncelikle dejenere edilen kavramları doğru anlamak ve

içselleştirmek zorundayız. Nitekim kavramların çarpıtılması sonucunda çarpık

bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Bugün çevremize baktığımızda, kimilerinin

İslam ın özünü kimilerinin ise sözünü bayraklaştırmaya çalıştıklarını

görüyoruz. Oysa ruh ve beden gibi İslam da özüyle ve toplumsal kurallarıyla bir

bütündür, ayrıştırılamaz.