Son zamanlarda ülke gündemimizi ekonomik konular meşgul ediyor. Döviz ve altındaki fahiş artışlar, bir biri ardına gelen zamlar, kapatılan işletmeler derken yine aile, genç nesil, eğitim sistemi ve gündelik hayatın gerçekleri gibi sosyolojik temelimizin ana değerlerini unutmuş durumdayız. Biz bu değerleri unuttuk derken diğer taraftan akıllara zarar yaralar açılmaya devam ediyor. Mesela deizm denen bir yaramız var ki, hayret ve çaresizlik içerisinde izlemekten başka yapabildiğimiz hiçbir şey yok. Yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede nasıl oldu da yeni nesil bu çağ dışı inanç sistemini günden güne daha da benimser hale geldi anlam veremiyoruz. Durum o kadar vahim ki, bugün dindar neslin yetişme merkezi olarak değerlendirilen İmam Hatip okullarında dahi deizm akımı ilgi görmeye başlamış durumda.
Deizm genel olarak evren, dünya ve içerisindekileri yaratan ama bunun dışındaki işleyişe karışmayan bir tanrı inancı olarak bilinmektedir. Aklı merkeze alır, vahyi de inkâr eder. Tanrı dışında manevi olarak ifade edilen ne varsa reddeder. Akıl ve mantık merkezlidir. İnsanın aklı ile her şeyi bulup, düşünüp, değerlendireceğini savunur. Deizm kavramı ilk defa 17. Yüzyılda İngiltere’de kullanılmaya başlanmıştır. Terim Latince Tanrı anlamına gelen Deus sözcüğünden türetilmiştir.
Şimdi dikkat çekici olan kısım ise şurası; deizmin ortaçağın karanlık Avrupa’sında hayat bulması gayet mantıklı. Zira, yaratılış esaslarına aykırı, çarpık bir mantık örgüsüne sahip, aklın kabul edemeyeceği maddelerle tahrif edilmiş olan Hristiyanlık dinine karşı insanların Tanrı’nın varlığını inkâr etmeden özgür düşünceyi temsil ettiğine inandığı deizme yönelmeleri çok da yadırganacak bir durum değil. Öyle ki, bir tarafta insanları kafasına göre cennete, cehenneme atan, yargılayan, yakan, 3 tanrının varlığından bahseden, İsa Tanrının oğludur diyen Hristiyanlık, diğer tarafta tüm bu tutarsızlıklardan uzak tek Tanrı’nın olduğunu ve hiçbir şeye karışmadığı iddia edilen deizm. Doğal olarak insanlar deist olabilir. Bilhassa kendilerine İslâm dini ulaşmadığı koşullarda.
Peki toplumun %99’unun Müslüman olduğu ülkemizde yani, son Hak din olan, karşı konulamaz bir güçte Tevhit inancına sahip, hak, hukuk ve adalet başta olmak üzere insanlığın tüm ihtiyaçlarına en yerinde ve yeterli cevapları sunan, kâmil ve şamil bir din olan İslâm’ın hâkim olduğu topraklarda insanlar nasıl deizme yönelebiliyor? Aslında biraz düşünüldüğünde cevabını bulmak çok da zor olmasa gerek.
Eğer yeni nesil ve özellikle İslâmî değerlerden uzak yaşayan kitleler, Müslümanlığı üzerinden vurgu ile hayatlarını yaşayanlara baktığında, onların İslâm’ı konuştuklarını ama yaşamadıklarını görüyorsa. Ayetler, hadisler dillerden düşmezken, aksi bir yaşam tarzı benimsenmişse. Özellikle yönetici konumundaki Müslümanlar, hak, adalet, barış, insan hakları gibi evrensel değerleri bir takım azınlığın ya da yandaşlarının tapulu malı haline getirmişse. Ekonomik veya sosyal hayatta kendi düşüncesinin dışındaki herkes her türlü ithama maruz kalıyorsa. Din tüm enstrümanlarıyla bir grubun tekeli altına alınmışsa işte o zaman birilerinin bahsi geçen Müslümanlardan dolayı İslâm’dan uzaklaşması kaçınılmaz bir hal almış demektir. Eğer siz Kuran’ı, Peygamber’i (sav) ve diğer tüm dini değerleri adeta bir pazarlama ve çıkar aracına dönüştürmüş iseniz elbette insanların başka arayışlar içerisine girmesine sebep olursunuz.
İslâm kendisi gibi düşünmeyenlerin itilip, kakıldığı, hain ilan edildiği, yok sayıldığı, üzerlerine basılarak bir takım dünyalıkların elde edildiği değil, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, bütün insanlığı kuşatan, bütün insanlığın iki cihan saadetine vesile olacak değerlerle bezenmiş yegâne ve son hak dindir. Aksi duruma sebep olan her kim ise bu gidişatın vebalini ödeyemez. İşte bu sebepten dolayı hep dua ediyoruz ki, Cenab-ı Allah İslâm’ı cehalete batmış Müslümanların şerrinden korusun.