Müslümanların birliği

Abone Ol

Zamanın akışında, insanlık tarihi insanlar için en iyi örnektir. Tarih yaşanıp geçiyor, geriye kalan o an ve zamanda yapılmış olanlardır. Tarih bir kere yaşanıyor.

İçinde bulunduğumuz durum, Müslümanların birliği konusunu daha derinlemesine düşünmemizi gerektiriyor.

Bu sıralar Selçuklu dönemi okumalarım yoğun sürüyor. Devletin oluş süreci, kurumların yerleşmesi, kavramların oluşumu bu dönemde şekilleniyor. Kurumların oluşumu için devletin içindeki bilge ve otoriteler önemlidir. Alparslan döneminin en önemli şahsiyeti Nizamülmülk tür. Siyasetnâme sinde hemen her kavram, durum, olgu değerlendiriliyor. Alparslan Türk, Nizamülmülk Acem dir. Bu da oldukça önemlidir. Nizamülmük eserinde, devlet oluşumunda en küçük bir boşluk bırakmıyor. Eserde çok önemli vurgular var yaşanmış olan. Selçuklu devletinin oluşu ve bir müddet de olsa devam edişinin nedenleri daha iyi anlaşılıyor. O zaman Anadolu çok yönlü bir kuşatma altında. Yerliler, Müslümanlar, Bizanslılar ve Hıristiyanlar.

Alparslan dönemi vezirlerinden biri kaleme bir Bahaiyi atıyor. Alparslan onu huzuruna çağırıyor, Divan da diğer vezirlerin huzurunda "Sen benim düşmanımsın" diyor. Vezir yerlere kapanıyor, "Ben nasıl senin düşmanın olabilirim " "Sen benim düşmanım olan birini kaleme almışsın" Kalem vezirin en önemli adamlarından biridir. "O bir tek kişi, ne yapabilir ki" diye savunuyor vezir. Alparslan: "Öyle mi Bir at kılı getirin, verin eline, koparsın." Vezir bir çekişte koparıyor. "On tane verin" veriyorlar, onu da koparıyor. "Bir tutam verin diyor", veriyorlar, vezir koparamıyor. Sonra kalemdeki adamı getirtiyor, dövüyorlar, adam perişan bir halde çıkıyor. "Aslında kabahat onun değil, vezirindir" diyor. Alparslan Malazgirt Meydan savaşını kazandıktan sonra ölümüne sebep olan da bir Bahai dir.

Müslümanların bugünkü dağınıklığı, parçalanmışlığı emperyalizmin işini kolaylaştırıyor. Müslümanlar bir çok kurumuyla tek çatı altında toplanıp, birlikteliklerini sürdürebilseler bugünkü haller yaşanmaz. Müslümanları temsil eden kurumlar gözetici olmak durumundadırlar. Her cemaat ve grup sadece kendisinin haklı ve üstün olduğunu düşünebilir. Doğaldır. Tarikatler, cemaatler, klikler vs. İstikamet bakımından ve yaşanmış deneyimlerle kimin sahih bir yolda olduğu belli. Ne yazık ki bugün insanların başını döndüren durumlar had safhada. Modernitenin büyülü olanakları, jipler, konforlar, villalar, makamlar, sekreterler, paralar vs. olanaklar devreye girince insanların büyüsü de bozuldu. Bu anlamda yer ve koltuk kapma, bunların üzerine bina edilenler insanları yoldan iyice çıkardı.

Kimi gruplar da bu çözülme karşında bir tepki olarak daha radikalleşti. Orta Doğu daki oluşlardan da etkilendi. Haliyle bir çözülme ve dağılma süreci başladı. İmkânları elde etmek için geçmişlerinden vazgeçen, ödün veren ve hatta o yola istekle koyulanlar oldu. Bu da mazlum ve mağdur olan kesimlerin tepkisine neden oldu. Bir yanılsama dönemi yaşanıyor.

Şimdi de bir başka boyutta gelişmeler oluyor. Türkiye radikallerinin önemli bir kısmı, modernleşmenin büyülü dünyasına kapılarak geçmişlerini yadsıdı ve hepten yitip gittiler. Bunlar, iktidar partisinin büyülü dünyasında eridiler.

Asıl üzerinde durulması gereken husus şudur bence. Gerek Mısır da ve gerekese Filistin deki son gelişmeler ve duyarlılık yeni bir yönde seyrediyor. Millî Görüşün siyasal ve düşünsel hareketinin dünya Müslümanları için iyi bir örnek olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. İnsanını feda etmeden, burunlarını dahi kanatmadan, bir milletin değerleri üzerinde olma çabası bugün daha iyi karşılık buluyor. Yönetime talip olmak, insanını zayi etmemek, insanlık üzerinde bir nefret oluşturmadan hareket etmek bir zorunluluk. Gerek Mısır daki Müslüman Kardeşler, gerek Filistin deki Müslümanlar, Cezayir ve Fas takiler  ve hatta İslâm ülkelerinin çoğunda bu yol ve üslup benimseniyor. Batıcı medyaya yansıyan tarafıyla abede nin telâşı da bu noktada. Onlar kendilerine göre bir iktidar oluşturmak isterlerken, dünya Müslümanlarının uyanışı, bilinci emperyalizmin oyununu yeniden bozuyor. Bu da bir taktir.

Erbakan Hocanın bir bayram konuşmasında "Elhamdülillah İran da Millî Görüş yeniden iktidar olmuştur" ifadesi bu anlamda önemlidir ve üzerinde dikkatle durulmalıdır. Biz de diyoruz ki Filistin ve Mısır da Millî Görüş iktidar oluyor ve yükseliyor.