Emperyalizmin en önemli yöntemlerinden biri işgal etmek
istedikleri ülkelerin, bölgelerin insanlarını birbirine düşürmek ve
savaştırmak. Müslümanların yaşadığı bölgeler dünyanın merkezini oluşturuyor. Bu
birçok açıdan böyledir. Kudüs dünyanın ruh merkezi. Özellikle Yahudilerin ve
Hıristiyanların çıkış merkezi. Birçok peygamber burada veya burayla bağlantılı
olmuş. Müslümanlar ise bu konuda farklı bir konuma sahip. Mekke, Medine
merkezli bir ruha sahiptirler. Bulanmışlıktan daha uzak, daha sağlıklı bir öze
sahipler.
Yahudiler genleri mi desek, doğaları gereği mi desek
bulundukları yerlerde tutunamıyorlar. Fitnenin odağı oluyorlar. Peygamberlerine
bile rahat vermeyen, hiçbir şeye razı olmayan, doymak bilmeyen bir millet.
Tarih boyunca en rahat dönemleri Müslümanlarla yaşadıkları dönemleri. Fakat
onlar bunun nimetini bile tepeleyen bir ruha sahip.
Hıristiyanların çıkış merkezi Kudüs ve çevresi. Yeryüzüne
dağıldıktan sonra farklı merkezler ve farklı Hıristiyanlıklar oluşturdular.
Katolik Hıristiyanlığı, Ortodoks Hıristiyanlığı ve diğerleri Hemen hepsi birer
kült örneğinde.
Dünyada fitne doğuran, dünyayı kendi çıkarları için çekip
çeviren egemen bir güç var. Bunun adı emperyalizm de olsa belli güç merkezleri
tarafından yönetiliyorlar. Ekonomik güç ile birlikte en etkili olanı. Acımasız.
Çıkarları için dünyayı ve insanlığı tüketen bir ruh yapısı var. Sadece
kendileri var ve sadece kendilerini düşünürler.
İnsan onların bakışında sıradan bir varlık olma ötesine
geçmiyor.
Müslümanların yaşadığı bölgeler yeraltı ve yer üstü
kaynaklarıyla bakir. Genç bir nüfus var. Dünyaya açık.
Avrupa yaşlandı. İngiltere, asıl misyonunu aynı ruhtan
olan Abede ye bırakmış. Buna da razı. Hatta onların edindiklerinden kendileri
de yararlanıyorlar. Gereken paylarını alıyorlar. Amerikan-İngiliz-Yahudi üçgeni
birbirini bütünlüyor. Birbirlerine hem katlanıyorlar, hem de birbirlerine
destek oluyorlar. Birini diğerinden ayırmak doğru değil.
Müslümanların yaşadıkları bölgeleri, petrolleriyle
yeraltı kaynaklarıyla ve coğrafi özellikleriyle denetimleri altında tutmak için
her türlü yol ve yöntem onlar için geçerlidir. İnsanlık dramı, doğa ve gelecek
umurlarında değil.
Irak ile İran tam sekiz yıl savaştırıldı. Büyük bir kıyım
yaşandı. Irak ı silahlarıyla besleyen emperyalizm, zamanı ve sırası gelince bu
kuklasını ortadan kaldırdı. Bu savaşta kazanan ne Irak ne de İran oldu.
Şu sıralar benzer durum Suriye de yaşanıyor. Müslümanlar
öylesine parçalara bölünmüş ki, gerilim öylesine tırmanmış ki bu insanların
ileride bir daha bir arada olmaları mümkün değil.
Müslümanların en yumuşak bölgeleri mezhep. Son zamanlarda
buna Selefiliği de eklersek gerilimin tırmanması için büyük birer neden. Kavim
çatışmaları zaten geçen yüzyılın başından beri süregeliyor.
Müslümanlar, kendilerini bir bütünlük içinde
yönlendirecek buluşma noktalarını sağlayacak liderlerinden yoksun.
Düşünürlerinden yeterince yararlanılmıyor. Egemenler bu buluşmaların önünde
engel. Bu anlamda medya büyük bir güç. Büyük düşünürlerin üstü örtülüyor, ya da
seslerinin çıkması engelleniyor.
Müslümanlar ise siyasanın şov ve gösteri tarafına
özeniyorlar, dikkat kesiliyorlar.
Müslümanların ayrışmalarını derinleştiren unsurları ve
yönleri üzerinde duruluyor. Bunda da başarılı olunuyor. Bundan otuz yıl önce
Türkler ile Kürtler birbiriyle savaşacak ve birbirilerini kıracak dense kimse
buna ihtimal vermez ve inanmazdı. Ama bugün yaşanılan bir gerçek.
Bir bölgede karışıklık çıkarılmak istenirse o kadar çok
neden bulunabiliyor ki. Bundan otuz kırk yıl önce Türkler böbürlenirdi, Araplar
küçümsenirdi. Özellikle Filistin konusunda aşağılanırlardı. Araplar isterlerse
tükürükleriyle Yahudileri boğarlar!.. Bugün öyle, gelinen gerçeklik ne Buna
kimse dikkat etmiyor. Mavi Marmara olayı başlı başına bir gösterge.
Lidersizlik, idealsizlik, samimiyetsizlik, çıkarcılık,
gurur, kibir, kölelik ruhu Müslümanları
bürümüş. Önderlerine uzak duruyor. Beslenme kaynaklarından yoksun ya da uzak.