BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.), âline ve sahabelerine olsun.
ABD, AB ve İsrail şer ittifakı, Allah ile harp etmeyi kendileri için bir din olarak seçmişlerdir. Bu ittifak; Allah’ın, bütün kullarının yararlanması için emrine sunduğu nimetleri, sadece kendilerinin yararlanabileceği mülke çevirmek istedikleri için Allah ile savaşıyorlar. Onlar, aramızda müşterek bir KELİMEYE davet edildikleri halde bunu yapıyorlar. ALİ İMRAN 64: “De ki: ‘Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.’ Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız.”Bu ayet ile Yahudiler ve Hıristiyanlar, onlarla bizim aramızda ortak kelimeye, tevhit dinine davet edilmektedir. Bu; kendi görüşümüze, fikrimize, kısır kültürümüzün ürettiği kanunların sıkıcı kalıplarına girmeye değil, Allah’a kulluğa, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaya, içimizden birini ilahlaştırmamaya çağrıdır. Dünya insanının rahatsız olduğu, zulmün, ayrımcılığın, terörün, kanın, gözyaşının temelinde benim görüşlerim, benim kanunlarım hâkim olsun fikri yatmaktadır. Yapılan çağrı, “Gelin hiçbir devletin veya şahsın fikrine, kanununa değil bütün insanları yaratan Allah’ın kanunlarına, Kur’an’a uyalım” çağrısıdır. ABD, AB ve İsrail şer ittifakının reddettiği teklif, bu tekliftir. Bu teklifi bilerek reddediyorlar ve bilerek insanları İslam’ın düzeninden uzaklaştırmanın mücadelesini veriyorlar. ALİ İMRAN 99: “De ki: Ey kitap ehli, (gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah’ın yolunu (İslam’ı) eğri ve çelişkili göstermeye yeltenerek inananları Allah’ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” Ellerindeki Tevrat ve İncil’in bozulmuş, Kur’an’ın ise korunan hak bir kitap olduğunu bildikleri halde kıskançlıklarından dolayı Kur’an’ı ve İslam’ı kötü göstererek insanları saptırmanın mücadelesini veriyorlar. Bunun için, ABD, AB ve İsrail şer ittifakı, Kur’an’sız, sünnetsiz ve İslam’sız bir zulüm dünyası kurmuş, bununla insanları İslam’dan koparıp batıla döndürüyor. Rabbimiz bunların bu girişimleri karşısında inananları uyarıyor. ALİ İMRÂN 100: “Ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba (Yahudilere veya Hıristiyanlara) boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.” Buradaki emir; Yahudi ve Hıristiyanlardan hiçbir gruba itaat edilmeyecek, boyun eğilmeyecektir. Görüntüleri, hümanist, çağdaş, modern, barış elçisi, komünist, ateist, mason, demokrat, liberal, çevreci olsa da onlara itibar edilmeyecektir. Biz Müslümanlar, onların bütün insanlığa pazarlamaya çalıştıkları cehalet yükünü taşıyan gafiller olmak yerine, İslam’ın huzur veren mesajını insanlığa ulaştıran rehberler olmalıyız. Biz, Allah’ın nurunu söndürmeye çalışan ABD, AB ve İsrail şer ittifakının yürüttüğü bu kirli ve karanlık savaşın piyonu olamayız. Bu akıllı bir tercih de değildir. Çünkü onlar, Allah ile savaşırken, bizim onları stratejik ortak edinmemiz, onların savaşında onların safında yer almamız büyük bir çelişkidir. Hem Müslüman’ım diyeceksin, hem de İslam ile savaşan ABD, AB ve İsrail ittifakı ile birlikte hareket ederek onların savaşına destek olacaksın. Bunu yaparsan Peygamberimizin, “Silahını bize doğrultan bizden değildir” dediklerinden olursun.
İSLAM TEK ÇAREDİR
Çare, ABD, AB, İsrail’in müşterek davası olan Siyonizm değildir. Siyonizm, bir ifsad dini olarak materyalizmi üretmiştir. Bu din ile insanlık hiçbir yere gidemez. Çünkü bu dinin dayandığı temel, ırkçılık ve inkârcılık temelidir. Bu dinin insanlara dayattığı şey, “kölelik” hayatıdır. Bugün insanlık bu dinin ürettiği “kölelik düzeninin” zulmü altındadır. Bu zulüm dünyası yerine “Yeni Bir Saadet Dünyası” kurulmadan Müslümanlar ve insanlık, aradığı mutluluk ve huzura kavuşamaz. Müslümanların ve zulüm içinde yaşayan bütün insanlığın aradığı ve özlemini çektiği “Yeni Bir Saadet Dünyası” ancak İslam’ın ulvi hak ve adalet esasları ile kurulabilir. Bu ilahi bir kanundur. ALİ İMRAN 85: “Kim, İslâm’dan başka bir din (ve düzen) ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din ve düzen) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.”Aradığı saadeti İslam’ın dışında arayan toplulukların tamamı, batılın zifiri karanlığında yok olup gitmişlerdir. İslam’sız saadet olmaz inanışı, bir iddia değil gerçeğin ta kendisidir. Akıl, bu gerçeği teyit ettiği gibi ilim de bu gerçeği ispat ediyor. Tarih ve coğrafya bu gerçeğe şahitlik ediyor. Coğrafyamız; İslam, hükmünü yitirdiği, batılı ve Siyonist değerler hâkimiyet kurduğu günden itibaren, yaşanılmaz hale gelmiştir. Barışın yerini savaş almıştır. Coğrafyamızda barış, yeniden ancak İslam ile sağlanır. Bunun nasıl olacağının çalışması, Milli Görüş tarafından yapılmış ve bir düzen olarak ortaya konulmuştur. Erbakan Hocamız ömrünü bu çalışmalara vakfetmiştir. Milli Görüş’ün ortaya koyduğu bu düzen “Adil Düzen”dir. Bu düzen, kendi içinde dört düzenden oluşur. 1-Dini ve Ahlaki Düzen, 2-İlmi Düzen, 3-Adil Ekonomik Düzen, 4-Siyasi ve Hukuki Düzen. Adil Düzen; bütün iç düzenleriyle birlikte doğru “hak ve adalet” ölçülerine dayanır. Bu ölçüler gerçekte İslam’ın ölçüleridir. İslam’ın ölçüleri ise, Allah’ın kullarına bildirdiği ölçülerdir. “Adil Düzen” bütün insanlığın saadetini esas alan bir düzendir. Savaş değil, barış, çatışma değil, diyalog, çifte standart değil, adalet, üstünlük değil, eşitlik, sömürü değil, işbirliği, baskı ve tahakküm değil, insan hakları ve hürriyet istiyorsak, hakkı üstün tutan “yeni bir saadet dünyasını” inşa etmeye mecburuz. Biz Milli Görüşçüler, milletimizin, İslam âleminin ve bütün insanlığın hepsinin saadeti bakımından ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığımızın farkında olmalıyız. Selam hidayete tabi olanlara…