Müslümanlar, Mescid-i Aksa ve Kudüs’ü nasıl özgürleştirir?

Abone Ol

Yüzyıllardır Siyonistler ve Haçlılar Ortadoğu’yu özellikle Kudüs’ü kan, gözyaşı, kaos ve zulümle tedip edip buradan yeni dirilişlerin çıkmasına mani olmaktadır. Peki, Mescid-i Aksa ve Kudüs’ü Siyonistlerin zulmünden kurtarmak ve özgürleştirmek için neler yapabiliriz?

Bilinmelidir ki, Allah-u Teâlâ Müslümanlar için, “(Ey Muhammed ümmeti)! Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz…” (Al-i İmran, 110) buyurmaktadır. Buna mukabil Yahudi ve Hıristiyanlar için, “…Allah onları kahretsin!” (Tevbe, 30) ve “…Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler” (Beyyine, 6) buyurmaktadır. O halde Siyonistler ve Haçlıların şer ittifakının farkına varılmalı ve onlar aslâ dost kabul edilmemelidir. Kur’an-ı Kerim’de, “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostlarıdır…” (Maide, 1) buyrulmaktadır. Müslümanların dost ve müttefikinin kim olduğu hakkında ise şöyle denilmektedir: “Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resulü’dür ve Allah’ın emrine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren müminlerdir” (Maide, 55). Müslümanlar, tek güç ve kuvvet sahibinin Allah (C.C.) olduğunun farkına varmalıdır. Ayette, “Bütün göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır…” (Hadid, 5) ve “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, mutlak güç sahibidir…” (Fetih, 7) buyrularak bu gerçeğe işaret edilmektedir. Yine bütün güç ve kuvvet sahibi Allah-u Teâlâ’nın zalimlerin yaptıklarından haberdar olduğu da, “(Ey Resulüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!..” (İbrahim, 42) ayetiyle hatırlatılmaktadır. Allah-u Teâlâ’nın, güç ve kuvvet sahibi, kâfirlerin zulmünden haberdar olduğu halde bu zulme müdahale etmemesinin sebebi, kötülükleri Müslümanların eliyle düzeltmek istemesindendir. “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe, 14) ayeti bu gerçeği ifade etmektedir. Aslında Allah (C.C.) bize, zulmü ortadan kaldırmamız için fırsat vermektedir. Müslümanlara zulmeden, Allah’ı ve Peygamberini tanımayan Siyonist ve Haçlılara hadlerini bildirmemiz ve zulümlerine mukabil onlarla savaşmamız emredilmekte ve “…onlar hor ve küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle (boyun eğerek) cizye verinceye kadar savaşın” (Tevbe, 29) buyurulmaktadır.

Böyle zalimleri sadece slogan atmak, miting düzenlemek, lanet okumakla yetinilmeyip zulmü ortadan kaldırıncaya kadar Cihad etmeyi ve, kâfirlere güç göstermeyi emreden Allahü Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara güç göster…” (Tahrim, 9) ve “Onlar sizde sertlik ve üstün gayret görsünler…” (Tevbe, 123). Kâfirlerin zulmünü bertaraf etmek için çalışırken Allah’a tevekkül etmemiz, “Eğer mümin iseniz yalnızca Allah’a tevekkül edin” (Maide, 23)  ayetiyle emredilirken, “Allah size yardım edecek olursa sizi yenecek yoktur…” (Al-i İmran, 160) ayetiyle de biz Müslümanlara motivasyon ve cesaret verir. Müslümanların zalimlerle hakkıyla mücadele etmesi halinde mutlaka galip geleceği, “Yine deki ki: Hak geldi, bâtıl zâil oldu! Şüphesiz ki bâtıl, yok olmaya mahkûmdur” (İsra, 81) ayetiyle müjdelenmektedir. Kur’an-ı Kerim’de kâfirlerle mücadelenin bütün aşamaları anlatılmaktadır. Önce kendimize güvenmeli, şerefli ve hayırlı bir ümmet olduğunumuz bilincine varılmalı ve kâfirlere karşı yenilmişlik psikolojisini bırakmalıyız. Kâfirlerin Allah (C.C.) katında değersiz olduğunu, onlarla müttefiklik ve dostluk yapılmayacağını, kâfirlere karşı güçlü, onurlu ve sert şekilde mücadele etmemiz gerektiği bildirilmektedir. Bu şekilde mücadele ederken Allah’a tevekkül eder ve yardım dilersek mutlaka galip geleceğimiz de müjdelenmektedir. Bütün bu müjdelere rağmen bugünkü gibi Müslümanlar birlik olmaz, izzet ve şereflerinden habersiz olur, adaleti ikame ve zulmü bertaraf için çalışmazsa, kâfirlerin sömürgesi ve kölesi haline gelirse, bizim yerimize yeni bir topluluk getirilip İslam’ı onların eliyle zafere ulaştırılacağı Maide Suresi 54’üncü haber verilmektedir. O topluluğun “kâfirlere karşı güçlü ve onurlu, müminlere karşı alçak gönüllü olduğu, Allah yolunda cihat edeceği, kınayanın kınamasından korkmadığı ve Allah’ın onları onların da Allah’ı sevdiği” anlatılmaktadır.

Müslümanların Mescid-i Aksa’yı, Kudüs’ü ve bütün bir dünyayı özgürleştirmesi için yapılması gereken de Peygamber Efendimiz (S.A.V.) döneminden Osmanlı’ya kadar yapılan da “İ’lây-ı kelimetullah” için mücadeledir.