Müslümanlar, insanlığın umudu olmalıdır

Abone Ol

Kudüs üzerinde ne zamandır planlar vardı. Aşikâr edilince, öfkelendik.

Kadim kentin ruhuna ters bir işgal, makûs talihinin verdiği elem, nicedir bileklerinden akan kanın hüznü; ümmetin yüreğini dağlamakta idi.

Yüksek sesli yırtıcı bir cürmnâkın, başkent olarak İsrail’e ikramı, akılları başlardan aldı.

Hatta Amerika’nın BM Elçisi Nikki Haley; “Trump’ın Kudüs kararı sonrası dünyanın başımıza yıkılacağını düşündük ama hiçbir şey olmadı” derken zihinlerindekini de ifşa ettiler.

Ne zamandır hem kendileri, hem de işbirlikçi bölge ülkeleri Kudüs’ün kuyusunu kazmışlar.

Kaplumbağa yürüyüşünü bir nebze bırakıp toplanan İİT, beklenen fotoğrafı verdi; işbirlikçiler, küre başında Kudüs’ü emperyalistlere ikram edenler katılmadı.

Katılanlar da, kuvvetli yaptırımlar yerine daha light kararları tercih etti.

Mazlum Müslüman halklara az biraz umut dağıttı fakat asıl fincancı katırlarını ürkütmemeye çalıştı.

Havanda su dövmeye devam edilmesi daha ehven görüldü. Kötülerin şerrinden uzak durulmaya çalışıldı.

Kudüs’ün etinden et koparırcasına büyük bölümü olan batı yakasının emperyalistlere, küçük dilim olan dar doğu şeridin Filistin’e bırakılması ne kadar başarıdır.

Günü kurtarma, etkileyici hitabetler, mazlum halkların öfkesine merhem kınamalar, asla geçmeyecek yaralara pansumanlar. İİT kararları, bu ağırlıkta. Kudüs bütün insanlığın ortak paydası, saygısı, sevgisi.

İnsanlığın gözünün bebeği bin yaralar içinde, barışın adı Müslüman dünya; gücü yeten yetene, yüklenmekte.

Yemen gibi yoksul bir ülke, zengin İslam ülkesi tarafından bombalanabilmekte. Nasıl darmadağın, paramparça olmuşuz ki; Müslümanlar, Müslüman çocukları, kadınları, yaşlıları, sanat eserlerini, şehirlerin dokularını bir kaşık suda boğabilecek kadar gaddarlaşabilmekte.

Müslümanlar ne Hz. Ömer hatıralarını saklamakta, ne Selahaddin adaletini anımsamakta; birbirleri ile dalaşmak bugün ne yazık ki daha moda.

Müslümanlar baharandaki bir ağaç gibi bütün dalları ile bir ve bütün, kardeş olabilmeli; kanayan yaralarını birlikte restore edebilmeli, dalların başka ormanlara süzülüp kaçmaları kökleri derinden sarsmakta, gövdelerini cılız düşürmekte, en ufak bir rüzgârda kasırga görmüş gibi ulu ağaçların yerlere kapaklanması çok acı.

Bugün Kudüs için ağıt yakıyorsak, dünü anımsayalım, Endülüs için karalar bağlamıştık.

Yarın o gözyaşlarının Mekke, Medine, İstanbul için dökülmesini istemiyorsak, o ağacın bütün dalları, aklını başına alıp köklerine aykırı davranışlardan uzak durmalıdır.

Kudüs gibi bir dalımızı kırmaya kalkan eli değil tutmak, savurup atabilmeli idik.

Daha ağır yaptırım kararları alamasa da, “Doğu Kudüs, Filistin devletinin başkentidir” diyebilen o dallardan bir araya gelebilen bölüm; köklerinden gelen gücü dalların en ucunda açmaya hazırlanan tomurlara bir umut aşısı olarak aktarmıştır.

Filistinli fidanlarımızın kolunu kanadını taşlarla ezen İsrail’i dost gören bu ağacın kimi kalın kafalı dalları, artık kendisine gelmeli, bu yanlışlarını bırakmalıdır.

O ağacın bütün dalları birlik olup merhamet ve saygıyı, özveri ve sevgiyi, adalet ve hakkaniyeti yeşil tutarlarsa; sadece mazlum Müslümanlar için değil bütün insanlık için umut olacaklardır.