Müslümanlar, Ben-i İsrâil’e Benzedi

Abone Ol

Sahâbe-i Kiram, hem İslâmiyet’i yaşamış hem de Kur’an-ı Kerim’i ve Sünnet-i Seniyye’yi harfi harfine kendilerinden sonraki nesle aktarmışlardır. Böylece İslâmiyet gibi, dünyanın en büyük hakikatini ve şeref vesilesini yeryüzüne yaymışlardır.

Sahâbe-i Kiram, Bakara Sûresi’nin 285. âyet-i kerimesinde geçtiği üzere, Allahu Azimüşşan’ın bütün emirleri ve Resûl-i Ekrem’in (asm) bütün tebliği karşısında, “Semi’nâ ve ata’nâ” [İşittik, itaat ettik.] demişlerdir.

Ben-i İsrâil ise asırlar önce kendi peygamberlerine, “Semi’nâ ve ‘aseynâ” [işittik ve isyan ettik] demişlerdir. (Bakara / 93)

Yine Ben-i İsrâil, Hz. Musa kendilerine cihadı emrettiğinde, küstah bir şekilde Hazret-i Peygamber’e karşı, meâlen; “‘Ey Mûsâ: Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya aslâ girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın: biz burada oturacağız’ dediler.” (Mâide / 24)

Ben-i İsrâil’in İslâmiyet’e ihâneti o kadar çok ki, bunlardan biri, Nisa Sûresi’nde geçtiği üzere, “Nü’minû biba’din ve nekfüru biba’din” [Bir kısmına iman ederiz, ama bir kısmına inanmayız] diyerek, Allah’ın hükümlerinden bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr edeceklerini söylemeleridir.

Bu ibretli âyet-i kerimelere meâlen bakalım:

“Hatırlayın ki, sizden söz almış da Tûr’u üstünüze kaldırmış, ‘Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri işitin’ demiştik. Buna mukabil ‘İşittik ve isyan ettik’ dediler. Küfürleri sebebiyle kalblerine buzağı sevgisi içirildi. De ki, eğer inanıyorsanız, îmanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” (Bakara / 93)

Siz şunların küstahlığına ve azgınlığına bakın, Allah’ın Peygamberinin tebliğine, Allah’ın kitabının hükümlerine defalarca karşı çıkmaları üzerine Cenab-ı Hak Tûr Dağı’nı başlarının üzerine kaldırıyor. Secdeye kapanıyorlar. Ancak bir gözleriyle de yukarıya bakıyorlar. (Yahudilerin secdesi hâlâ bu şekildedir) O vaziyette iken bile, ‘Semi’na ve aseynâ’ demişlerdir.

Yine o küstah Ben-i İsrail, Allah’ın hükümlerinden bir kısmına îman edip bir kısmını inkâr etmişlerdi. Kur’an’ımız bize onların bu azgınlığını şu şekilde haber veriyor. (Meâlen): “Allah’ı ve peygamberini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırıp: ‘Bir kısmına îman ederiz, ama bir kısmına inanmayız’ diyenler ve bunlar (îman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu:

“İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa / 150, 151)

Kur’an-ı Kerim’de geçen Peygamber kıssaları, bir “hikâye” değil, bir kanunun ucudur. Kıyamete kadar gelecek insanlara, hususan mü’minlere birer derstir. Ben-i İsrail’in bu tavırları nakledilerek, “biz mü’minlere, “Sakın onlar gibi olmayın!” diye ihtar edilmiştir. Ne hazindir ki, günümüzdeki vaziyete bakınca, Müslümanların birçok cihetten Ben-i İsrâil’e benzediğini görürüz.

Bazıları, Allah’ın hükümlerinden bir kısmına inanmakta, bir kısmına inanmamaktadır. Bilhassa devlet idaresi ve hükümler noktasından böyle bir durum söz konusudur. Haramlar hususunda da böyledir. Bakınız yılbaşı yaklaşıyor, piyango bayilerinin önündeki kuyruklar neyin ifadesidir? Kumar haram değil mi? Müslüman bunun kuyruğuna girer mi? Faiz haram değil mi? Müslüman, haram fiili meşrû görür mü? Zina haram değil mi? Müslüman zinaya yaklaştırıcı davranışları meşrû görür mü? Müslüman, Allah’ın düşmanlarını hoş görür mü? Onlarla dostluk kurar mı? Müslüman cihadı unutur mu? “Bu devirde de olur mu?” der mi?

O kadar çok örnek var ki, Müslümanlar, hareketleriyle, davranışlarıyla tıpkı Ben-i İsrail gibi, “Semi’nâ ve aseyna” demeye başlamışlardır. Hareketleriyle “Nü’minu bi ba’din ve nekfüru bi ba’din” demişlerdir.

Ben-i İsrail’in başlarının üzerine Tur Dağı kaldırıldı. Bir kısmı maymuna çevrildi. Daha nice musibetlere mâruz kaldılar. Bizler Müslüman toplumu olarak Ben-i İsrail’e benzemekten vazgeçmeliyiz, tevbe istiğfar etmeliyiz. Yoksa, başımıza kim bilir neler gelir… Kur’an-ı Kerim bizleri uyarıyor. Ne mutlu bu îkazlara dikkat edip uyananlara…