BİRİNCİ BÜYÜK YANLIŞ: “Allah beni zengin etmiş zekâtımı
verdikten sonra istediğimi yaparım, lüks ve israflı bir hayat sürebilirim…”
Böyle bir düşünce tarzı Kur’ana, Sünnete, İslam ahlakına aykırıdır. Müslüman,
zengin de olsa israf edemez. İsraf zengin, orta halli, fakir Müslümanlara
haramdır. Bugünkü lüks şeylerin çoğu israfa girer. Lüks ve geniş meskenler…
Lüks yazlıklar… Lüks otomobiller… Lüks mobilyalar… Lüks giysiler… Lüks Umreler…
Müslüman kalkıyor marka fetişizmi uğruna 5-10 bin liraya palto alıyor. Halbuki
bin liraya harika bir palto alabilir. Allah bana para verdi diye gösteriş için,
böbürlenmek için, marka fetişizmi için küçük bir servet verdi… Elbette israftır
haramdır. Bendeniz herkes en ucuzunu giyinsin demiyorum. Lakin her şeyin bir
ölçüsü vardır, ortası vardır. Binaenaleyh zekâtımı verdikten sonra canımın
istediğini yaparım demek bir Müslümana yakışmaz.
İKİNCİ BÜYÜK YANLIŞ: “Düşük faiz riba sayılmaz, helaldir
caizdir…” Diyenler imanlarını tehlikeye atacak bir söz ediyorlar. Ribanın
düşüğü, ortası, yükseği olmaz. Riba ribadır ve kesin olarak haramdır. Allah
ticareti helal kılmış, ribayı/faizi haram kılmıştır. Düşük faize caizdir
diyenler bidatçi, reformcu, modernisttir. Onların fetva ve ruhsatlarıyla amel
edenler ekinlerini ateşe vermiş olurlan.
ÜÇÜNCÜ BÜYÜK YANLIŞ: “Eskiden Türkiye’nin düzeni Müslümanlar
için çok kötüydü, şimdi durum eskisine göre daha iyidir…” Bu cümlede büyük bir
mantıksızlık vardır. Eskiden kötü olan bir şey, ondaki kötülük izale
edilmedikçe az veya çok iyi olmaz. Cümle şöyle söylenebilir: “Eskiden düzen ve
sistem çok kötüydü, şimdi eskisine nispetle daha az kötü olmuştur…” Bu son
cümle tartışılabilir. Bendeniz eskiye nispetle bazı kötülüklerin hafiflediğini,
azaldığını kabul ederim ama bazı kötülükler de çoğalmıştır. Mesela M. Kemal,
İsmet, Celal Bayar, Cemal Gürsel, Kenan Evren zamanlarında suç olan zina suç
olmaktan çıkarılmıştır. Buna nasıl iyi diyebiliriz. Müslümanlar iyilerle kötüleri
birbirine karıştırmamalıdır.
DÖRDÜNCÜ BÜYÜK YANLIŞ: “Memleket çok iyiye gidiyor,
Ankara’dan Konya’ya hızlı trenle bir buçuk saatte ulaşılıyor…” Burada iyilik,
iyileşme, ıslah olarak ulaşım konusunda teknik bir ilerleme delil olarak
gösteriliyor. Çok yanlış… Bir buçuk asır önce Ankara ile Konya arasında
demiryolu yoktu, insanlar develerle, atlarla, arabalarla, hatta yayan seyahat
ediyorlardı. İnsanları, toplumları, siyasi düzenleri, devletleri vasıflı,
üstün, iyi yapan unsurlar teknik değil; ilim, irfan, ahlak, adalet, fazilet,
hikmet, yardımlaşma, sanat, kültür gibi değerlerdir. Teknik ilerlemeleri, hızlı
trenleri, uçakları, Şeriat ve ahlak hudutlarını zorlamayan konforu elbette
kabul ediyorum lakin Ankara’dan Konya’ya bir buçuk saatte gidiliyor diye her
şeyi tozpembe göremem. Konya şehrini ele alalım: Eskiden Konya’da tren,
elektrik, asfalt yollar, şehir suyu yoktu ama medreseler vardı, tekkeler vardı,
şer’i mahkemeler vardı, adalet vardı. Bir gram adalet, ilim, irfan, kültür,
fazilet; bir ton hızlı trenden daha kıymetlidir. Lütfen iyilikleri kötülükleri
teknik terakkiler ile ölçmeyelim. Konya’da o eski büyük ulema, fukaha, meşayih,
kâmil mürşitler, arifler var mı, bana onlardan haber verin.
BEŞİNCİ BÜYÜK YANLIŞ: “Her yere büyük, bol minareli, bol
şerefeli, yüksek kubbeli, nakışlı, süslü, gür hoparlörlü, kaloriferli, klimalı
camiler yapılıyor. Binaenaleyh Müslümanlık ilerliyor…” Ne kadar yanlış bir
hükümdür bu. Böyle söyleyenler ahir zamanda camilerin süsleneceğini fakat manen
harap olacağını haber veren hadisleri duymamışlar. Cami binası, kurum olarak
caminin kendisi ve tamamı değildir. Camii cami yapan kubbesi, minaresi,
mermeri, süsü püsü değildir. Cami, mihrabına geçen imamla, minberine çıkan
hatiple, kürsüsüne oturan vaizle cami olur.
Bundan otuz küsur yıl önce İstanbul Fatih’teki İskender Paşa
Camii cami idi, çünkü imamı merhum şeyh Mehmed Zahid Efendiydi. Sabah
namazlarında cemaat dışarıya taşardı. İskender Paşa Camii Kars’tan Edirne’ye
kadar bütün Türkiye’yi aydınlatan, irşad eden bir müessese idi. Cami
görevlileri binadan, halıdan, kubbeden, klima cihazından milyon kere önemlidir.
Bugün devlet büyük paralar vererek “lüks camiler” yaptırıyor, inşaat bitince
Diyanet bir imam tayin ediyor. İş bu kadar kolay mı İmamları namaz kıldırma
memuru statüsünde olan camilerle hizmet edilmez, Müslümanlar manen harap
maddeten müzeyyen mabedlerle ilerlemez, hürleşmez.
İmamlığın, hatipliğin, vaizliğin hakkını veren muhterem hoca
efendilerin ellerinden öperim…
* (İkinci yazı)
Dünya Tuzak ve Şehvetleri
DÜNYA tuzaklarına ve şehvetlerine düşen kişi çok zor
kurtulur. Allahın Kitabı Kur’an, Allahın Resulü Muhammed Mustafa aleyhissalatü
vesselam, rabbanî ulema ve mürşidler insanları dünya konusunda uyarmışlardır.
Bu ayarıları dinle, bilgilen, aydınlan ve kendini kurtar.
Allahın sana yardım etmesini istiyorsan, önce kendi cüz’î
iradenle kendine yardım et.
Dünya bir tuzaktır… Dünya gelip geçicidir… Dünya aldatır…
Dünyaya kesinlikle güvenilmez… Dünya vefasızdır…
Ömür geçer gider… Gençlik geçer gider… Sağlık hastalığa
inkılab eder…
Şeytan, beyinsizleri dünya ile aldatır.
Dünyaya aldanan ne büyük bir aldanma içindedir.
Dünya konusundaki aldatıcı ve gaflete düşürücü beyanlara
sakın kulak verme. Kur’anı, Sünnete, Şeriatı, Hikmeti dinle.
Sana dünya işlerini ve hizmetlerini bırak diyen yok.
Bil ki, sen imtihan ediliyorsun. Elbette dünya imtihanının
kazanmak için çalışacaksın.
Sana dünyayı imar etme diyen yok. Dünyanın imarı da bir
sınavdır. Sen dünyayı İslam dininin ilkelerine ve hükümlerine göre imar etmekle
mükellefsin.
Hadîste buyruluyor:
Her sabah bir melek nida eder: Ey bugün doğacaklar, ölmek
üzere doğunuz… Ey bugün yapılan binalar, harap olmak üzere yapılınız.
Dünyanın altını gümüşü, doları eurosu, maddî zenginlikleri
için çarpınanlar… Siz bunların gerçek sahipleri değilsiniz, emanetçilesiniz ve
bunlarla imtihan ediliyorsunuz.
En hayırlı ve en kârlı ticaret Allah ile yapılandır. Zekat,
sadakalar, hayır hasenat işleri, ilme ve irfana yapılan yatırımlar bu
ticarettendir. Bunlar hep ihlasla yapılmalıdır. Aksi takdirde yapanı kurtarmaz.
Haram para kazananlar, haram rantlar peşinde koşanlar, ey
rüşvetçiler!.. Kendinizi ateşe atıyorsunuz.
Para kazanıp zengin olup azanlar, vah size, eyvah size!..
Kuduz bir nefs-i emmareye sahip olanlar!.. Hubb-i riyaset
kendilerini çıldırtan beyinsizler!.. Ne kötü bir gidişatınız olduğunu bir
bilseniz anlasanız.
Kurtuluş yolu Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselamın
yoludur.
Hem iman ettim diyen, hem de Peygamber yolunda gitmeyen ne
büyük bir gafildir.
Peygambere iman eden, onun Sünnetine temessük eden kişi
lükse, israfa kapılmaz, mütevazı yaşar, alçakgönüllü olur.
Peygamber “Ben bu dünyada bir yolcu gibiyim” demiş, sen de
öyle ol.
Sakın haram yeme, haram kazanç elde etme, haramla âbad
olamazsın, belanı bulursun.
Lüks, israf ve sefahat içinde yaşayanlar Nemrudun,
Firavunun, Tağutların yolundadır.
İhtiyaçlarını çoğaltanlar ıstıraplarını çoğaltmış olur.
Yükseklere çıkanların başları döner, feci şekilde düşerler.
Sadece bir hurman varsa yarısını tasadduk etmelisin.
Allah seni zengin etmişse, düşüneceğin ilk şey o zenginlikle
Allah ile ticaret yapmaktır.
Dünya sarhoşları, mal sarhoşları, lüks ve israf sarhoşları,
nefs-i emmâre sarhoşları uyanın uyanın uyanın!.. Çok geç kalmadan uyanın…
Ey ulema, ey fukaha, ey nâsihler, ey vâizler dünyaya karşı
uyarın bizi…
Nasihat edin bize…