Zamanın akışında yeni şeyler öğreniyoruz. Bu, zamanlarını yaşayanlar için geçerlidir. Bir başka zamandan söz etmiyoruz. Bugünü anlatıyoruz. Bugün ise karmaşık. İnsanların zihinleri allak bulak. Sağlıklı bir ortamda düşünülemiyor. Nelerin olup biteceğinin sonuçlarını kestiremiyor. Zamanın ve olayların akşına kapılanlar bir çözüm üretemiyor, bir yol gösteremiyorlar.
Zihinleri kuşatan ağların içinde çıkılamayışının nedeni, belli putlar içinde debelenmedir. Putlar soyut olmasına karşın belli ve belirgin.
Dünya yüzünde yaşananların farklı anlamlara çekilmesi, yorumlanması belli birilerine bağlı.
Emperyalizm bir bütün olarak katliamı onaylıyor ve alkışlıyor. Netanyahu’nun BM’deki konuşmasının ayakta dakikalarca alkışlanması bir onaydır. Bu, su götürmez bir Haçlılık ruhunun toplu yansımasıdır. Buna karşın Müslümanların ise gerek yaşanan katliamın ve gerekse onay verenlerin birlikteliklerinin farkında olamayışları tam anlamıyla bir körlüktür.
Karşıda bir güç birliği var. Müslümanların ise bu anlamda kendilerini destekleyecek, umacak bir görünüm ne yazık ki yok. Kendi aralarından bütün değildirler. Bir anlamda da tam anlamıyla bağımlıdırlar. Emperyalizm oyununu ustaca sahneliyor ve oynuyor. Müslümanlar ise sadece seyrediyor, ilgisiz kalıyor, uzak duruyor. Bu dalganın kendilerinin üzerine geleceğini hesaba katmıyor. Koca Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra darmadağın olan Müslümanların iki yakası bir araya gelmiyor. Her topluluk kendi küçücük adacığında var olmaya bakıyor. Bu parçacıklar ve devletçikler kendi halklarının arasındaki birlikteliklerden bile yoksun. Aşiret ruhu baskın. Öte yandan ırkçılık, mezhepçilik, çıkarcılık, çeteler, baronlar bulundukları alanlarda istedikleri gibi hareket ediyorlar. Dağıldıkça güçler zayıflıyor.
Birbirine düşman olan bu toplulukların birbirlerine hayrı olmadığı gibi, egemen güçlere hizmet ediyorlar. Asıl zihni karmaşa, beyinleri dolduran Batı ruhunun onlarda oluşturduğu algı. Küresel egemenlerin güdümündedirler.
Müslümanların, kendi dar alanlarından başlayarak bir bütünlüğe yönelmeleri zorunludur. Şu zaman ne mezhep tartışmalarının, ne ırkçılıkların, ne tarikatların daracık ufuklu bakışlarının egemen kılındığı zamandır. Bu yeni zamanda birlikteliği sağlayacak adımların atılması gerekmektedir.
İnsanın zihnini uyuşturan her davranış alan daraltmaya neden oluyor. Alanlar daraldıkça bir kördüğüme dönüşüyor.
Aydınlık zihinlerin, bakışların yol göstericiliğinde birliktelik oluşturacak her adım önemlidir.
Siyonizm, sınırlarını genişletiyor. Genişlettikçe bölgenin insanlarını yok ediyor. Bunun orayla sınırlı kalamayacağı baştan beri bellidir. Filistin, Lübnan’dan sonra sıra Suriye’dedir. Çünkü Suriye şu an işgal altındadır. Bir üfürümlük canı kalmıştır. Zaten Abede şu an içeridedir, kontrol altında tutuyor.
Ürdün, bağımlı bir köledir. Irak zaten çoktan işgal edilmiş, petrollerine el konulmuş, Abede sömürmektedir. Diğer Arap toplulukları tam anlamıyla kendilerine bağımlı ve birer tutsak konumdadırlar. En ufak bir dalgalanışta anında bertaraf edilmektedirler.
Geriye bir Türkiye, bir de İran kalıyor. Şimdiye kadar Mısır’ı yarım olarak tanımlıyorduk, artık o yarımlığını çoktan yitirmiştir. Türkiye İran birlikteliği önemli bir güçtür. Yanlarına çekebilecekleri kimi parçalar da katılırsa önemli bir güç oluşturur. Kaldı ki Müslüman olmadığı hâlde mazlumlara destek veren Güney Amerika ve Avrupa’nın kimi ülkeleri de bulunuyor. Bu dayanışma halkasının genişletilmesi zorunludur.
Türkiye ile İran’ın arasını bozmak isteyen sadece egemen güçler değildir. Batı, yüzyıllardan beri bu iki büyük topluluğu birbirine düşürme çabasındadır. Ne yazık ki kendilerini has Müslüman olarak sayan bazı kesimler emperyalizme hizmet eder konumdadırlar. Müslümanlar ancak birbirlerine sığınak olabilirler.