Müslümanın sanata ve hayata bakışı

Abone Ol

Biz Müslüman’ız.

Biz Müslüman olduğumuz için fiziki eylemlerimizde,

davranışlarımızda, söz ve yazılarımızda da Müslüman’ca davranmakla yükümlüyüz.

Nasıl ki fiziki davranışlarımızdan sorumluyuz, yaptıklarımızdan ötürü

yargılanıyorsak, iyi ve güzel davranışlarımızdan ötürü ödüllendiriliyor,

yanlışlıklarımız ve kötü davranışlarımızdan da sorumlu olarak

cezalandırılıyorsak, yazılarımızdan da sorumluyuz. Kâğıda dökülen her

sözcüğümüz bizim eylemimizi oluşturur. O sözcükler, ifadeler bizden çıkar artık

onlar topluma mal olurlar.

Biz bugün yüzyıllar önce yazmış söylemiş olan Yunus’un,

Mevlâna’nın yazdıklarını okuyoruz, onlardan besleniyoruz. Bugün yazdıklarımız

kâğıda döküldükten sonra kalıcı oluyor. Onlar yıllarca sonra başkaları

tarafından okunuyor.

Biz Müslüman’ız. İyiyi, kötüyü, hayrı ve şerri bilmekle

yükümlüyüz. Hem kendimizden hem de çevremizden sorumluyuz. Sorumluluk bizim

bilincimizi oluşturur.

Amel defterlerimiz bu dünyada bırakacağımız güzel, iyi ve

hayırlı eylemlerimizden ötürü kapanmaz. Onlar var oldukça amel defterine bunlar

işlenegelir.

Romanlarımız, öykülerimiz, şiirlerimiz Müslümanların özgün

hayatlarını sunma aracıdır. Kendi insanımızı tanımamızı sağlarlar. Bugün

yazdıklarımızla biz insanımızın psikolojik gerilimlerini, kültürlerinin arka

planlarını veriyoruz. Hayata bakışlarını, geleceğe dönük ufuk açıcı düşünüş ve

bakışımızı ortaya koyarlar.

Bir dize insanların belleğinde yer eder, bu bir laytmotif

olarak belleklerde döner durur.

Yunus’un bir beyti, bir dörtlüğü, bir ilahisi insanların

hafızalarında yer eder, yüzyıllarca insanların hayatında döner durur. İnsanlar

bundan asla sıkılmazlar. Hatta her insan teki kendine göre yorumlar.

Biz Müslüman’ız. Var olma bilincimiz ve sorumluluğumuz bizi

daha çok düşündürür. İnsanları yanlış yollara sürükleyecek davranışlardan

sakınırız. Bizden yazıya dönüşen her sözcük, ifade bizi tanımlar.

Biz Müslüman’ız kültür tarihimizi, peygamberlerimizi,

hülefai raşidini, Allah Elçisi’nin arkadaşlarının hayatını, hayata bakışlarını

bilmek, onları yeniden yorumlamak, bugünün insanlarına anlatmakla yükümlüyüz.

Batılı sanatçılar silinmiş, hayatta karşılığı olmayan durum

ve olayları o kadar canlı anlatıyorlar ki, küllerinden yeni bir kültür

oluşturuyorlar. Hz. İsa’yı olduğundan farklı bir bakışla ele alıyorlar. Kendi

zihin dünyalarındaki bir Hz. İsa oluşturuyorlar.

Bizim şansımız şu ki, kaynaklarımız sağlam, malzememiz çok,

geleneksel kültürümüzün birikimi olduğundan fazla. Fakat bunlar yeterince

yorumlanmış değil.

Klasik kaynaklarda malzemeler karışık duruyor. Bunların

yeniden sistematik olarak tasnifi, yeni bir dil ve üslup ile anlatılması

gerekiyor. Bu yapılanlar ile geçmişe bir şey katılmış olmuyor, ancak bize çok

şey katıyor.

Anlatılanların okunabilir bir dil ve üslup ile olması

gerekiyor. Edebi dil, estetik, özgünlük gerekiyor. Roman dili bu tür eserleri

daha çok okunur kılıyor.

Batı düşüncesi karşısında kendimizi daha iyi tanımlamalıyız.

Özgün ve zengin ruh dünyamızı ayrıntılarıyla sunmalıyız. Büyük bir

yükümlülüğümüz var. Tarih karşısında da sorumluyuz. Bugün geçmişe göre eli kalem

tutan insanımız çok fazla. Derlenmiş malzeme fazlasıyla var. Bunlardan çok

özgün eserler üretilebilir.

Eşyayı tanıma, bilme sırrına vakıf olmakla da yükümlüyüz.

Dikkatlerimizi en küçük ayrıntıya vermeliyiz. Bunlar en olmadık etkiler

uyandırabilir.

Bireysel gerilimlerimiz bizimle sınırlı. Fakat bunları daha

evrensel boyuta dönüştürebilirsek bir karşılığı olabilir.

Güzel konuşmak, güzel yazmak, iyi şeyler söylemekle

yükümlüdür Müslümanlar. Hayatıyla eylemleri arasında doğrudan ilgi var.

İnsanlığın Müslümanların özgün duruşlarına gereksinimleri var. Kendimizi daha

iyi tanımaya bilmeye mecburuz. Sıradanlıklardan uzak durmalıyız. O zaman; biz,

biz olabiliriz. Yoksa başkalarını öykünen köle ruhlu olmaktan kurtulamayız.