Müslümanca düşünmenin esasları

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm!

DÜNYEVİLEŞMEYE bağlı olarak sıkıntıların zirve yaptığı bir dönemi yaşıyoruz. Ama her zaman ümit doluyuz. Çünkü kâinat çapında büyük bir davamız var. Müslümanların siyasetten dışlandığı bir zaman diliminde, Allah bize “siyaset dâhisi” olan Erbakan Hoca gibi “büyük bir lider” nasip etti. O lider 4 ayrı başlık halinde, “İdeal bir yöneticide bulunması gereken temel esasları/şartları” bize öğretti. Bugünkü konumuz olan “Müslümanca Düşünmenin Esasları” da, “Temel Esaslarımız”dandır. 

Başarı önce “tasavvur ve düşünme” ile başlar. Sonra plan ve program haline gelir ve uygulanır. Zafer önce komutanın/kişinin zihninde kazanılır. Başarıyı kendine inandıramayanların zaferden nasibi yoktur. Onun için “Müslümanca düşünmek” önemlidir. Zafer, düşünce üzerine bina edilir.

“Müslüman olmak” insana nasip olabilecek en büyük nimettir. Her nimetin bir şükrü vardır. Müslüman olma nimetinin şükrü İslâm’ın gelişip yayılması uğrunda çalışmakla ödenir. İslâm üstündür; ondan üstün bir şey yoktur. Allah Rasülü (S.A.V.) yeryüzünde İslâm’ın üstünlüğünü gösterdi. Hudeybiye Barışı’ndan sonraki ilk icraatı elçiler göndererek devlet başkanlarına, kabile reislerine; idare ettikleri halkı da içine alacak şekilde İslâm davetini ulaştırmak oldu.

Erbakan Hoca da kadrolarına teşkilât olarak çalışmanın önemini anlattı. 55 yıllık Millî Görüş tarihinde çok olduğumuz için değil; teşkilât olduğumuz için nice büyük zaferlere ulaştık. 48 milletvekillik güçle Büyük Kıbrıs Zaferi’ni kazandık.

İSLÂM, ALLAH YAPISIDIR

ERBAKAN Hoca, “Müslümanca Düşünmenin Esasları”nı üç maddede anlatırdı:

1. “Dünya Hayatı Çok Önemli Bir İmtihandır: Âhiret ise dünya hayatının hesabı ve imtihandaki eksi ve artı puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır. Bu nefesler Allah yolunda harcanmalıdır. Çünkü ölüm bize çok yakındır.

2. İslâm Dini Allah Yapısıdır: Bunun için mükemmeldir ve tastamamdır. Hâşâ, zerre kadar, noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır. İslâm’da ifrat ve tefrit yoktur. Orta yoldur.

3. İslâm Dini Bir Bütündür: Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona Hak’tır, hayırdır; hepsi her yerde lâzımdır. Çünkü dünya ve âhiret saadetinin tek ilâcıdır. İslâm hiçbir şahsa uymaz. Ama bütün insanlar “kurtuluş için” İslâm’a uymak zorundadır.”

Bu üç esas Müslüman’ın hayata bakış açısını oluşturmaktadır. İnsan ömrü, biz insanlara âhiretimizi kazanmamız için verilmiştir. Dünya ekme; âhiret mahsûl toplama, karşılığını alma yeridir. En verimli çalışma insanları hayır ve iyiliğe teşvik etmektir: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” Amellerin en kıymetlisi, Allah’ın dini yeryüzüne yayılsın, diye Allah yolunda cihat etmektir.

Bu büyük davanın “başında” olmakla, “peşinde” olmak arasında fark yoktur. Fark ve üstünlük samimiyette; görevini en güzel şekilde yapmaktadır. Erbakan Hoca, verilen görevi en güzel şekilde yapmayı “er olabilmek” olarak anlatırdı. Bu dava için çalışmak herkese nasip olmaz. Asıl mesele hayatın merkezine “Allah’ın rızası”nı koyabilmektir.

HER ŞEY ALLAH İÇİN

MİLLÎ Görüş çalışma usûlünde her iş istişareyle yapılır. Görevler istişare ile alınan kararlarla belirlenir. “Görev istenmez, verilir” sözü kural haline gelmiştir. İstişare ile göreve başlayan kişiye Allah yardım eder. Çevresi de böyle bir görevlendirmeyi kabullenir, içine sindirir. “Ben başkan olayım!” diye yola çıkana Allah kendisi ile baş başa bırakır. Manevi destekten mahrum kalır. İnsanların faydasına görevler yapamaz.

Teşkilât mensubu kadrolar “gel” denildiği zaman gelir; “git” denildiği zaman gider. Aldığı görevi güler yüzle ve isteyerek yapar. Davasını doğru temsil eder. Çevresine güven ve cesaret verir. “Gel” dendiği zaman gelmeyen, diğer kadrolara, “gelmeseniz de olur” mesajı vermiş olur. Davasında kötü bir örnek oluşturur.

Fahrettin Razî, Tefsir-i Kebir’inde şöyle der: “Toplum ile ilgili bir görev aldığı halde, ihmalkâr davranan ‘kebâir/büyük günah’ işlemiş olur.” Bu ihmalkârlık birçok yere hizmet gitmesini engeller. Kadroların güç ve cesaretini kırar. Sinerji oluşmasına fırsat vermez.

Millî Görüşçülük öyle mübarek bir davadır ki, bu davaya girmek Nuh’un gemisine binmek gibidir. Bu davada bulunanlar içinde, 55 yıldır hiçbir çıkar, makam, mevki, dünyalık beklemeden canla başla çalışanları biliyorum. Başından beri büyük davaya baş koydular; güçleri oranında koştular; masraflarını ceplerinden harcadılar. Millî Görüş bugünlere gelmişse, o fedailer yüzündendir. Millî Görüşçülük, insanı pişman etmeyen bir davadır.