Müslüman Ümmeti ve Atatürk Milleti

Abone Ol

MEDYADA boy gösteren bir kişi Ben Ümmetçi değilim,

Atatürk ün milletindenim demiş. İnsanlık çeşit çeşit milletlere ayrılmıştır.

Yahudi milleti, Hıristiyan milleti (Onlar kendi aralarında binden fazla

kiliseye/millete ayrılmıştır), Bahaî milleti Saymakla bitmez.

Müslümanlar tek bir Ümmettir. Onlara Tevhid Ümmeti, Muhammed

(Salat ve selam olsun ona) Ümmeti denir. Irkların, dillerin, renklerin,

coğrafyaların üzerinde bir topluluktur. Müslümanın dini ve milleti birdir.

Müslümanların oluşturduğu ümmetin ve milletin özellikleri

nelerdir: (1) Lâ ilâhe illallah ve Muhammed Resulullah temel inancına

sahiptirler. (2) İslamı hem din, hem de dünya nizamı kabul ederler. (3)

Muhammed aleyhissalatü vesselamı en büyük önder, örnek ve model kabul ederler.

(4) Kur anı düstur=anayasa kabul ederler. (5) Bütün mü minleri kardeş kabul

ederler. (6) Adalet taraftarıdırlar. (7) Doğruluk ve dürüstlüğü temel değer

kabul ederler. (8) Hükmün Allaha ait olduğuna inanırlar. (9) Mülkün asıl

Sahibinin Allah olduğuna, dilediğine emaneten verdiğine, dilediği zaman geri

aldığına, dilediğini aziz, dilediğini zelil ettiğine inanırlar. (10) Dünyanın

ve insanlığın İslamî barışla güvene, huzura, adalete, saadete kavuşacağına

inanırlar.

Atatürk milleti nedir, özellikleri nelerdir Bu konuda

referanslar vardır, Atatürk devrimleri: 1. Şapka giymek 2. Latin harfleriyle

yazmak okumak 3. Kur an nizamını reddetmek 4. Cumartesi Pazar günleri hafta

tatili yapmak Ve diğer devrimler ve yenilikler. Bunlar şu devirde Türkiye nin

ilerlemesine, yücelmesine, ayakta durmasını sağlar mı

Sanırım İslam nizamı ile M. Kemal in ölümünden sonra

çıkartılmış Kemalizm ideolojisi (Atatürk milliyetçiliği) mukayese edilirse,

İslamın üstünlüğü kolayca anlaşılacaktır.

Selimiyeler, Süleymaniyeler ve diğer mimarlık anıtları Ümmet

eseridir

16 ncı ve 17 nci asırlarda Asya, Avrupa ve Afrika daki o

büyük Osmanlı devleti ve nizamı İslam Ümmetinin eseridir.

İstanbul u İslam Ümmeti feth etmiştir.

Fatihler, Barbaroslar, mimar Sinanlar ve diğer büyük kişiler

İslam Ümmetinin insanlarıdır.

Bendeniz İslamcı değilim, Müslümanım, İslam milletindenim

Mensup olduğum topluluk da İslam Ümmetidir. Bundan dolayı da şükr ve iftihar

ederim.

Ülkemiz Müslümanlarında öncelikle Ümmet şuuru (=bilinci)

bulunmuş olsaydı, bugünkü fitne ve fesatların çoğu olmazdı.

Irkları, dilleri, renkleri, beşerî özellikleri ne olursa

olsun bütün mü minler kardeştir ve Ümmet-i İslamiyenin üyeleridir.

Üstünlük takva iledir. Takva da Kur ana, Sünnete, Şeriata,

İslam ahlakının hükümlerine uyarak, Allaha ihlasla ibadet ederek, Resulullaha

biat ve itaat ederek, Kur anda Sünnette belirtilmiş olan sâlih amelleri

işleyerek, fi sebilillah cihad ederek ve diğer mârufları yerine getirip,

münkerlerden kaçınarak elde edilir.

(İkinci yazı)

Türkçe Elden Giderse Türkiye de Gider

Frenkler Traduttore, traditore demişler (Tercüme etmek,

hıyanet etmektir). Bir lisandan başka bir lisana edebiyat, kültür, felsefe,

derin düşünce, sanat kitapları tercüme etmek çok ama çok zor bir iştir.

Batı dillerinden Türkçe ye çevrilmiş kitapları alıyorum,

çoğunu okumanın imkânı yok. Yanlışları görmek ve anlamak için önünüze orijinal

metni koymaya lüzum yok. Göze batıyorlar.

Ya Rabbi şu güzelim edebi ve medeni Türkçe yi ne hale

getirdiler! Yeni, arı, duru, sade Türkçe leylek takırtısına döndü; lisanın

musikisi gitti, ahengi gitti, inceliği gitti.

Liselerde ve üniversitelerde, istisnalar dışında doğru

dürüst felsefe okutulmadığı için felsefe ve düşünceyle ilgili ıstılahlar lugat

kitaplarına hapsedildi.

Edebi ve zengin dilde her işin ayrı bir fiili vardır.

Türkçe de bütün işler yapmak fiiliyle anlatılır, bu ise dehşetli bir

zafiyettir.

Yemek yapmak değil, yemek pişirmek Dolma yapmak değil,

dolma sarmak Gezinti yapmak değil, gezintiye çıkmak (Osmanlılar teferrüc veya

cevelan derlermiş)

Lise ve üniversite bitirmiş sayın vatandaşımıza:

Bana bir sayfalık Türkçe bir kompozisyon yaz, senin

kültürünün derecesini, ne mal olduğunu söyleyeyim.

Fransızların meşhur filozofu Pascal zekâları ikiye ayırıyor:

Esprit de finesse, esprit de géométrie yani incelikler zekâsı, matematik

zekâsı. Bizim gayri milli eğitim sistemimiz çağ seviyesinde ne keyfiyet

kültürü, ne de fen kültürü verebiliyor.

Her yerde okul var Bir ordu kadar öğretmen kadrosu On

milyondan fazla öğrenci Devlet bütçesinin çok önemli bir kısmı sözde eğitim

işlerine harcanıyor Netice: Kocaman bir sıfır Hiç abartmıyorum bendeniz

bugünkü eğitim sistemine on üzerinden rakamla bir bile vermem. Gerekçelerim de

çok kuvvetlidir.

Biz Anadolu ve Trakya coğrafyasında bin yıldan beri varız.

1928 de, milli yazımız yasaklanmış, ardından Agop Martayan vasıtasıyla

lisanımız kuşa çevrilmiş, artık Türkiyeliler (istisnalar dışında) 1928 den önceki

Türkçe yi okuyup yazamıyorlar. Böyle bir eğitime on üzerinde bir notu vermek

bile caiz değildir. Sıfır!

Bendenizin kültür yabancı dili Fransızcadır. Fransa da da

lisan, eğitim, medeniyet bakımından gerileme, yozlaşma, erozyon var ama bizdeki

kadar korkunç değil. Onların frenlerin yüzde elli tutuyor, yokuş aşağı,

pompalaya pompalaya selametle inebiliyorlar. Bizim kültür ve eğitim frenlerimiz

tamamen patlamış, binmişiz bir alamete yokuş aşağı gidiyoruz kıyamete.

Yazı ve lisan faciasının veçheleri var. Halkın binde dokuz

yüz doksan dokuzu facianın farkında bile değil.

M. Kemal Paşa nın muhaliflerinden Doktor Rıza Nur, British

Museum Kütüphanesi ne tevdi ettiği hatıralarında, şu iki nokta üzerinde

bilhassa durur:

(1) Hilafet geri getirilecektir

(2) Osmanlıca ya dönülecektir.

Rıza Nur gençliğinde dindarmış, sonra inancını kaybetmiş.

Lakin Türkiyeli bir düşünür, tarihçi, büyük politikacı olarak gerçekleri

görmüş.

İnsanı insan yapan lisandır. Hangi lisandır Konuşulmayan,

yazılan edebi, medeni, zengin lisandır. Bu lisan bitince insan da biter.

Yazılı, edebi, zengin, medeni lisan olmadan düşünce olmaz.

Bir adam düşünün, bir trafik kazası geçirdi, ağır travmalara

uğradı, hastanede üç ay tedavi gördü. Sonunda bir konu dışında düzeldi.

Yürüyor, ellerini kollarını çalıştırıyor, yiyor içiyor, gözleri görüyor,

kulakları işitiyor, lakin beyninin lisan-konuşma bölümü tahrip olmuş,

konuşamıyor, yazamıyor, çevresiyle iletişim kuramıyor. Ne olmuştur bu insan

Canlı cenaze.

İşte Türkiye yi buna benzer bir hale getirdiler.

1950 li,60 lı yıllarda Müslüman aydınlar, okur yazarlar,

hocalar, üstadlar Osmanlıca yazının hasretini çekerlerdi. Ali Fuat Başgil,

Mahir İz, Eşref Edip, daha nice üstadlar O tarihlerde resmi ideoloji, vesayet

rejimi, faşist sistem halkın temel hak ve hürriyetlerini tanımıyor, dehşet

saçıyordu Devlet terörüne rağmen Müslümanlar yazı ve lisandaki zorlamaları

tenkit ediyorlardı.

Bugün memlekete hürriyet geldi ama yazı ve lisan konusunda

gereken hizmetler yapılmıyor. Bırakın halkı, okumuşların yüzde doksanının

gündeminde milli yazı, zengin kültür lisanı maddesi yoktur.

Türkiye Müslümanları bin yıllık yazımıza dönmezler; zengin,

edebi, medeni Türkçe ye sahip olmazlarsa yücelmeleri ve kurtulmaları mümkün

değildir.

Bu gerçeği halka ve okumuşlara nasıl anlatmalı