Müslüman olmak aynı zamanda siyasi bir kimlik sahibi olmaktır

Abone Ol

Yüce Allah’ın gönderdiği bütün kitaplar ve peygamberler;  yeryüzünde şirki ve küfrü ortadan kaldırarak tevhit inancı ekseninde hak ve adalete dayalı bir düzen kurmak için gönderilmişlerdir. Gönderilen bütün Peygamberler yeryüzünde zalim ve tağutların idarelerine son vererek vahiy temeline dayalı bir yönetimin iş başına gelmesi için mücadele etmişlerdir. Nitekim Ebu Hüreyre (r.a.) bu konuda şu hadis-i şerifi rivayet ederek diyor ki, Rasulullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:

“İsrail oğullarını peygamberler yönetiyorlardı. Bir peygamber vefat edince, onun yerine ikinci bir peygamber geçiyordu. Ancak, benden sonra peygamber yoktur. Fakat ardımdan halifeler gelecek ve çok olacaklardır.

 Orada bulunanlar:

-(Onlar hakkında) bize ne emredersiniz? diye sordular. Şöyle buyurdu:

-Önceki biatinize sadakat gösterin. Onlara haklarını verin. Onlar üzerindeki haklarınızı (eğer yerine getirmezlerse) Allah’tan isteyin. Zira Allah Teâlâ, idareleri altındakilerin hukukunu onlardan soracaktır.” (Müslim)

Bu hadis-i şerif açıkça göstermektedir ki bütün peygamberler aynı zamanda siyasi birer kişiliktirler. Nitekim Allah Resulü de hicretle birlikte Mekke şirk yönetimi altında yaşamaktan kurtulup Yesrib’e yerleşince derhal devletini kurmuş ve Yahudilere Medine Sözleşmesi’ni imzalatmış ve bu sözleşmenin bir maddesi olarak da anlaşmazlıklarda son söz sahibinin kendisi olacağını bütün taraflara onaylatmıştır. Yani Allah Resulü bulduğu ilk fırsatta İslam Devleti’ni kurmuş ve yönetimi bizzat üzerine almıştır.

 İmam Gazali Hazretleri de İhyau Ulumiddin isimli esrinde siyaset ilmini öğrenilmesi zaruri ilimler arasında sayar ve onu ahiret hayatına hazırlığın da bir gereği olarak görür. Siyasi yönden istikrarın sağlanamadığı yerde, ahiret hayatı için de istikrar içinde çalışılamayacağını vurgular, İslam’ı tam olarak yaşamak için İslami bir devletin var olmasını şart olarak gördüğü gibi, adil bir yönetimi sağlayacak bilgi, basiret ve önderlik vasıflarına sahip kimselerin bu makamlarda olmasını da gerekli görür.

Müslümanları yaşadıkları ülkelerde siyasi faaliyetlerden uzak tutmak için siyaseti ve siyasileri karalama çabaları tamamen Siyonist düşünce ürünü olup temelinde devlet erkinin mason ve farmasonlara terk edilmesini sağlamayı amaçlayan çok sinsi bir plan yatar. Nitekim Yahudilerin dünya hâkimiyetini sağlamak için “Siyon Protokolleri” adı altında aldıkları kararların beşinci maddesinde şunlar yazar:

“Yöneticiliğimizin en önemli amacı, şu hususları içerir:

  • Halkın zihnini (her türlü) eleştiri ile bozmak, onun gücünü uyandıracak ciddî düşüncelerden uzak tutmak, zihnî kuvvetleri boş nutukların sahte savaşı ile meşgul etmek.
  • Kamuoyunu avucumuzun içine almak gayesiyle her taraftan birbirlerine zıt fikirleri netice çıkamayacak şekilde karşı karşıya getirerek halkın kafasını karıştırmak. Böylece de Yahudi olmayanların başlarının dönmesini sağlamak ve en iyisi hiçbir siyasi bir fikre sahip olmamanın olduğu kanaatini uyandırmak. Bunun için onları şaşkın bir hâle getirinceye kadar çalışmalıyız. Halkın siyasi konuları anlamaması gerekmektedir. Çünkü o konular, yalnız halkı idare edenler tarafından anlaşılır. İste bu birinci sırdır.”

İşte bugün tam da bu Siyon kararına uygun hareket edilmektedir. Yapılan propagandalarla tüm İslam dünyasında siyasete girmek günaha batmak olarak algılanmaktadır. Niçin? Çünkü Yahudi öyle propaganda yapıyor. Bizim bilinçsiz Müslüman da bu propagandaya aldanıyor. Bu durumu merhum Erbakan Hocamız çok güzel bir şekilde şöyle ifade etmiştir:

“Siyonizm öyle ustadır ki, kim ben mi, ben hiç Siyonizm’e hizmet eder miyim şarkısını söylettirerek, kendi ordusunda işbirlikçilere askeri talim yaptırır. Hizmet etmiyorum zannedersin, hâlbuki hizmet eden ordunun içindesin, haberin yok. Siyonizm seni kullanıyor.”

Kötü olan bizzat siyasetin kendisi değil, çıkar amaçlı siyasi faaliyet yürüten güç odaklarının yürüttüğü siyasettir. Yine kötü olan siyasi kişilik değil, kötü siyasetçilerdir.

 Esasen her Müslüman aynı zamanda siyasi bir kişidir. Çünkü Müslüman olmak demek aynı zamanda; yeryüzü idaresini Siyonistlerin hizmetçileri olan masonlara, ayyaş ve sarhoşlara bırakmamak, söz ve hüküm sahibi olmak için çalışmak demektir.