Şüphesiz ki günümüz İslam âlemi yüzlerce asırdan beri
değişik milletler ve kültürlerle bir arada yaşamaya ve çeşitli derecelerdeki
sosyal gruplarla bir arada bulunup düzenli bir toplumu oluşturmaya alışkındır.
Diğer bir açıdan ise; Bütün bu değişik milletler ile
Müslüman azınlıklar bir arada bulunmakta ve özellikle Sovyetler Birliği, Çin ve
Afrika nın bazı bölgelerinde ortak bir kültür ortaya çıkmıştı. Bizim için
önemli olan akıl ve nakle dayanan akli ve ameli derin bir imandır. Çünkü
Müslümanların kültürü öncelikli olarak dünya ve ahiret kitabı olan Kuran-ı
Kerim ile Sünnet-i Seniye dir. Bunların sayesinde Müslümanların akli ve fikri
bakımdan daha dikkatli olmaları sağlanmıştır. Dünya Müslüman azınlıkların
Arapça ya önem vermeleri gerekmektedir. Çünkü bu dil İslam kültürünün
anahtarıdır. Arap dilinin Müslüman toplumunda kaybolması, unutulmasının anlamı
onların İslami esaslarla yetindiğini, yeni bir kültür bina etmek için
uğraşmadığını göstermektedir. Bu Müslüman azınlıkların özellikleri, uzun bir
tarihsel geçmişe dayanarak, İslam dışı ülkelerde kendine özgü bir yöntemle
ortaya çıkmaktadır. Buna örnek; Hint ve Sovyetler Birliği ile Buhara, Taşkent
ve Semerkant tır.
Günümüzde Müslüman gençlik ile gayri İslami bir devlette
yaşayan Müslüman azınlık arasında oluşan kültürel ihtilafın temel nedeni dil
ayrılığıdır. Daha gerçekçi bir sebep ise Arapçanın uzun zamandan dolayı
aralarında kaybolmasıydı. Dil konusundaki sıkıntılar fikirlerin toparlanmasını
zorlaştırır, akıl ve fikir ayrılığı oluşturur. Bu dil Müslüman azınlıkların
İslami bakış açısıyla kültürel kaynaklara ulaşmasını sağlamaktaydı. O
ülkelerdeki İslami kültürüne baktığımızda onların akideleri açıdan tehlikeli
sonuçlara yol açacağını görmekteyiz.
Yani İslam kültürünün hayatın temel meseleleri üzerine
kurulduğunu görürüz. Bu bakış açısı diğer kültürlerden ayrılmaktadır. Diğer
kültürler, hayatın herhangi bir gerçeği üzerine herhangi bir bakış açısı
getirmemektedirler. Burada gayri İslami bir toplumda yaşayan Müslüman
azınlıkların en büyük sorunu farklı bir kültür çevresi içerisinde yaşamaları ve
bu kültürün de İslam hayat ve yaşamına ters olmasıydı. Bundan dolayı Müslüman
azınlıkların olduğu ülkedeki kuşaklar büyük bir tehlike içerisindedirler. Çünkü
onlar küçük yaşlarda bu yabancı kültürle eğitilmekte ve büyüdüklerinde İslam
kültüründen uzaklaşmaktadırlar. Bu gerçeklerin ortaya çıkmasından dolayı da
kızmak doğru değildir.
Tehlike çeşitli görünümlerle yeniden ve daha şiddetli bir
şekilde gelmektedir. Bu tehlike gayri
İslami bir topluma muhacir olarak gidenler arasında asıl önemli sonuçlar
vermektedir. Bu olay birinci kuşağı pek etkilemese de ikinci ve üçüncü kuşağı
kısa bir sürede etkilemektedir. Böylece Müslüman azınlıklar; diğer kültürler
arasında asimile olmaya başlamaktadırlar.
ARAP DİLİNİN YAYILMASI
İslam a en büyük davet yolu Arap dilinin Müslüman
azınlıklar arasında yaymaktır. Arapça ile İslam dini arasındaki alakayı da
açıklamaya ihtiyaç yoktur. Arapça, şuanda konuşan kişi bakımından bir
araştırmacının da belirttiği gibi dünyada dördüncü dil olarak kabul
edilmektedir.
Arapçanın Afrika da ki Müslüman azınlıklara öğretilmesi
için çalışmak gerekmektedir. Fakat bu ülkelerde bu konuda ki çalışmalar hala
başlangıç aşamasındadır. Buradaki çalışmaların yavaş gitmesinin temel nedeni
maddi imkansızlıklardan dolayı gerekli okulların yapılamamaktadır. Bunun
gerçekleşmesi için onlarca yıla ihtiyaç duyulmaktadır.
Kültürel asimilasyon; bizim Müslüman azınlıklar için en
çok korktuğumuz olayların başında gelmektedir. Bu ülkelerdeki kültür, uzun
yıllardan beri oluşmuş ve İslam kültürüne tamamen aykırı olmaktadır. (Avrupa
devletleri gibi) Bundan dolayı çocuklara İslam kültürünü her yolla öğretmek
farz olmaktadır. Ben bu konuda şöyle düşünmekteyim. Eğer Müslüman azınlıkların
dini ve kültürel korunması isteniyorsa onların arısında Arapçayı yaymak
gerekmektedir. İlginç olan da Arapçanın tek başına bu bölgelerde İslam ı hızlı
bir şekilde yayabilecek olmasıdır.
SOSYAL PROPLEMLER
Sosyal problemlerden kastımız, toplumsal yaşamda
Müslümanın karşısına gayri İslami toplumlarda çıkan sorunlardır. İnanç ayrılığı
burada sosyal problem olarak saymamaktayız. Çünkü insan kendi inançlarıyla bu
toplumlarda yaşayabilir ve asgari müşterek noktalarda uzlaşabilir. Çünkü
herkesin istediği dini seçme hakkı bulunmaktadır. Bu nedenle Müslüman azınlıkların
olduğu yerlerde inançlar sosyal problemlerden sayılmaz. Bazı ülkelerde ise
dinlerle özellikle İslam la savaşmaktadırlar. Bu ülkelerdeki problemler, sosyal
sorunlardan büyüktür. Bu tür sosyal yapılardı (sosyal yapı veya bitmiş bir
siyasette) her yol ve her vesileyle bilhassa siyasi ve devletlerarası yollarla
çözülmesi gerekmektedir. Şüphesiz ki Müslüman azınlıklar birçok ülkelerde zülüm
altında ezilmektedir. Hatta bazı yerlerde bu zülüm nedeniyle ölümler bile
olmaktadır. Bu tür toplumlarda İslam ın siyasi ve toplumsal yapısını korumak
gerekmektedir.
Ancak, kast
ettiğimiz bu sosyal problemler, Müslüman azınlıkların, İslam dışı bir toplamda
yaşamaları sırasında karşılaştıkları bir problemdir. Burada Müslüman için din
ve inanç özgürlüğü bulunmaktadır. Böylece İslami cemiyetler kurmaya,
kültürlerini yaymaya ve tüm İslami çalışmalarını devam ettirebilmektedirler.
Buna rağmen birçok sosyal problem sonuçlanmamakta ve devam etmektedir.
Problemleri azaltmak veya yok etmek için bu konuyla ilgili bazı programları
sunmaya çalışalım.