Müslüman azınlıklar

Abone Ol

Müslüman azınlıklarla ilgili dünyada ve özellikle ülkemizde ciddi çalışmalar yapılmamıştır. Biz azınlıklar denilince ülkemizdeki Osmanlılardan beri gelen gayri Müslim azınlıkları düşünmekteyiz. Halbuki dünyada azınlık durumuna düşmüş bir çok Müslüman millet bulunmaktadır. Bunların durumu nasıldır Sorunları nelerdir Hiç kendimize dert edinmemekteyiz. Halbuki Avrupalılar dünyadaki Hıristiyan azınlıkların durumlarıyla özel ilgilenmekte ve takip etmektedirler. Devletlere bu konuda baskı yapmaktadırlar. Bugün dünya siyasetinde etkin olmak isteyen bir Türkiye’nin mutlaka azınlıklar konusuna el etmesi gerekmektedir. Ülkemizin mutlaka bu konuda çalışmalar yapması gerekmektedir.

Ülkemizdeki azınlıklar konusunda çok duyarlı olan ve Osmanlı’dan beri her türlü diplomatik ilişkilerinde bizi bu konuda sıkıştıran batılı devletler, maalesef başka ülkelerde ve kendi ülkelerindeki Müslüman azınlıklar konusunda bir şey yapmadıkları gibi onları yok farz etmektedirler. Bu da kendi sorunlarımızın çözümünü başkalarından değil, kendimiz tarafından çözülmesi gerektiğini bize çok güzel bir şekilde göstermektedir.

Biz bu konuda Cemaleddin Muhammed Mahmud’un yazmış olduğu Müslüman azınlıkların kültürel ve sosyal problemleri isimli Arapça çalışmasını temel alarak konuyu ele almaya karar verdik. Bu çalışma bir anlamda o kitabın özeti ve genişletilmiş şeklidir. Yazarımıza bu konudaki duyarlığından dolayı da teşekkür ederim. Özellikle birçok ülkede Müslüman katliamları seslerinin geldiği böyle bir dönemde böyle bir çalışma belki de birçok kişide olayın farklı yönünün görülmesine neden olacağı gibi, sadece gıda ve diğer yardımların değil, olayı dünya çapında izleyen bir siyasi-akademik çalışmanın ne kadar önemli olacağını göstereceği gibi böyle bir çalışmanın nasıl olacağının da ipuçlarını verecektir.

 

AZINLIK KAVRAMI

Azınlık olgusuna sosyolojik açıdan baktığımızda “bir toplulukta sayısal bakımdan az ve çoğunluktan farklı özeliklere sahip grup” şeklinde tanımlandığını görmekteyiz. Hukuki açıdan ise devletlerin üzerinde uzlaştığı ortak bir tanıma rastlanmamaktadır. Ulusal kaygılar burada da kendini göstermiştir.

Milletler Cemiyeti Dönemi’nde “ırk, din, dil bağlarıyla bağlı insanlar” şeklinde bir tanıma rastlanmaktadır. Uluslararası Daimi Adalet Divanı’nda görülen bir davada ise hukukçu Mello Toscana, kavramı şu şekilde tanımlamıştır:

“Bir devletin nüfusunun, topraklarının belli bir bölümüyle tarihsel olarak bağlı; kendine özgü bir kültüre sahip; ırk, din, dil farklılığı nedeniyle devletin diğer uyruklarının çoğunluğuyla karşılaştırılması imkânsız, kalıcı parçası”.

Bu tanımın ardından, Uluslararası Daimi Adalet Divanı 1930 yılında yeni bir tanımda daha bulunmuştur. Buna göre azınlık; “tarihsel olarak belirli bir ülkede veya bölgede yaşayan, aynı ırktan, dini ve dili bir, kendine özgü gelenekleri olan, ortak din, dil, gelenek ve ırk kimliğiyle dayanışma duyguları ile birbirine bağlı, geleneklerini koruma, inançlarını ve ibadetlerini sürdürme, aynı soydan olma ruhu ve çocuklarını geleneklerine uygun olarak eğitme - yetiştirme haklarını güvence altına almak isteyen, karşılıklı yardımlaşma ruhuna sahip topluluktur.”

AZINLIK TÜRLERİ

Fransız İhtilali’nin günümüze kazandırdığı ulus, ulusalcılık gibi akımların ortaya çıkışına kadar, din toplumlara yön veren en önemli unsurdu. Bu açıdan bakıldığında, en eski azınlık gruplarının baskın özelliğinin “din” olduğu ve dolayısıyla en eski azınlıkların da “dini azınlıklar” olduğu belirtilmektedir.

İkinci azınlık grubu ise dilsel azınlıklardır. Dilsel azınlık; resmi dilden farklı olan ancak resmi ya da çoğunluk dilinin diyalektiği olmayan azınlık grubudur.

Üçüncü grup ise, etnik ve ulusal azınlıktır.