Kocatepe Camii avlusu. Soğuk… Güneş bir görünüp bir kayboluyor. Namazdan çıkan beş on kişi de cenaze namazına iştirak etmek için bekliyor.
Musalla taşının önünde bakan yakınları… Üzülüyorlar.
Hava bıçak gibi kesiyor yüzleri. Alışmış insanlar ölümlere. Sağdan soldan gidenler, uzaktan bakanlar, öylesine bir hadisenin tanıkları gibi ara sokaklara dalıp gidiyorlar…
1960 yıllardan 2000 yıllarına kadar vekillik, bakanlık yapmış birisi… Yakınları… Çocukları olmalı diye düşünüyorum. En çok onlar ağlıyor.
Yaz kış demeden cenaze bekleyen kadın erkeğin gözlük takmasını da bir türlü anlamış değilim. Bu gelenek nerden geldi bize, bilmiyorum.
Musallada yatan bakanın faal olduğu dönemleri hayal ediyorum… Şimdilerde olduğu gibi, koruma ordusuyla, partililerle, iş arayanlar, derman arayanlarla etrafı dolup taşıyordu.
O arabayla kalabalığa girdiğinde yol açılıyordu… Korumalar onu gözü gibi koruyordu.
Neticede ülkenin bakanı olmak mühim bir iş…
Ölüm güzel bir şey… Ne kadar adil! Kimseye iltimas geçmiyor, kimseyi farklılaştırmıyor. Vakti zamanı gelen… Dünyalık heybesi boşalan köprüye yürüyor, öteye geçmek için sıraya giriyor.
Sen öndeydin, ben arkadaydım… Sen niye önüme geçtin… Yahut, sen zamanımı çaldın, ben daha yaşayacaktım, diye devam eden hiçbir itiraz ölüm hususunda geçerli değil…
Kudret sahibi, her bir işi düzenlemektedir.
Eski siyasetçiler, yirmi otuz kişi… Biraz da benim gibi dışardan katılanlar, o kadar.
Görevimizi ifa ettik… Helalleştik. Cenaze aracının arkasında kendine bir yer buldu… Kimseler peşinden gitmedi. Herkes arabasına yöneldi.
Ne siren sesleri, ne polisler, ne korumalar, ne iltifatlar, ne de kırmızı halılar… Upuzun bir caddeden süzülüp gitti araba.
Ardından bakakaldım.
Öleceğimizi bildiğimiz halde, ölümü hayatımızdan çıkarma gayretimizi sorguluyorum, cevap yok. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, ahireti dışlama, sorguyu, sualli… Ahiret yurdunu hatıra getirmeme hastalığını önüme koyuyorum, teşhisim yok.
Biz, aslında kendimizden uzaklaşıyoruz. Var olma gayemizi silikleştiriyoruz gitgide.
Ölümlü insan zulmeder mi ağalar? Ölecek olduğunuzu bile bile, hemcinsinize, dünyanıza, hayvanlara, nebatata kötü davranmak niye? Ölüm aslında, adaletin ta kendisi iken… Bize adaletli olmamızı, merhametle muamele etmemiz gerektiğini işaret ederken, vurdumduymaz oluşumuzu izah etsin birileri…
Musallada yatan bir bakandı… Dünün, el üstünde tutulan, korunan, etrafında fır dönülen insanı… Gitti.
Bunca, muktedir olma oyununda… İnsanları alt etmek için çaba sarf etme planında, ahirete dönük hiçbir rahmaniyet olmaz mı?
Siyaset edenlerin, musalla taşına bakarak yön bulmaları mümkün iken, boş gözlerle ve boş kafalarla ölüme bakıp, dünyanın gelgitinde kaybolmalarına gülüyorum.
Ölüm güzel dostlar… Ölüm çok güzel! Necip Fazıl’ın deyimiyle, ölüm güzel şey budar perde ardında/hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?
Dünya üzerinde zulmedenler, gerçek anlamda ölümün sırrına ermeyenlerdir…