Çağımızın mazlum ve mağdur mücahitlerinden Mursi bir tağut düzeninde/mahkemesinde yargılanırken şehadete uçtu, inşallah... Şehitler ölmez ki! Can kuşu; ten, zindan ve dünya kafeslerinden özgürlüğüne kavuştu... Sisi ise vicdanlarımızda mahkûm, sarayında Siyonizm’e tutsak, köle...
Dün Hz. Musa ile Firavun, bugün Mursi ile Sisi arasındaki mücadele kıyamete kadar sürecek bir hak-batıl, tevhit-şirk, adalet-zulüm mücadelesidir. Bu kaderdir, sınavdır. Çoklu görülen saflarda temelde/özünde ikidir: Tevhit ve şirk (hak ve batıl). Kitaplar ve elçiler tevhide çağırır. Peygamberler tevhit/adalet uğrunda şirkle, batılla, onun temsilcisi tağutlarla mücadele ederler. Adalet, özgürlük, barış da ancak tevhitle (İslam)Allah-u Teâlâ’nın emir ve yasaklarına teslim olmakla sağlanabilir. İnsan da “kul” ve “halife” sıfatlarıyla bu emaneti üstlenmiştir. Bu kabiliyette “ahsen-i takvim”/”mükerrem”, “eşref-i mahlûkat” olarak yaratılmıştır.
Peygamberler yeryüzünde tevhidi/İslâm’ı/adaleti/barışı sağlamak için, tağutlarla savaşmışlardır. Hz. İbrahim (a.s), zamanın kralıyla Nemrut’la, Hz. Musa (a.s.) da Firavun tağutuyla savaşmıştır. Bu, şahıslar ile ilgili bir kavga değil, din ile düzen ile ilgili bir mücadeleydi. Peygamberler “iktidarda/egemen Allah-u Tealanın hükümleri olsun” davasındaydılar. Tağutlara/kullara kölelik olmasın için cehdettiler. Allah’ın iradesi/hükmü ile insanların hayatı düzenlensin, hedefindeydiler.
Bu mücadeleler sonunda “müttakiler” / ”hizbullah” kazanacaktır, kurtulacaktır. Tağutlar / müşrikler / ”hizbuşşeytan” ise kaybedecek, hüsrana uğrayacaktır (Mücadele Suresi). Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa ile Firavun mücadelesi çokça vurgulanmıştır. “Musa (a.s.), Harun (a.s.) İsrailoğulları, Firavun, Haman, Karun...” Bunda elbette nice hikmetler vardır. Rabbimizin anlamsız, amaçsız/hikmetsiz işi olur mu?
Rabbimiz Allah-u Teala, Hz Musa’yı Firavun’un sarayında büyüttü, korudu. Ve azgınlaştığı/Allah’ın hükümranlığını/hükümlerini reddettiği için O’na tevhit çağrısı yaptırdı. Firavun, iktidarında “kavmini bölüyor”, “bir kısmını öldürtüyor ve köle olarak İsrailoğullarına zulmediyordu.” Çünkü o müfsitlerdendi (Kasas/4). Sonuçta Allah-u Teala, Firavun’un ülkesine/sarayına Hz. Musa kavmini mirasçı kıldı. Firavun’u ve ordusunu suda boğdu. Karun’u da hazinesiyle yerin dibine geçirdi.
Mısır’da, her yerde olduğu gibi, tevhit taraftarlarıyla, şirk/tağut tarafları arasında mücadele sürüyor. İki siyasi şahıs, iki zihniyeti temsil ediyor. Mursi ve Sisi. İlki Hz. Musa’nın, ikincisiyse, Firavun’un günümüzdeki temsilcileri. Mursi nasıl Kur’an mirasçısı olarak seçilmişse (öyle inanıyoruz), halkı tarafından da yine, hem de ilk kez Cumhurbaşkanı olarak seçilmişti. Halık’ın rızasıyla, halkın rızası ne zamandır ilk kez, bir araya gelmişti, belki de... Mursi’nin iktidarı, bir yıl bile sürmedi. Çünkü O, “Anayasamız Kur’an’dır.” “Beni dünyalıklarla satın alamayacaklar...” “Bu can bu yolda kurbandır…” diyor, Firavun’lara boyun eğmiyor meydan okuyordu.
Bu olaydan alınması gereken birçok dersler, ibretler vardır:
Osmanlı’dan sonra dünyaya egemen olan küresel zulüm düzeninin/ırkçı emperyalist/Siyonist, evanjelist güçlerin en büyük korkusu ve düşmanı İslam ve şuurlu Müslümanlardır. Hem İslam ‘ı engellemeye, hem dönüştürmeye, tahrife, Müslümanları tefrikayla çatıştırmaya, kaynaklarını talana ve sömürmeye devam ediyorlar. Bunun için hiçbir ülkede Müslümanların “İslami” yönetimine izin vermiyorlar.
Namaza, Kur’an okunmasına/hıfzına göz yumabiliyorlar. İşte görüldü ki Mursi’nin de Erbakan Hocamızın da iktidarı bir yıl sürmedi, engellendiler... Ancak İslam’ın hükmetmesine (uygulanmasına) hayata geçirilmesine tahammül edemiyorlar.
Bunun için devşirdikleri işbirlikçi kukla yöneticileri tağutlaştırarak halkların başına bela ediyorlar. Kendilerine itiraz eden, şuurlu müminlerin iktidarlarına bir şekilde engel olabiliyorlar. Bunun için her türlü yöntemi, kavramı, ilkeyi araç olarak kullanabiliyorlar. (Demokrasi, yargı, laiklik, siyasi partiler, silahlı kuvvetler, medya vb.)
Bazı ilke ve kavramları “olmazsa olmaz” yaparak İslami siyaseti engelliyorlar. Her şeye yol/geçit var, sadece İslami yönetime yok. Zaten “din başka siyaset/devlet başka?!” değil miydi?! Hâlbuki din (İslam) dünyayı/hayatı düzenlemek içindi.
Cezayir’,’de, Mısır’da, Türkiye’de, Filistin’de benzeri uygulamalar, engellemeler yaşanmadı mı? Hani “demokrasi” halkın kendisini yönetmesiydi? Neden halkları kendi hallerine/iradelerine bırakmıyorlar? İstemedikleri seçilince neden kanla/darbeyle demokratik olmayan yöntemlere başvuruyorlar? Demek ki demokrasi de, laiklik de, özgürlükler de hepsi birer araç ve perde... Amaç, İslam’ın engellenmesidir. Adaletin/barışın engellenmesi...