Mursi Cinayetinin Stratejik Hedefleri

Abone Ol

Önce 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yetmedi, şimdi de idam cezası verdiler. İnsanlığın bittiği noktada bunun adına tek kelimeyle “hukuk cinayeti” denir. Peki, bu karara şaşırdık mı Elbette hayır. Çünkü bununla ilgili sinyaller Cemaati İslami ve Gulam Azam üzerinden aylar öncesinden verilmişti.

Dolayısıyla, devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve 121 İhvan üyesine yönelik karar bir ilk değil. Devam eden ve Mursi ile birlikte son bulması da beklenmeyen tasfiye sürecinde önemli bir aşama...

Bir diğer ifadeyle, eski ve yeni Mısır tartışmaları bağlamında “Arap Baharı”nı ve bunun Mısır boyutunu “sebep-sonuç” ilişkileriyle bir kez daha derinden sorgulamaya iten bu “ısmarlama karar”, bir dönemin ve projenin sembol isimleriyle birlikte ortadan kaldırılmaya başlandığını gösteriyor. Nitekim ortaya konulan ilk tepkiler ve kararın açıklanmasının hemen akabinde yaşanan iki gelişme bu hususu fazlasıyla teyit ediyor.

Önce alkışladılar sonra indirdiler!

Adım adım gitmek gerekirse... Öncelikle, Mısır’daki askeri darbeyi destekleyen ve onunla hemen işbirliği sürecini başlatan bir dünyadan daha fazlasını beklemek zaten abes olurdu. Bu dünyayı sadece Batı ile sınırlamak elbette doğru olmaz. İslam dünyasının önde gelen ve hatta lider ülkelerinden olduğunu iddia eden bazı ülkeler de en az Batı dünyası kadar gelinen bu aşamadan sorumlu.

Bunun başında da hiç kuşkusuz İhvan’ı terörist hareket ilan edenler geliyor! Oysa düne kadar bu ülkeler Ortadoğu’da başlatılan yeni sürecin önemli sacayaklarını oluşturuyorlardı. İhvan-Selefi işbirliği bu bağlamda oldukça önemli bir gelişme olarak nitelendiriliyordu.

Bu noktada Mursi liderliğindeki Mısır’a aktarılan kaynaklar da dikkatlerden kaçmamaktaydı. Mursi’nin yıllar sonra İran’a gerçekleştirdiği ziyaret de bu açıdan önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyordu. İslam dünyasında Sünni, Şii, Selefi-Vehhabi bağlamındaki ayrılık yerini yavaş yavaş özlenen birliğe bırakacak gibi görünüyordu.

Hedef, İhvan’ın tamamen bitirilmesi!

Ama olmadı! İslam dünyasındaki ayrılığın daha da derinleşmesini isteyen güçler Suriye ve Irak krizlerini bir fırsata çevirmek suretiyle Sünni-Şii İslam dünyası ayrımının yanına bir de “Ilımlı-radikal Sünni İslam” boyutlarını eklediler. Ve bu projenin üç önemli sacayağından biri olan, aynı zamanda en zayıf halkayı oluşturan Mısır’ı, İhvan’ı hedef aldılar.

Dolayısıyla bu karar sadece Mısır’da değil, İslam dünyasının önemli bir kesiminde etkili olan Müslüman Kardeşler (İhvan) hareketine yönelik daha büyük çapta bir operasyonun önemli işareti olarak değerlendirilebilir. Bunun için de terörü etkin bir meşrulaştırma aracı olarak kullanacağa benziyorlar. Nitekim İhvan ile IŞİD’i aynı kategoride değerlendirmeye yönelik son iki gelişme, bununla ilgili algı operasyonuna hız verildiğini gösteriyor.

Birincisi, Mursi kararı sonrası bu karara onay verdiği iddia edilen üç hakimin öldürülmesi. Diğeri ise ölüm cezasına çarptırılan Ensar Beyt el-Makdis örgütüne mensup 6 kişinin cezasının infaz edilmesi. Bu tartışmalı infaz, Mısır’daki darbe yönetimin idamlar konusundaki “kararlılığı”nın önemli bir göstergesi olarak karşımız çıkıyor.

Asıl tasfiye dalgası İhvan sonrası!

Eğer İhvan noktasında arzu edilen hedeflere Mısır’da ulaşılırsa, bunu aralarında Türkiye’nin de bulunduğu diğer ülkelere yönelik operasyonlar takip edecek gibi. Nitekim bazı basın organlarında yüzde 52’ye yapılan vurgu ve buna verilen ani tepkiler dikkatlerden kaçmış değil.

Sonuç olarak, İhvan ve Mursi üzerinden çok net bir şekilde şu mesajların verildiğini görüyoruz:

1. İslam dünyasındaki dip dalga (halk) hareketleri her türlü anti demokratik ve şiddete dayalı yöntemlerle bastırılmaya devam edilecek; 2. Bu kapsamda terör en etkin yöntem ve araç olarak kullanılacak; 3. ABD-İsrail çizgisinden çıkan ya da bunların çıkarları ile ters düşen her türlü lider, oluşum vb. hareketler yine kendi insanları kurumları ve adalet anlayışları üzerinden cezalandırılacak; 4. Tüm bunlar karşısında başta ABD olmak üzere Batı dünyası ise sadece “derin kaygılarını” iletecek; 5. İslam dünyası uyumaya devam ettiği sürece de bu kan akıtılmaya devam edecek.

İnşallah yanılıyoruzdur!