Mürciileşme

Abone Ol

Kanaatime göre maalesef yazar Mustafa Akyol bilinçli bir şekilde yıllardır yazılarında sapla samanı birbirine karıştırıyor. Bundan dolayı da İran dan Atlantik ötesine kadar her tarafın arayıp da bulamadığı bir adam haline geldi. Aranan ve paylaşılamayan adam. Zıt veya zıt görünen kanatlar arasında gidip geliyor. Bir ayağı Tahran diğer ayağı Washington da. Bakıyorsunuz bir panelde ABD nin tanınmış simalarıyla birlikte. Bir başka seferde Tahran dan bir panelden geliyor. Bütün bunları doluluğuna mı bağlamalı yoksa yazdıklarına mı Acaba hiç kendisiyle İhsan Eliaçık arasında bir mukayese yapmış mıdır Yapsa da yapmasa da aslında ifrat ve tefrit akımları olarak bir birlerinin zıtları. İhsan Eliaçık son dönemde Türkiye de İslami sol kesiminin biricik temsilcisi haline geldi. Ulusalcı sol Nihat Genç  ile kulvarlarında yarışırlar. Mustafa Akyol ise İhsan Eliaçık ın sağ cenahını temsil ediyor. İslami bir kapitalizm türetmeye çalışıyor. Elbette mutlak değil ama mukayyet serbest piyasa İslam ın öngördüğü bir şeydir. Ama sınırlamaları vardır. İslam ın piyasayı sınırlamasıyla kapitalizmin sınırlamaları aynı değildir. Fukara lehine zekât ve piyasayı dizginlemek için konulmuş faiz yasağı en büyük farklılıklardan birisidir. İhsan Eliaçık kendisine göre devrimci bir çizgiyi benimserken Mustafa Akyol çoğulcu bir çizgiyi temsil ediyor. İslam tarihi çerçevesinde çoğulculuğu da Mürcie anlayışı üzerine oturtuyor!

*

Tarihte ve günümüzde proje hareketler olduğu gibi proje isimler de var. Mustafa Akyol için doğrudan böyle bir ithamda bulunamam. Lakin karineler üzerinden egemenlerin hoşuna giden bir çizgiyi benimsiyor. Proje isim olmasa bile projeye uygun bir isim olduğu varsayılabilir.  Çoğulculuğu Mürciileşme olarak tarif ediyor. Demek ki buradaki anahtar kavram Mürciileşme. Peki Mürciileşme nasıl okunmalıdır Mürciileşme kuralsız bir  İslami anlayış demektir. Bundan dolayı ihtilaflarda pasifist bir tutum takınmıştır. Bunu fitneden kaçınma olarak okuyanlar veya öyle okumak isteyenler var. Ama öyle değil. Teoride böyle olsa da fiiliyatta Mürciilik mutlak istibdadın aleti veya ortağıdır. Suudi Arabistan da Camiye şeyhleri buna misaldir ve bunlar da Mustafa Akyol un okumak istediği gibi Mürcii eğilim olarak okunmaktadırlar. Mustafa Akyol meramını şöyle izah ediyor: Malûmdur; Sıffin Savaşı ile zirveye ulaşan o çatışma, siyasi bir ihtilaftan doğmuştu: Hilafet, kimin hakkı idi Bazıları Hilafet Ali nin hakkıdır derken, diğerleri Hilafet Muaviye nin hakkıdır dedi.

İlk gruptakilerin bazıları, zamanla bugün Şiilik olarak bildiğimiz mezhebe dönüştü. Bu esnada ortaya çıkan üçüncü bir grup ise, çok tehlikeli bir fanatizm geliştirdi. Hariciler olarak bilinen bu grup, hem Hz. Ali yi hem Muaviye yi kafir ilan etti!.. Dahası, her iki ismin taraftarlarının katli vacip olduğuna hükmedip, pek çok masum Müslüman ın kanına girdi.  Kendi dar anlayışlarını hak , diğer herkesi batıl ilan eden bu fanatik zihniyetin, bugün de El Kaide gibi tekfirî gruplar arasında hortladığını düşünenler var.

Ama bir grup daha vardı, tüm bu karmaşa içinde farklı bir yol tutan: Mürciye.

Mürciye alimleri, özetle dediler ki: Kim doğrudur, kim yanlıştır; biz bunu kesin olarak bilemeyiz. Bunu bir tek Allah bilir.

Sonra, şu Kur an ayetine başvurdular: Dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim. (Ali İmran, 55). Bu vaade dayanarak, yaşanan ihtilafın çözümünü ahirete ertelemeyi tercih ettiler. ( Mürciye , irca edenler, yani erteleyenler demektir zaten.) Böylece, Müslümanlar arasında bir çoğulculuk zemini kurdular. Bağımsız bir ekol olarak yaşamasalar da, başta İmam Ebu Hanife olmak üzere bazı Ehl-i Sünnet âlimlerine de ışık tuttular...

İşin en ilginç yanı nedir, biliyor musunuz

Mürciye nin çoğulculuk formülünü, tam bin yıl sonra yaşayan bir başkası daha savunmuş ve dünya tarihinde çok önemli bir isim haline gelmiştir:

Siyasi liberalizmin kurucusu sayılan İngiliz düşünür John Locke!..

Meseleyi nereden nereye getiriyor. Burada maddi bazı yanlışlar var. Kimse Muaviye Bin Ebi Süfyan ın hilafete daha ehak olduğunu savunmamıştır. Aralarındaki mesele de hilafetten değil Hazreti Osman ın kanı meselesinden doğmuştur. Hilafet meselesi burada açık değil, zımni bir husustur. Sadece kan davası üzerinden fiili bir durum hâsıl olmuştur. Eş ari ve bazı muakipleri tarafından Ebu Hanife Mürcie ile karıştırılmıştır. Ebu Hanife ameli imandan bir cüz saymayarak tekfirciliğin önünü kapatmıştır. Ona göre amel imanı değil yakini artırır. Yakin ameli bir durumdur imani bir durum değildir. Ebu Hanife buna mukabil, İmam Malik gibi amelde çoğulculuk taraftarı olmakla birlikte siyasi meselelerde veya akaitte bugünkü anlamda çoğulcu değildir. Cafer-i Sadık gibiler imtina ettiği halde İmam Zeyd e ve çıkışına destek vermiştir. Bu anlamda Mürcie den fersah fersah uzak ve amiyane tabirle ve maksadı aşan bir ifadeyle devrimcidir.

MUSTAFA ÖZCAN