MURADI Hüdavendigar…
Osman Gazi oğlu, Orhan Gazi oğlu Sultan Murad Hanı Evvel. Osman Gazi’nin 1326 da vefat ettiği gün, torunu Muradı Hüdavendigar doğmuştur .
Şehzade Murad, askerlikten uzak yetişmiş olmasına rağmen, ağabeyi Süleyman Paşa’yı aratmamış, Trakya’daki fetihleri aynı heyecan ve aynı dirayetle devam ettirirken, babası Orhan Gazi’nin 1361 yılında vefatı üzerine 36 yaşında Osmanlı tahtına oturmuştur.
Anadolu’da bulunan Karaman Beyliği, iki de bir arkadan Osmanlı’ya saldırıyor, Trakya’da devam eden cihada mani oluyordu. Alimlerden fetva alan Murad Han ilk önce Karaman’ın üzerine yürüdü ve hizaya getirdi. Verilen fetvanın özü şu idi:
“Manii cihad ile cihad etmek, en büyük cihaddır ve küffarla cihaddan önce gelir.”
Yani “cihada engel olanlarla cihad etmek, hem kafirlerle cihaddan önce gelir, hem de en büyük cihaddır.”
Sultan Murad Han Peygamber övgüsüne mazhar olmak gibi bahtiyalığın kendisine nasip olması için çalışmak istemesine rağmen, İstanbul üzerine yürümeyi tercih etmedi. İstanbul’u fethetmek için Trakya’dan kuşatmak gerektiğini biliyordu. Bunun için önce Trakya’daki köprü başları ele geçirilmeliydi.
Kısa süre içinde Çorlu, Edirne, Dimetoka, Vardar, Gümülcine, Eski Zağra, Yeni Zağra ve arkasından Sofya fethedildi.
Bütün bunlar Haçlı dünyasını ayağa kaldırmaya yetmişti.
Haçlılar hemen ittifak yaparak 60 bin kişilik ordu ile Edirne yakınlarına kadar geldiler. Osmanlı ordusunun seçkin kumandanlarından Hacı İlbey yanına 5 bin kişilik bir kuvvet alarak bir gece baskını ile Sırpsındığı mevkiinde Haçlı ordusunu darmadağın etti. Böylece Osmanlı’nın Avrupa içlerine doğru yolu açılmış oldu.
Bugün Edirne yakınlarındaki Sırpsındığı denilen mevki halen ziyaretçilerin rağbet ettiği yerler arasında bulunmaktadır. Üzücü olan da şudur ki; her yıl kutlanmakta ve gençliğe örnek gösterilmekte olan Sırpsındığı zaferi son yıllardaki Avrupa Birliği sevdası yüzünden kutlanmayı bırakın, adeta unutturulmaya yüz tutmuştur.
Murad Han sadece cephelerde zafer kazanmakla yetinmiyor, ülkesini kalkındırmak için de olağanüstü çabalara girişiyordu. Bu arada ülkedeki bayındırlık, adalet, müesseseleşme, eser inşası gibi faaliyetlere de hız verilmişti. 1376 yılından itibaren Murat Han ülke içinde asayişin temin edilmesi, ilmi, askeri, kültürel ve adli müesseselerin kurulması gibi önemli işleri başarıyordu. Askerlik sahasında ise, Yeniçeri ocağına nizam veriliyor, ilave olarak da Sipahi Ocağı ve Avrupa’nın yüzyıllarca kabusu olacak olan Akıncı ocakları kuruluyordu.
Evliya Çelebi’den bir cümle okuyarak Akıncı Ocağı hakkında bir fikir edinmek mümkündür:
“Akıncı gazileri daima kılıcı belinde, tüfengi elinde adamlar olup, gece gündüz silahları ile yatarlar. Hatta gusl eder iken ve namaz kılar iken bile, aletleri ve silahları yanlarında hazır durur.. Kuşakları ekseriya “zünnar” da denilen kuşaktır...Bir esir bulunca, onunla bağlarlar, bir kuyudan su çekseler kuşağı ile çekerler. Nice gaziler, esir oldukdan sonra, kuşağını kemend edip düşman kal’alarından firar etmişlerdir... Yoldaşlarını esaretten kurtarmak için her fedakarlığı yaparlar.”
Akıncı sınıfına mensup Osmanlı askerinin; cesareti, kahramanlığı, fedakarlığı, bağlılığı, disiplini ve dayanıklılığı ile yapmış oldukları olağanüstü hizmetler, hala dilden dile anlatılmaya devam etmektedir. Nice romanların yazıldığı, filmlerin çevrildiği bu akıncı askerleri, Osmanlı zaferlerinin alt yapısını oluşturmuş bir sınıftır. Fetih hareketi ise hız kesmiyor, Kavala, İskeçe, Drama, Borla gibi önemli şehirler Osmanlı sınırlarına katılıyordu. Bu Osmanlı yürüyüşü Avrupa’da endişe ile izleniyordu. Bir çare aradılar ve sonunda ittifak etmeye ve yeni bir Haçlı seferi açmaya karar verdiler.
Böylece tarihlere 1. Kosova Savaşı diye geçecek olan bir savaşın sathı mailine girilmiş oldu.
1389 yılında meydana gelmiş bulunan bu savaş ve Muradı Hüdavendigar’ın neden bu yazıya konu olduğunu inşallah yarın yazalım.