Tenkidi, ele alınan eserin künhüne vakıf olma, onunla ilgili keşif ve ihyalarda bulunma, olumlu ve olumsuz yönlerine dönük hükümler verme olarak tanımlayabiliriz.
Tenkit, sanat eserini mensubu olduğu alan içindeki (burada söz konusu alan şiirdir) konumu, anlamı, sembolü, mantığı vb bakımından adlandırır.
Buna göre, iyi bir tenkit yönteminde öncelikli olan, ele alınacak nesne değil, ona nasıl yaklaşılacağı, ne tür esasların kullanılacağı, hangi disiplinin uygulanacağıdır.
Bunları düşünmek, iyi bir tenkid yönteminin (metodolojisinin) sınırlarını çizmektir: Fikrî bir içerik, ele aldığı nesnenin özünü kavrama, açıklama ve çevresini doldurabilme, benzerlerinden ayırt edebilme, yeniden kurgu ve üretim bu yöntemin ana dinamikleridir.
Peki, bu sayılanları kim ya da kimler yapacak
Biz onlara münekkit veya eleştirmen diyoruz...
Münekkitlerde olması gereken özelliklerden bir kısmını önceki yazımızda ele almış, ortak bir tenkid dilinin öneminden bahsetmiştik. Dil ile ilgili hususlara (bunlardan özellikle şiire ait biçim ve içerik terimlerine) tekrar dönmek şartıyla, araya giriyor ve "yetkin" bir nünekkidin "iç dinamikleri"ne gelmek istiyoruz.
"İdrak gücü"nün yüksekliği ve "muhakeme yeteneği"nin üstünlüğü, sözkonusu dinamiklerin başında gelir. Dikkat edilirse, bunlar mütefekkirlere ait niteliklerin de başında gelir. Demek ki, münekkit, her şeyden önce mütefekkir olmalıdır. Mütefekkirlerin, aklî ilkelere ve parlak zekaya sahip oldukları herkesçe bilinir.
Bir eserin künhünü, keşfini, ihyasını kendisine "iş" edinebilecek bu mütefekkir kişi, sanılmasın ki katı bir "madde bilim" uzmanıdır. Doğrusu, buraya kadar söylenenlerden böyle bir sonuca ulaşanlar bulunabilir. Kesinlikle diyoruz, çünkü, yine aynı "iş"in "hâmili" olacak mütefekkirin kişisel duygularını, tecrübelerini ve dünya görüşünü unutmuş değiliz.
Bunları unutmadığımız gibi, biraz da açmak gerekir diye düşünüyoruz.
Şiir tenkidiyle ilgilendiğimize göre, münekkide ait "kişisel duygu"nun karşılığı sanırım anlaşılmıştır: Şairane duyuş, düşünüş...
Bu, art bir niyetle, münekkidin aynı zamanda şair olması anlamına çekilebilir. Hayır, söylenen sadece şudur: Bir şiirin münekkidi, bir şairin neyi, nasıl ve niçin duygu ve tasannu ortamına, diğer bir ifade ile, "bedii tefekkür" (estetik) sahasına aktaracağını çok iyi bilmelidir. Kuşkusuz, kolay bir lokmadan söz etmiyoruz. Münekkidin en çok zorlandığı alan burası olduğunu, üstelik, bu yönü zayıf olan pek çok "eleştirmen"in çeşitli "çuvallama"larına tanık olduğumuzu da belirtiyoruz. İlgili örnekleri, gelecek yazılarımızda daha somut (kişi bazında) bir şekilde bulacağınızı söyleyerek geçiyoruz.
Münekkidi "sadece kuralları uygulayan birisi" olmaktan çıkaran, hatta üst paragraftaki meseleyi de bir dereceye kadar gidermeye yarayabilecek olan husus "tecrübe" denen ve uzun yaşamalar sonucu elde edilen birikimleridir. Dikkat edilirse, tecrübe adlı bu hazine de kişisellik arz etmektedir.
Kuşkusuz, herkes mensubu olduğu bir dünya görüşünün dilini konuşur. Oradan bazı aklî ve mantıkî algı biçimleri edinir. Bazı "tarafsızlık" masalcılarının arzuladığı gibi, münekkidin vereceği hükümlerde bu dünyaya ait etkenlerin bulunmaması düşünülemez. Üstelik böyle bir şeyi arzu edenlerin de "bî-taraf" değil, "bir taraf" oldukları ortadadır.
Bütün bunlardan sonra, her şeyin olduğu gibi, gerek münekkidin gerekse yönteminin değerini belirleyecek esaslı hakem "zaman"dır. Bu yüzden, münekkit günün moda ve genel geçer değerlerine önem vermez, onlara aldanmaz. Ele aldığı eser üzerindeki tasarruflarında bunları kaale almaz.
Bitirirken, sıkça sorulan "Şiirimizin niçin münekkidi yok " sorusunun cevabı da ortaya çıkmaya başlamıştır sanıyoruz.