Mumla aydın aramak

Abone Ol

Aydın kimdir?

Çok farklı tanımlar yapılabilir.

Hepsi bir tarafa, asıl önemlisi aydın olmanın alamet-i farikası sayılabilecek unsurlardır.

Bugün üç çeşit aydın tavrından bahsetmek mümkün.

Bir; Yazdıkları ile söyledikleri sadra şifa olanlar.

İki; Yazdıkları ile söyledikleri birbirini tutmayanlar.

Üç; Yazdıkları ve söyledikleri itibarıyla yoğun eleştiri alıp duruş itibarıyla takdir toplayanlar.

Yazdığı söylediğine, söylediği eylediğine denk düşene çok rastlamasak da böylesi ‘nûrunalânûr’ sayılabilir.

‘Duruş’ sahibi aydınların kitaplarını tekrar tekrar okumaya hiç gerek yok. Onların duruşları haklarında kanaat oluşturmakta yetip artıyor bile. Duruşu ve takındığı tavır itibariyle yazıp söyledikleriyle çelişen adamların aydın olarak kendilerini bile aydınlatmaktan uzak olduklarını söylemeye gerek yok.

Bu memleket Tanzimat’tan beri bir aydın yabancılaşması yaşıyor; bunu biliyoruz.

Lakin aydınların kendi kendilerine karartma uyguladıkları yeni görülen bir şey.

Metinlerde imla hatası arayanlar keşke biraz da mantık, bağlam ve de bakış hatalarına dikkat çekmiş olsalardı ne iyi olurdu.

Yaşadığı zamana tanıklık edecek, toplumun çarpan kalbi ve atan nabzı olacak aydınları çaresiz kuytularda mumla arıyoruz.

KARAR VERMEK ÜZERİNE BAZI ŞEYLER

Çağın en zor düşünsel seviyesi duracağı yeri bilmek, yani karar verebilmektir.

Karar aklın ve kalbin itminan bulduğu şeydir.

Araya giren şeylerin kafaları karıştırıp, zihinleri bulandırdığı bir ortamda düşünceye nokta koymak mümkün değildir.

Birden fazla yol ve seçenek insanın güzergâhını uzatıp karmaşıklaştırabiliyor.

Benzerler arasında farklı ya da haklı olanı ortaya çıkarabilmeye tefrik melekesi diyoruz.

İşte bugünün koşullarını zorlu hale getiren şey budur!

Eş seçerken de, herhangi bir işe girmek için son sözü söylerken de, düşünce, fikir ve inancımızı bir mesnede isnat ederken de bir sürü koridor yürüyüp labirentleri dolanmak zorunda kalabiliriz.

İşin içinden çıkamayıp olduğu yerde kalanlara ‘kararsız’ diyoruz.

Kararsızlar bir konuda karar vermek zorunda kaldıklarında üzerinde hiç kritik yapamayacakları seçeneği işaretlerler.

İşaretledikleri seçeneğin peşine düşmez, onu savunmaz ve onun zihni meşgul eden tasallutundan kurtulmanın rahatlığıyla yetinirler.

Karar vermek uzun bir yolculuktur.

Kimi zaman yolcu gideceği yeri otobüs terminale ulaşınca belirler. Oysa orası çoktan geride kalmıştır.

Kararsız zihinler durup düşünmedikleri için seyir halinde seçeneklerden birini işaretlemeye kalkarlar. Çoğunlukla da zihinsel kaymaya maruz kalıp yanlış şıkkı işaretlemiş olurlar.

Almak vermekten daha kolaydır; karar almak da karar vermekten daha az meşakkatli.

Aldığınız kararın bir ucundan tutan başkası ya da başkaları vardır, fakat verilen karar sadece sizi bağlar. İpi kendi dilinize en yakın yere bağlamak zorundasınız.

Kararlılıkla yola çıkanlar ancak isabetli kararlar verebilirler.

Ne az ne çok, gerektiği kadar ve kararınca…

SAHİ SEÇMELİ DİN DERSLERİ DİYE BİR ŞEY VARDI DEĞİL Mİ?

Size ne söylüyorum, şayet çocuklarımızın ve gençlerimizin daha sağlıklı din eğitimi almalarını istiyorsak okullardaki seçmeli din derslerini ciddiye alalım ve öğrencilerimizin isteklerini yok saymayalım.

Seçmeli din derslerinin seçilme oranı ve de seçilmesini geçiştirme ya da engelleme oranı nedir? Bunun mutlaka tespit edilmesi şarttır.

Yeniden şikâyet ettiğimiz noktaya sürükleniyoruz. Gençleri sadece matematiksel sonuç alacakları derslere yönlendirip seçmeli din derslerinin çeşitli bahanelerle üstü örtülüyor.

Bu vebaldir ve bu konuda ihmalkâr davranan öğretmen ve idareciler bunun altından kalkamazlar.